Irak’ta ‘kurtarıcıdan kurtulma’ bölünmesi!

09 Ocak 2020 Perşembe

ABD ile İran’ın kozlarını Irak’ta paylaşması, “filler tepişir çimler ezilir” sözünün bir kez daha yaşanması gibi... 

ABD’nin, İran Kudüs Gücü komutanı Süleymani’yi öldürmesinin ardından İran da önceki gece yarısından sonra ABD’nin Irak’taki Ayn el-Esed üssünü vurdu...

Önce Irak’ın ezilmişliğine girelim...

Öyle bir ezilme ki...

ABD’nin 19 Mart 2003’te başlattığı Irak operasyonu, Afganistan’ın ardından, “sonsuz özgürlük” gibi başlıklarla dünyaya duyurulmuştu. Savaşın birinci yılında Cumhuriyet Kitapları’ndan “Irak Bataklığında Türk-Amerikan İlişkileri” başlıklı bir kitap yayımlamıştık. Kimi dostlar o günlerde takılmıştı:

Balbay sen bu kitabı çıkardın ama daha savaşın birinci yılı. Ya Irak düzlüğe çıkarsa! Demokrasi gelirse! O gün bu kitabı önüne koyarlar!”

Oysa gerçek daha o günlerde görülüyordu. Cumhuriyet’te yayımladığımız ABD planları Irak’tan kısa sürede çıkmamak üzerine yapılmıştı.

Çıkmayacağına göre ne yapacak?

Çıkmamasını sağlayacak, ayakları üzerinde duramayacak, hep ABD’ye muhtaç bir Irak yönetimi yaratacak!

Öyle oldu.

Irak’ta 2003’ten bu yana ölen ya da kaybolanların sayısı 1.5 milyonu aştı. Bir buçuk milyon! Dile kolay... Evini terk edenlerin sayısı 4 milyon. 35 milyon nüfuslu ülkede her sekiz kişiden biri yaşadığı yeri zorunlu olarak terk etmiş.


***


Sıcak duruma gelince... İran, ABD’nin Suriye hesaplarına karşı Esad’ı destekleyip Rusya’nın yanında yer alırken, Irak’a da usul usul nüfuz etti. Irak’taki Şiilerle ayrı ordu örgütlemesi yapacak kadar kurumlaştı.

Son olarak 5 Ocak’ta Irak parlamentosu ABD askerinin ülkeyi terk etmesini öngören bir kararı kabul etti. Kararın bağlayıcı bir yanı yok. Ancak bir irade ortaya koyması bakımından önemli. Ne var ki, Irak parlamentosu bu kararı ortak bir irade ile almadı. Kürt kökenli ve Sünni milletvekilleri oylamaya katılmadı. Şiilerin salt çoğunluğa sahip olması nedeniyle karar parlamentodan geçti.

ABD’nin buna yanıtı şu oldu:

Tabii ki olabilir. Ama biz Irak’taki üsler için, çeşitli yatırımlar için milyarlarca dolar harcadık. Önce onları ödeyin!”

Hem ülkeyi işgal edeceksiniz hem de üste para isteyeceksiniz!

2003’te işgalin başladığı yıllarda, dönemin ABD yönetimi Suudi Arabistan’dan, “Seni Saddam gibi bir şeytandan kurtaracağım, maliyetini karşıla” demişti. Suudi Arabistan da 60 milyar dolardan fazla para vermişti. Sonraki yıllardaki silah siparişleri de kârın kârı!

ABD’ye ilişkin karar Irak’taki bölünmeyi daha da artırmış oldu. Zaten 2003’te üç parça planlanmıştı.

Gelinen noktada Irak’ta toprakların parçalanmasından öte kalpler bölündü. 

Başkent Bağdat’ta adı Osman olanlar Şii mahallesine, adı Ali olanlar Sünni mahallesine giremiyor. Mahalle girişlerindeki kimlik kontrolünde sadece bu isimlere sahip olmak bile öldürülme nedeni!

Bölgeden gelen haberler mezhep çatışmalarının başlayabileceği yönünde. Bir ülke düşünün ki, bölünemiyor bile! 

Kurtarıcının” pençesinde, kurtulmaya çalışırken, birbirine düşüyor.


***


1980-88 yılları arasında yaşanan İran-Irak savaşı Fırat’la Dicle’nin birleşmesiyle oluşan Şattu’l Arap suyolunun paylaşımı nedeniyle çıkmıştı. O savaşın da yaraları henüz sarılmış değil. 

Savaşta bir milyon Iraklı ölmüş, milyonlarca Iraklı cepheden eve sakat dönmüştü.

Bölge sadece petrol değil, su ve suyolları nedeniyle de her türlü gerilime gebe.

Basra Körfezi’ndeki Hürmüz Boğazı’nın bir yanında İran, bir yanında da emirlikler var. Böylece ABD, hiç değilse boğazın bir yanında etkin.

Türkiye, ABD’nin Akdeniz’deki Altıncı Filosu’na aşina. Beşinci Filo ise Bahreyn’de.

Neden?

Çünkü dünyada denizyoluyla yapılan petrol taşımacılığının üçte biri Hürmüz Boğazı’ndan!

O yüzden Basra’dan Hint Okyanusu’na açılan Hürmüz, yedi değil, dokuz kocalı!


Yazarın Son Yazıları

Avrupa Türkleri... 9 Şubat 2020
Suriye toplama kampı... 6 Şubat 2020