Barış Doster

Soçi zirvesi ve Türk - Rus ilişkileri

02 Ekim 2021 Cumartesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD gezisinde umduğunu bulamamıştı. Bu rahatsızlığını dillendirdi de. Hemen sonra Türkiye’nin Rusya’dan ikinci parti S-400 hava savunma sistemi alabileceğini söyledi ve Rusya gezisinden memnun döndü. Vladimir Putin’le yapılan baş başa görüşmenin ayrıntılarını bilmesek de sonuçlarını önümüzdeki günlerde göreceğiz, özellikle de Suriye konusunda. Soçi zirvesi sonrası, Erdoğan’ın ABD’yle ilişkilerdeki hoşnutsuzluğunu anlatırken, Patriot ve F-35 konusunu gündeme getirmesi de dikkatlerden kaçmadı.  

Türkiye’nin; Mısır, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle ilişkilerini yumuşatma çabasının, önümüzdeki süreçte Suriye’ye ilişkin bazı hamlelerle süreceği anlaşılıyor. Nitekim iktidarı destekleyen kimi yorumcular, Suriye devletiyle temas kurmaktan bahsediyorlar artık. Mevcut durumda alt seviyede, zaman zaman istihbarat örgütleri düzeyinde yürütülen temasların, daha açık, daha üst düzeyde yapılmasına dönük kimi adımlar atılacak anlaşılan. Putin de uzun zamandır bu konuda ısrar ediyor.  

Dahası bu konunun, geçici koruma altındaki Suriyeli sığınmacılar başta olmak üzere, iç siyasette de karşılığı var. Çünkü Suriyeli sığınmacıları, Suriye devletiyle anlaşmadan, ülkelerine göndermek olanaksız. Suriye devletinin bütünlüğünü de Suriye devletiyle uzlaşmadan savunmak imkânsız. Suriye’yi bölmek isteyen ABD’yle işbirliği yaparak, onu Suriye’de daha çok inisiyatif almaya çağırarak, Suriye’nin bütünlüğünü korumak mümkün değil.  

NEYİN OLMAYACAĞI GÖRÜLDÜ 

Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerinin kapsamı ve çeşitliliği, Moskova’nın Ankara üzerindeki etkisini artırıyor. Çünkü Rusya; üç büyük dış ticaret ortağımızdan biri, en büyük doğalgaz tedarikçimiz, ilk nükleer santralımızı yapan devlet, ülkemize en çok turist yollayan ülke. Türkiye’nin Rusya’da 1.5 milyar dolarlık, Rusya’nın Türkiye’de 6.5 milyar dolarlık yatırımı var. Bunlara bir de S-400 alımını eklersek, kaçınılmaz olarak, Rusya’nın Türkiye’nin ekonomisi, dış politikası, ulusal güvenliği üzerindeki etkisinin arttığını görüyoruz. Karabağ’da, Suriye’de, Libya’da örnekleri var bu durumun.  

Rusya’yla gelişen ilişkiler, ticari, siyasi, askeri yönlerinin yanında, ABD’yle gerilen ilişkilerle, ABD’nin küresel ölçekte gerileyen hegemonyasıyla da yakından ilgili. O nedenle Türkiye’de ABD’nin taşeronu olmaya heves eden siyasetçilerin (sağcı, solcu fark etmez) işi, bugün düne oranla daha zor.  

Müellifi Ahmet Davutoğlu olan, Adolf Hitler’i de hayli etkilemiş Alman jeopolitikçi Karl Haushofer’den mülhem “Stratejik Derinlik” çöktü. Yerine gelen “Değerli yalnızlık” tükendi. İhvan kardeşliği bitti. ABD’nin her zaman, her yerde, her durumda kazanacağına ilişkin ön kabul, nesnel gerçeklik, dünyanın gidişatı karşısında dağıldı. İktidar blokunu besleyen ve ondan beslenen sermaye çevrelerinin talep ve çıkarlarıyla yakından ilgili olan dış politikanın, bu sermaye çevrelerinin yeni beklentilerinden etkilenmemesi de olanaksız.  

Tüm bunların Türk - Rus ilişkilerine yansımalarını da göreceğiz elbette.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları