Erinç Yeldan

Büyüme, istihdam, bölüşüm üstüne

03 Mart 2021 Çarşamba

Türkiye’nin milli geliri (gayri safi yurtiçi hasılası - GSYH) 2020 yılını ortalama yüzde 1.8’lik büyümeyle kapattı. Milli gelirdeki artışa karşın, Türk Lirası’ndaki aşınmayla birlikte kişi başına gelirimiz 8.599 dolara geriledi. Bu rakam 2009’da gerçekleşen 8.980 dolarlık kişi başına gelirin altında; yani bireysel olarak 2009 krizi düzeyini yeniden yaşamaktayız.

Milli geliri sürükleyen harcama bileşenlerine baktığımızda, gene özel ve tüketim harcamalarının başat olduğu gözleniyor. Özel tüketim harcamaları yüzde 8.2, kamunun tüketim harcamaları ise yüzde 6.6 oranında genişlemiş. Bunlar yanında sabit sermaye yatırımlarında da yüzde 10.3’lük bir artış yaşanmış durumda. Yatırım harcamalarındaki bu hızlı ivmelenmeye karşın, sabit sermaye yatırımlarının hacmi, 2018 düzeyinin hâlâ yüzde 6.5 gerisinde. Dolayısıyla, Türkiye’nin çoğunlukla belirsizlik ve güvensizlik ortamına bağlı olarak 2018’in üçüncü çeyreğinden başlayarak 2020’nin ortasına değin yaşamış olduğu peş peşe yedi çeyrek dönemlik daralmanın olumsuz etkileri daha henüz telafi edilmiş değil.

Milli gelirin üretimi açısından ise sektörler arasında sert ayrışmaların yaşanmakta olduğu gözlenmekte. Finans kesimi yüzde 21.4; bilgi ve iletişim sektörü yüzde 13.7 oranında ivmelenirken, idari ve destek faaliyetleri yüzde 5.2, hizmetler sektörü yüzde 4.3, inşaat ise yüzde 3.5 oranında daralma göstermiş. Pandeminin ulusal ekonomide yarattığı farklı koşullara dayalı olarak sektörlerin bu biçimde ayrışması, iktisat yazınında artık K-tipi büyüme olarak adlandırılmakta. Türkiye’nin deneyimi de bu konuda tipik bir örneği sergilemekte.

Yaşanan büyümenin esas olarak parasal genişleme ve aşırı kredi sunumuna dayanmakta olduğu sıkça dile getirilen bir gözlem. Bu tür büyümenin sonuçları biliniyor: Birincisi (borçla ivmelendirilen) talep artışıyla sürüklenmekte olduğu için enflasyonist baskılar yaratmakta; ikinci olarak da yapısal dönüşümler ve teknolojik ilerleme ile desteklenmediği sürece istihdam artışları son derece cılız (hatta negatif) olmakta. Nitekim eski DPT ve Merkez Bankası uzmanı Zafer Yükseler, 2020 yılı boyunca GSYH yüzde 1.8 artış göstermesine karşın, istihdamın yüzde 4.5, fiili çalışan sayısının ise yüzde 10.3 azalmış olduğu bilgisini paylaşmaktadır. Zafer Yükseler’in vurgusunu sektörel düzeyde irdelediğimizde de anomali derinleşmektedir. Örneğin imalat sanayii sektörünün yıl boyunca yüzde 2.1 genişlemesine karşın, sanayi istihdamı 2019’un eşdeğer dönemine görece 89 bin kişilik kayıp yaşamış; ortalamanın çok üstünde daralma gösteren (yüzde 3.5) inşaatta ise istihdam 101 bin kişi artmıştır!

2020 yılı toplamı boyunca istihdam kaybı resmi istatistiklere göre 1 milyon 103 bin kişidir. Parasal genişleme ve borçlandırma üzerinden gerçekleşen milli gelir artışı istihdamda yaşanan tahribatı önleyememiştir. Bunun ötesinde, TÜİK tarafından paylaşılan resmi veriler, 2020 boyunca istihdam kayıplarının erkeklerde 531 bin, kadınlarda ise 572 bin kişi olduğunu dile getirmektedir. 

Son olarak milli gelir istatistiklerinde hep en son sıraya atılan ve ekonomi gündemimizde de çoğunlukla pek söz konusu edilmeyen -hatta deyim yerindeyse örtbas edilen- bir diğer veri setiyle yazımızı tamamlayalım: Milli gelirin bölüşümü. TÜİK verileri, ücretlilere yapılan işgücü ödemelerinin 2020 yılında sadece yüzde 9.6 artmışken, net işletme artığının (toplam kârların) yüzde 20.2 arttığını paylaşmakta. (Toplam ortalama enflasyonun yüzde 13.5; -emekçileri daha yakından ilgilendiren- gıda fiyatlarındaki enflasyonun ise yüzde 21 olduğunu hatırlayalım.) Böylelikle, işgücü ödemelerinin milli gelir içerisindeki payı geçen yıl yüzde 34.8 iken bu oran 2020 yılında yüzde 33’e gerilemiş; net işletme artığının payı ise yüzde 47.5’ten yüzde 49.4’e yükselmiştir.

Tipik bir istihdam-dostu olmayan büyüme öyküsü...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları