İyimserlikle kötümserlik arasında

28 Haziran 2023 Çarşamba

İki seçim sürecindeki yazılarımı zihnimden geçirdim. Özellikle parlamento seçimleri sonrasındaki “Bu yenilgi değil” başlıklı yazımı bir daha dikkatle okudum. Yargılamada acele etmiş olduğumu gördüm. Karşı tarafta beklemediği ölçüde sarsıntı yaratılmış olması doğruydu. Fakat bu sadece AKP bakımından doğruydu. Öte yandan MHP gücünü artırmış, İYİ Parti ve HDP umulan başarıya ulaşamamış, üstelik Meclis’e CHP eli ile kırka yakın sağcı ya da sağ eğilimli milletvekili sokulmuştu. Öyleyse bu bir yenilgiydi. Böyle olduğu kısa sürede belli oldu ve giderek sanırım daha da belirginleşecek.

Şimdi en az onlar kadar önemli üçüncü bir seçimle karşı karşıyayız. Bu seçimlerde uğranacak başarısızlık ilk iki başarısızlığı pekiştirecek ve ülke kıyısında durduğu uçurumdan aşağıya yuvarlanmaya başlayacaktır. Böyle bir başarısızlığın başta İstanbul ve Ankara olmak üzere CHP’nin elindeki belediyelerin kaybedilmesinin hesabını bu ülkenin masum, yurtsever, çağdaş insanları önünde hiç kimse veremez.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde öyle sanıyorum ki seçmenin azımsanamayacak sayıda bir bölümü Kılıçdaroğlu’na gönülsüzce oy verdi. Bu biraz da Ekmeleddin İhsanoğlu’na ya da “üniforma sökmek” gibi diktatörce saçmalamalarına ve propaganda çalışmalarının sonlarına doğru kendini tekrar etmesine karşın Muharrem İnce’ye oy vermek gibi bir şeydi. Anketlerin uzun süre en altlarda göstermesine karşın Kılıçdaroğlu önce kapalı kapılar arkasında, sonra açıkça aday olarak ortaya çıktı. Bu çok mu gerekliydi? Bu ısrarda kişisel tutkunun fazlaca ağırlığı yok mudur? Meral Akşener sanıyorum ki bu konuda duyduğu kaygı nedeniyle masayı terk etmişti. Ne yazık ki haklı çıktı. Alelacele bulunan çözüm de oyları belki biraz artırmaktan başka işe yaramadı.

Kılıçdaroğlu propaganda çalışmalarının özellikle sonlarına doğru takdire değer çaba gösterdi. Fakat demek ki anketlerin de gösterdiği gibi eksik olan, eksik kalan bir şey hep vardı ve sonuç bunu doğrulamış oldu.

Sığınmacı oyları, dışarıdaki yurttaşlarımızın oyları bu sonuçta kuşkusuz ki etkendi. Fakat bu etkenlerin de göz önünde bulundurulması gerekirdi. Kaldı ki başarısızlığı sadece ya da büyük ölçüde bu etkenlere, yanı sıra da iktidar partisinin sandık hilelerine bağlamak, kendini temize çıkarmak çabasından öteye geçemez. Yazımın başlığı iyimserlikle kötümserlik arasında olsa da bu ara kötümserlik yararına hızla kapanıyor. Yurtsever, laik, çağdaş, bilinçli hiç kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Kalplerimiz kırık. Canımız sıkkın. Yaşama sevincimizi yitirmiş gibiyiz. Bu ülke, 12 Mart, 12 Eylül dönemlerinde bile böyle olmamıştı.

Çözüm Cumhuriyet Halk Partisi’nde düğümleniyor. 

Ezbere bildiğimiz konuşmaları, görüşmeleri, açıklıktan yoksun açıklamaları medyadan izliyoruz.

CHP yönetici kadroları üzerlerine düşen sorumluluğu çok da umursamıyor görünümündeler.

Baykal döneminde izlettirilen kötü filmleri bir kez daha izliyor gibiyiz.

Sözü uzatmadan bir siyaset bilimci gibi değil (öyle biri değilim çünkü), fakat bir yurttaş, halk insanıyla yakınlığı olan bir sanatçı olmanın kaygıları ve sezgileriyle düşündüklerimi açıkça dile getireyim:

Meydan savaşı yitirmiş bir komutana ikinci kez ordu komutanlığı verilemez. 

CHP’de Kılıçdaroğlu dönemi sona ermiştir.

Sayın Kılıçdaroğlu kuşkusuz artıları ve bir o kadar eksileriyle CHP ve Türkiye siyaset tarihinde yerini almıştır.

Başkanlıkta kalma süresinin uzamasının sonuçları sadece ve ancak eksilerin artması olacaktır. 

Ülkenin taze kana, yeni bir enerjiye, ciddi bir özeleştiriye, gerçekçi bir umuda ihtiyacı var.

Bunun ne zaman ve nasıl olabileceğini kestiremesem de ne kadar erken olursa o kadar iyi olacağından kuşku duymuyorum.

Çünkü iyimserlikle kötümserlik arasında gidip gelmekten yorgun düşen, sonunda bütünüyle kötümserliğe teslim olmak üzere olan insanımız ancak böyle bir yenilenmeyle silkinip canlanacak ve ülkenin karanlıktan çıkma savaşımına heyecanla, bilinçle, tazelenmiş bir umutla omuz verecektir. 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Adam, kadın ve kedi 12 Haziran 2024
Erdal Atabek 5 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları