Küresel ticaret ve eşitsizlik
Erinç Yeldan
Son Köşe Yazıları

Küresel ticaret ve eşitsizlik

03.10.2018 09:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bu yazımız, geçen haftaki yazımızda ele aldığımız teknolojik gelişmelerin artan sömürü ve derinleşen eşitsizlik tartışmalarının devamı niteliğinde. Bu hafta küresel eşitsizliğin bir başka boyutunu ele alacağım: Hiper-uzmanlaşmaya dayalı uluslararası ticaret ve yarattığı eşitsizlik ve sosyal dışlanma.
Yirminci yüzyılın son çeyreğine damgasını vuran hiper-küreselleşme döneminin en önemli iki ayırt edici özelliği bir yanda sermayenin hiper-akışkanlığı, diğer yanda da mal ticaretinde aşırı uzmanlaşmaya dayalı yeni iş bölümü idi. Emek ulus devletlerin coğrafi sınırları içerisinde hapsolmuş durumda iken, sermaye (özellikle sanal paraya dayalı finansal sermaye) ulusal sınırları aşan ve yerçekimi yasalarını hiçe sayan bir akışkanlık içerisinde bir coğrafyadan diğerine kâr peşinde koşturabiliyordu. Sermayenin bu serbest akışkanlığı önündeki her türlü yasal düzenleme ise “köhnemiş çağdışı devlet bürokrasisi” olarak nitelendiriliyor ve uluslararası finans kapital tarafından anında cezalandırılıyordu.
Söz konusu “yeni uluslararası işbölümü” dahilinde, ulus-ötesi tekelci şirketlerce tasarım - üretim - pazarlamanın her ayağının küçük parçalara ayrılarak küresel ölçekte en düşük maliyetin olduğu bölgede üretim örgütlenmiş ve her bir malın üretiminde aşama aşama uzmanlaşmanın derinleştirilmesi ile bir “metalar zinciri” oluşturulmuştu. Küresel meta zincirinin bu şekilde örgütlenmesi ve tasarımdan pazarlarda nihai tüketiciye sunulmasına kadar geçen sürecin düzenlenmesi tekelci ulus-ötesi şirketlerin güdümündeydi.

