Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Tarihi tecrübelere dayanarak ‘Hayır’

Paylaş
instela'da paylaş
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
24 Ocak 2017 Salı

Halkoylamasına sunulacak anayasa değişiklikleri, Meclis’teki çoğunluk partisinin, hükümetin ve devletin başında aynı kişinin olmasını öngörüyor. Bu, tek adam iktidarı ve partiyle devletin bütünleşmesi demek.Önümüzdeki halkoylamasında AKP ve MHP’ye oy veren seçmenlerin bir kısmı eğer “hayır” oyu verecekse ya da sandığa gitmeyecekse, bu nedenden gitmeyecek. Hayır oylarının önde gelmesi, AKP ve MHP seçmenlerinin bir kısmının parti ve devlet bütünleşmesinin ve bir kişinin elinde bu kadar büyük güç toplanmasının herkes için tehdit oluşturacağının bilincine vararak oy kullanmalarına bağlı olacak.
Rejim değişikliği veya sistem değişikliği mi olacağını tartışmanın anlamı yok. İkisi de aynı kapıya çıkıyor. Devletin bütün kurumlarının ve siyasal yetkilerinin bir kişinin eline teslim edilmesinin herkes için bir tehdit oluşturacağını önümüzdeki iki ay zarfında ısrarla her türlü kanaldan ifade etmek gerekiyor. Sadece siyasal ve kültürel konularda değil, iktisadi gelecek açısından da bu güç yoğunlaşması geleceğin belirsizleşmesi ve keyfi yönetimin yarattığı istikrarsızlığı artırma tehdidini içinde barındırıyor.
İktidarın bütünüyle kendisine teslim edildiği kişinin iyi veya kötü olmasının, niyetinin şöyle veya böyle olmasının çok ötesinde bir tehdit söz konusu. Bu tehdit, gücün bu denli yoğunlaştığı, merkezileştiği ve daha fazla özerkleşerek mutlaklaştığı bir yönetim yapısında, sadece muhaliflerin değil, kendini iktidarın yanında görenlerin de her an keyfi bir uygulamanın, keyfi bir kararın mağduru olma endişesi içinde yaşamaya mahkûm olmalarıdır. Önerilen anayasa değişikliği, bu anlamda, hukuk devletinin temelini oluşturan temel güvencelerin herkes için pamuk ipliğine bağlı olması anlamına geliyor. Cumhurbaşkanı ve parti başkanı olarak iki koldan üst yargı kurumlarının üyelerinin tamamını zaman içinde kendisi atayacak olan bir kişinin karşısında hukuk devletinin kurallarını kim koruyacak? Meclis’in mostralık bir kuruma dönüştüğü sistemde, denetim nasıl yapılacak?
Parti ve devlet bütünleşmesinin, bütün güç ve yetkilerin tek bir merciide toplanmasının temel hak ve hürriyetleri nasıl kısıtladığı, iktidarın hoşuna gitmeyen kişi ve çevrelerin nasıl sürekli tehdit altında yaşamak zorunda bırakıldığı konusunda ülkemizde büyük bir tarihi tecrübe var. Bunun askeri darbe sonrası yaşanan diktatörlük dönemleri, tek parti rejimi ya da çoğunluk partisi diktası biçiminde tecelli etmiş farklı versiyonlarını biliyoruz. Herkesin siyasal meşrebine göre kendini mağdur hissettiği versiyon farklı olsa da, bu tekinsizlik ortamının, mağduriyet ve baskıların üzerinde yükseldikleri zemin hep aynıydı. Keyfi yönetimlerin ortak paydası, bütün güç ve yetkilerin bir merciide toplanmasıydı. Bunun seçimle onaylanıyor olması, güç yoğunlaşmasından kaynaklanan keyfi yönetim riskini ortadan kaldırmıyor. Değişiklikler, Türkiye’de farklı biçimlerde tecrübe edilmiş olan bu güç yoğunlaşmasının yeni bir versiyonunu getiriyor.
7 Haziran seçimlerinde, AKP’nin ilk kez Meclis’te çoğunluğu kaybetmesine neden olan birçok etmen arasında, bu partiye oy vermiş olanların bir kısmının cumhurbaşkanının parti başkanı gibi meydanlara inmesi, başkanlık rejimi için kampanya yapmasına karşı duydukları tepki de vardı. “Seni başkan yaptırmayacağız” sloganı etkili olmuş ve AKP seçmeninin bir kısmı bu projeye karşı çıkan partilere oy vermiş, bir kısmı sandığa gitmemişti. Sonra “ya ben ya kaos” stratejisinin nasıl hayata geçirildiğini ve ürkütülen seçmenin geri kazandırıldığını biliyoruz.
Şimdi 2015 yaz ve sonbahar aylarını kat be kat aşan bir kaos ortamında ve idarenin temel hak ve özgürlükleri keyfi biçimde kısıtlama imkânına sahip olduğu OHAL yönetimi koşullarında anayasa değişikliğine “hayır” oyu vermesi için AKP ve MHP seçmenlerini ikna etmek çok daha zorlu bir çaba gerektiriyor. “Hayır” oyu vermeye zaten kararlı olan seçmenlerin omuzlarında büyük ve ağır bir sorumluluk var. AKP ve MHP seçmenlerini, önerilen değişikliklerin sadece muhalifler değil, iktidarın bugün makbul gördüğü kesim, kişi ve çevreler için de büyük bir güvensizlik getirdiğini anlatmak. Bunu yapmak için elimizde farklı birçok tarihi tecrübe var. Yeter ki bütün bu tecrübelerin ortak paydasını açık ve net biçimde ortaya koymaktan imtina etmeyelim.