Erinç Yeldan

Türk Tabipleri Birliği nedir? Ne yapar?

23 Eylül 2020 Çarşamba

Türk Tabipleri Birliği (TTB) 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’na dayanarak 23 Ocak 1953’te kuruldu. Altmış beş ile yayılmış tabipler odalarına kayıtlı yüz bini aşkın hekimi bünyesinde barındırmakta. Üyelerinin yarısı kamuda çalışan, üyeliği zorunlu olmayan hekimlerden oluşuyor. 

Özü itibarıyla, TTB Türkiye’deki hekimlerin örgütlü sesidir; tarihi boyunca gücünü devlete yakınlığından değil, emekten ve bilimden almış ve muhalif kimliği ile tanınmıştır. 

TTB’nin amacı, örgütün tanıtım sayfasında şu sözlerle dile getirilmektedir:

- Türkiye halkının sağlığını korumak, geliştirmek ve herkesin kolay ulaşabileceği kaliteli ve uygun maliyetli sağlık hizmeti için çalışmak,

- Meslek ahlakını en iyi şekilde korumak,

- Tıp eğitiminin her alanında söz söylemek… 

Gene tanıtım sayfasından: TTB Uluslararası düzeyde Dünya Tabipler Birliği, Avrupa Tıp Eğitim Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü ile Avrupa tabip birliklerinin oluşturduğu Forum’un üyesi olup toplantılarına aktif üye olarak katılmaktadır. Avrupa Uzmanlar Birliği’nin (UEMS) “assosiye”, Pratisyenler Birliği’nin de “gözlemci” üyesidir. 

TTB temel sorumluluğunun, hekimin sürekli eğitimi alanında olduğunu düşünmektedir. Bu amaçla odalarda hekimlerin eğitimi için mesleki yayınlar yapılmakta, kurslar düzenlenmektedir. Bunlar arasında, Spor Hekimliği, Turizm ve Sağlık Kursu; İşyeri Hekimliği Kursu gibi çalışmalar özellikle hekimlik mesleğinin sosyal yaşamın her alanına en yaygın biçimde ulaştırılmasında büyük önem ifade etmektedir. 

TTB, halk sağlığını ilgilendiren çeşitli konularda tutum belirlemekte, raporlar hazırlamakta, halkı bilinçlendirmektedir. Çernobil felaketinin ardından ivmelenen radyasyon konuları, çevre duyarlılığı, temiz su kaynakları, bulaşıcı hastalıklar, sağlık reform taslakları eleştirileri, sigara bu çalışmaların örnekleridir.  

TTB bütün bunların yanında insan haklarının çeşitli alanlarında (yaşama hakkı, işkence, sağlık hizmetinden yararlanabilme hakkı gibi) yoğun çalışmalar yapmaktadır. 1997 yılında bu çalışmaları nedeniyle PHR (Physicians for Human Rights) kuruluşunca verilen İnsan Hakları Ödülü sahibidir. Türkiye’de de çok sayıda ödüle değer görülmüştür.

Yönetemiyorsunuz, tükeniyoruz

TTB, COVID-19 salgınına dair duyarlılığın ve tedbirlerin artırılması için 14 Eylül -18 Eylül 2020 tarihlerini “Yönetemiyorsunuz, Tükeniyoruz Haftası” ilan etti. Bu bağlamda uyarılarını kamuoyunda şu sözlerle paylaştı: COVID-19 Salgın sürecinin bilimsel yöntem, şeffaf veri ve ilgili tüm kesimlerin katılımı ile etkin ve koordineli bir anlayışla yönetilmesini istiyoruz. COVID-19 salgın sürecinin bugüne kadarki yönetiliş biçimini yetersiz ve kaygı verici buluyoruz. 

Nitekim, TTB basın açıklamasını “AKP hükümetlerinin ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ ile cisimleşen; sağlıkta özelleştirme - performans sistemi ve kamu özel idaresi odaklı milyarlık kiralara neden olan ‘şehir hastaneleri’nin COVID-19 salgını ile insanı değil, sermayeyi ve kârı öncelediği görülmüş oldu. Sağlıkta dönüşüm programı yarattığı tüm sonuçları ile birlikte iptal edilmeli, salgın biliminin öngördüğü üzere kamusal bir sağlık programı hayata geçirilmelidir” uyarıları ile sürdürmekte ve “suçu vatandaşa, yükü hekimlere ve sağlık çalışanlarına yıkanların tarihsel sorumluluklarını yılmadan her gün hatırlatmaya devam edeceğiz!” sözleriyle tamamlamaktadır. 

TTB’nin bu hafta başında yayımlamış olduğu “Covid-19 Pandemisi Altıncı Ay Değerlendirme Raporu”nda Dr. Ali Kocabaş, şu satırları anımsatıyordu: “İnsanların ölümünden büyük oranda sosyal eşitsizlik sorumludur. Salgınlar, ekonomik ve sosyal sınıf ayırımlarını derinleştiriyor ve virüsü daha ölümcül hale getiriyor. Virüsün etkilediği toplumlarda hastalığı daha agğır geçirenler genellikle ekonomik olarak toplumun alt kesimlerinde olan insanlar. Bunun yanı sıra araştırmalar, yoksul kesimlerde virüse yakalanma olasılığının da daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. 

Ali Hoca uyarılarını şu sözlerle bağlıyordu: 

Bu pandeminin siyasal anlamda da sonuçları olacaktır. Daha demokratik bir toplumun inşası, daha demokratik bir siyaset de olabilir, digital gözetimi içeren daha totaliter rejimlere de kayış olabilir.” 

Sağlık emekçilerinin bu haklı uyarılarının hükümet ve siyasi ortaklarınca görmezden gelinerek itibarsızlaştırılmaya çalışılması, söz konusu siyasi kaymanın yeni adımlarından birisi olarak değerlendirilmelidir. 

Not: Bu yazının derlenmesinde değerli hekim dostlarım Dr. Doğan Güneş Tomruk ve Dr. Cengiz Ersezen’in paylaşım ve katkılarından yararlandım. Kendilerine teşekkür borçluyum.


Yazarın Son Yazıları

Türkiye’nin enerji sorunu 26 Ağustos 2020
Döviz sorunu 5 Ağustos 2020
İstihdamın Çöküşü 15 Temmuz 2020