***

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından yayımlanan Eylül 2018 tarihli Ticaret ve Kalkınma Raporu, küresel meta zincirlerine dayalı ticaretin yaratmakta olduğu eşitsiz gelişme ve sosyal dışlanma koşullarını ayrıntılı olarak sunmakta. Kapitalizmin özünde olan eşitsizlik ve şiddet, uluslararası ticaret aracılığıyla yeniden üretilmekte ve gerek emek-sermaye, gerekse sermaye grupları arasındaki gelir uçurumlarını derinleştirmekte, üretim süreçlerini parçalamakta.
Hiper-uzmanlaşmaya dayalı uluslararası yeni işbölümü üretimin her aşamasında teknolojiye ve finansmana ulaşım bağlantılarını parçalayarak, üretimin yatay ve dikey bağlantılarını kopartmakta. Bir yanda işgücü piyasalarını ve emeği parçalanma ve dışlanma yaratırken, bir yanda da sermaye kesimi arasında farklılaşma yaratmakta. Bu süreçte tekelci büyük sermaye sürekli olarak kendi stratejik birikim yasalarına bağımlı enformel, kayıt-dışı ve hiper sömürü sayesinde çalışabilen küçük sermaye oluşumları oluşturmakta, kapitalizmin doğayı ve insanlığın tüm sosyal değerlerini tahrip eden içyüzünü ortaya çıkartmakta. UNCTAD 2018 Raporu’nun ana başlığı “Güç, Platformlar ve Serbest Ticaret Yanılsaması” başlığını taşıyor. Rapor teknoloji ve finans kaynaklarındaki uçurumu ve gelirlerin kutuplaştırılması süreçlerini tüm çıplaklığıyla bizlere sunuyor.
UNCTAD, küresel meta zincirlerine dahil olan ihracat katma değeri incelendiğinde, 2000 sonrasında sermayenin payının küresel boyutta yüzde 3 artarak, dünya katma değerinin yüzde 47’sine ulaştığını belgeliyor. İhracat katma değeri içerisinde sermayenin payı söz konusu dönemde yüksek gelirli ülkelerde ortalama yüzde 2 (yüzde 40.3’ten 42.3’e), Hindistan’da yüzde 4 (yüzde 56.6’dan 60.6’ya); Meksika’da yüzde 8.4 (yüzde 68.3’ten 76.7’ye); Türkiye’de ise yüzde 3.2 (yüzde 59.3’ten 62.5’e) yükseldiği görülüyor. (Evet, yanlış okumadınız ülkemizde ihracat katma değerinin üçte ikisine sermaye tarafından el konulmakta).
Kapitalist birikim yasalarının parçalanma ve eşitsizlik yaratan tahribatı sadece sermaye - emek gelirlerindeki bölüşüm paylarıyla sınırlı değil. Sermaye grupları arasında da, ikincil bölüşüm göstergeleri diye anılan, gelir uçurumu derinleşiyor. UNCTAD verileri küresel boyutta faaliyet gösteren ulus-ötesi şirketler arasında en büyük yüzde 1’lik tekelci işletmenin, dünya ihracatı içerisinde yüzde 57’lik paya sahip olduğunu belgeliyor. Daha geniş bir açıdan baktığımızda ülkelerin tüm ihracatlarının aslında en büyük yüzde 25 şirket tarafından yönlendirildiğini okuyoruz. Uluslararası ticaret ülkeler arasında değil, küresel meta zincirinin ayrıntılı tasarımlarını düzenleyen tekelci ulus-ötesi şirketler tarafından belirleniyor.
Bugün yakından yaşamakta olduğumuz iktisadi ve yönetim krizini bir de küresel kapitalizmin eşitsizlik, sosyal dışlanma ve doğa tahribatı içeren evrensel yasaları açısından değerlendirmemiz gerekiyor. Bu arada “katılımcı demokrasi” diye anılan demokratik hak ve özgürlük beklentilerinin de ne yerel, ne de uluslararası sermayenin stratejik çıkarlarıyla örtüştüğünü; yerel ya da uluslararası burjuvazinin demokratik hak ve özgürlükler üzerine herhangi bir kaygısı olmadığını (hatta demokrasi kurumlarının ayak bağı olduğunu) unutmadan vurgulayalım.

Yazarın Son Yazıları

Amerika’da enflasyon yeniden

Amerika’da enflasyon yeniden

Devamını Oku
19.05.2021
Kârların aşısından halkların aşısına...

Kârların aşısından halkların aşısına...

Devamını Oku
12.05.2021
Girişimci fabrikası üniversiteden enflasyona...

Girişimci fabrikası üniversiteden enflasyona...

Devamını Oku
05.05.2021
Halkın ekonomisi, ‘Özgür İktisat’

Halkın ekonomisi, ‘Özgür İktisat’

Devamını Oku
28.04.2021
Rakamların anlattığı: 128 milyar dolar ve 60 milyar TL

Rakamların anlattığı: 128 milyar dolar ve 60 milyar TL

Devamını Oku
21.04.2021
Mundell ve açık makroekonomi

Mundell ve açık makroekonomi

Devamını Oku
14.04.2021
2018 Ağustos sonrasında enflasyon ve ücretler

2018 Ağustos sonrasında enflasyon ve ücretler

Devamını Oku
07.04.2021
Üniversiteler küresel tehdit altında

Üniversiteler küresel tehdit altında

Devamını Oku
31.03.2021
Halkların Merkez Bankası tarihi

Paranın ve merkez bankacılığının serüveni, insanlık tarihinde görece yeni bir olgu.

Devamını Oku
24.03.2021
Bitmeyen masal: Yapısal reform

Bitmeyen masal: Yapısal reform

Devamını Oku
17.03.2021
Türkiye’de kadın olmak

Türkiye’de kadın olmak

Devamını Oku
10.03.2021
Büyüme, istihdam, bölüşüm üstüne

Büyüme, istihdam, bölüşüm üstüne

Devamını Oku
03.03.2021
Aşı emperyalizmi

Aşı emperyalizmi

Devamını Oku
24.02.2021
24 Haziran 2018 ve sonrası

24 Haziran 2018 ve sonrası

Devamını Oku
17.02.2021
Türkiye İşçi Partisi 60, DİSK 54 yaşında

Türkiye İşçi Partisi 60, DİSK 54 yaşında

Devamını Oku
10.02.2021
Biden’ın üçlemi

Biden’ın üçlemi

Devamını Oku
03.02.2021
Kapitalizmin 1980 dönemeci ve 24 Ocak’lar

Kapitalizmin 1980 dönemeci ve 24 Ocak’lar

Devamını Oku
27.01.2021
Üniversite nedir, ne değildir?

Üniversite nedir, ne değildir?

Devamını Oku
20.01.2021
‘Yeni’ Türkiye’de mutfağın enflasyonu

‘Yeni’ Türkiye’de mutfağın enflasyonu

Devamını Oku
06.01.2021
Ücretli emek, küresel ekonomide ve Türkiye’de

Ücretli emek, küresel ekonomide ve Türkiye’de

Devamını Oku
30.12.2020
Leo Panitch ve ütopyalarımız

Leo Panitch ve ütopyalarımız

Devamını Oku
23.12.2020
Paris Sözleşmesi’nin beşinci yılı

Paris Sözleşmesi’nin beşinci yılı

Devamını Oku
16.12.2020
Salgın günlerinde asgari ücret gerçekleri

Salgın günlerinde asgari ücret gerçekleri

Devamını Oku
09.12.2020
Krize karşı paketler ve büyüme

Krize karşı paketler ve büyüme

Devamını Oku
02.12.2020
19 Kasım öncesi ve sonrasıyla sanayi

19 Kasım öncesi ve sonrasıyla sanayi

Devamını Oku
25.11.2020
19 Kasım’ı beklerken

19 Kasım’ı beklerken

Devamını Oku
18.11.2020
Sınırsız sömürü, dibe doğru yarış

Sınırsız sömürü, dibe doğru yarış

Devamını Oku
11.11.2020
ABD seçimleri

ABD seçimleri

Devamını Oku
04.11.2020
Cumhuriyetin 97. yılında sanayileşme sorunumuz

“Son dönemin en kritik yapısal reformu hayata geçti. Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Sanayileşme İcra Komitesi’ni kuruyoruz. Ekonomi tarihimizde böyle bir vizyon ilk defa hayata geçmiş olacak. Bu komitede, sanayimize seviye atlatacak ve ülkemizi geleceğe hazırlayacak kararlar, ilgili bakanlıklarla birlikte alınacak. (...) Uzun vadeli kamu alımlarını destekleyebileceğiz, böylece sanayide ölçek oluşumunu teşvik edeceğiz. Finansman, gümrük, çevre, altyapı, lojistik ve enerji gibi alanlarda kurumlar arası koordinasyonu hızlandırıp yatırımcının önünü çok net görmesini sağlayacağız. Tedarik zincirlerindeki kritik ürünlerin yerlileşmesini teşvik edip yurtiçi üretim çeşitliliğini zenginleştireceğiz.”

Devamını Oku
28.10.2020
IMF’den dünya ekonomisinin görünümü

IMF’nin yılda iki kez yayımladığı “Dünya Ekonomisi Görünümü” (WEO) raporunun ardından Dünya Bankası ile birlikte düzenlediği yıllık toplantılarının ardından gözler bir kez daha dünya ekonomisinin Covid-19 krizi ve sonrasındaki olası seyrine çevrildi.

Devamını Oku
21.10.2020
Amerikan emekçisinin sağlığı ve yoğunlaşan sömürüsü

Amerika Başkanı Trump’ın Covid-19 virüsüne yakalanması ve neredeyse mucizevi bir biçimde kısa sürede sağlığına kavuşarak görevine geri dönmesi, geçen haftanın önemli başlıklarından birisiydi.

Devamını Oku
14.10.2020
Kalkınmayı planlamak

Ülkemizin yoğun ve yıpratıcı gündemi arasında, geçen hafta sessiz sedasız bir yıldönümü kutlandı: Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) bundan 60 yıl önce 30 Eylül 1960’ta 91 sayılı kanun ile kurulmuştu. Böylece Türkiye, kalkınmasını artık “iktisadi ve toplumsal hayatın bütününü göz önünde bulunduran ve en son tekniklere dayanan yeni ve ileri bir planlama anlayışı içinde gerçekleştirilecekti”.

Devamını Oku
07.10.2020
Eskimiş bir ‘Yeni Ekonomi Programı’

2020-2023 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomi Programı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından dün açıklandı.

Devamını Oku
30.09.2020
Türk Tabipleri Birliği nedir? Ne yapar?

Türk Tabipleri Birliği (TTB) 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’na dayanarak 23 Ocak 1953’te kuruldu. Altmış beş ile yayılmış tabipler odalarına kayıtlı yüz bini aşkın hekimi bünyesinde barındırmakta. Üyelerinin yarısı kamuda çalışan, üyeliği zorunlu olmayan hekimlerden oluşuyor.

Devamını Oku
23.09.2020
K-tipi büyüme: Gelirin eşitsizliği

Ulusal ekonominin seyrindeki inişli çıkışlı dalgalanmaların alfabenin harflerine benzetilerek açıklanmaya çalışılması ekonomi gündemimizin renkli ve popüler uğraşları arasında. Özellikle ilgi çeken harf, V ! Bununla daralan bir ekonominin, aynı hız ve kararlılıkla çıkışa geçeceği vurgulanıyor. Örneğin, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak geçen hafta içerisinde yaptığı açıklamada, “tüm öncü göstergeler Türkiye açısından en kötünün geride kaldığını gösteriyor. 2. yarıda ‘V’ şeklinde toparlanma bekliyoruz” sözleriyle bu beklentiyi dile getirmekteydi.

Devamını Oku
16.09.2020
Türk Tabipleri Birliği Uyarıyor

Bu satırların yazıldığı sırada dünyada toplam olgu sayısı 27 milyon 436 bin kişiyi aşmış; virüs nedeniyle yaşamını kaybedenlerin sayısı 896 bin kişiye ulaşmış idi. 7 Eylül itibarıyla, Sağlık Bakanlığı’nca yayımlanan resmi verilere göre, ülkemizdeki aktif olgu sayısı 281 bin 509 kişi; yaşamını kaybedenlerin sayısı ise 6 bin 730 idi.

Devamını Oku
09.09.2020
Milli gelirin normal halleri

Türkiye’nin milli geliri 2020’nin ikinci çeyreğinde bir yıl öncesine oranla yüzde 9.9 azaldı.

Devamını Oku
02.09.2020
Türkiye’nin enerji sorunu

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, geçen hafta “Türkiye, tarihinin en büyük doğalgaz keşfini Karadeniz’de gerçekleştirdi” sözleriyle kamuoyunda bir süredir beklenmekte olan müjdeyi açıkladı. Erdoğan, 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunduğunu belirterek “Hedefimiz 2023’te Karadeniz gazını milletimizin kullanımına sunmaktır” dedi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da söz konusu müjdeyi “Artık cari fazlayı ve döviz fazlasını konuşacağımız yeni bir dönem başladı” sözleriyle karşıladı.

Devamını Oku
26.08.2020
Döviz kurunda rekabetçi olmak

Türk Lirası’nın uluslararası paralar karşısında hızla değer yitirdiği günlerin ardından konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, dövizdeki pahalılığın vatandaşlar açısından önemli olmadığının altını çizerek “Önemli olan kurun seviyesi değil rekabetçi olup olmamasıdır” dedi ve “Turizmin gelmesi için ihracatçı için benim para birimim daha cazip, daha rekabetçi olsun” görüşünü savundu.

Devamını Oku
19.08.2020
Türk Lirası’nı ve TC Merkez Bankası’nı anlamak

Başlığımızdan yola çıkalım: “Türk Lirası’nın seyrini ve TC Merkez Bankası’nın ne yapmak istediğini anlamak” hiç de zor değil aslında… Bu sorulara yanıt verebilmek için çok derin iktisat bilgisine de ihtiyaç gerekmiyor. Biraz sağduyu, en temel birkaç veriyi izlemek ve önyargılı, bağnaz inançlardan uzak, akılcı düşünmek yeterli. Ama bu saydıklarımız içinde de en zor olanı sonuncusu: Bağnazlık ve kör inançlara değil, bilimsel şüpheye ve aklın üstünlüğüne dayanmak.

Devamını Oku
12.08.2020