Hoş Geldin Çocuk!

28 Eylül 2014 Pazar

Taşıdığın döşek senden büyük, senden yaşlı, senden ağır; belli...
Uzun yoldan gelmişsin, çok yürümüş, susayıp acıkmışsın; belli...
Ardında evini, yurdunu, belki aileni bırakmışsın; belli...
Pabucundaki tozdan belli; gözündeki yaştan belli...
Katlanıp küçülmüş, kucağına sığmış yeni yurdun, döşeğin; onu kenara koyup da gözyaşını silemiyorsun kırmızı kazağının koluna...
Yorulmuşsun; belli.

***

Biliyor musun çocuk;
Acının yolları, o geldiğin yollar...
Zulmü de, zehri de iyi tanırlar.
Asırlar geçti, kaderi de kederi de değişmedi:
Unufak olan imparatorluklar, aç biilaç çöle sürülen çocuklar, yerinden yurdundan edilen insanlar, öfkeyle bilenen bıçaklar, çalıştığı için kesilen kafalar...
Bir asır önce, senin küçük adımlarının ulaşamayacağı yerlerde bir masa başında çizilen çizgilerle, buralarda birbirinden ayrıldı evler, memleketler, akrabalar...
Sadece kuşlar geçebildi o görünmez çizgilerin üzerinden; vurulup öldürülmeden...
Üç kuruş ekmek parası için eşeğiyle hududa yürüyenler, paramparça oldu; bazen yeraltında saklanan bir mayına basarak, bazen yerüstünde ateş kusan çelik kuşlarca vurularak...
Onların kan izine basa basa geldin çocuk; bu çileler toprağına...

***

Ama yine de hakkını yemeyelim; kendi evlatlarına bunca zulmetse de, yine de dar gününde konu komşuya kucak açan bir sığınak oldu Türkiye...
Onca yoksulluktan bir muasır medeniyet çıkarabilmek için didindik senelerce; sırf seni kovalayan yobazlık, buralara da hükmetmesin diye... Cehalet ezilsin, fukaralık yenilsin, çocuklar üstüne düzgün elbise giyebilsin, okula karnı tok gidebilsin, o sınırları çizenlerin memleketindeki yaşıtları gibi oynayıp gülebilsin, okuyup iş bulabilsin diye...
Şimdi kıymetini daha iyi anladığımız o medeniyet savaşı sayesinde işte; her dara düşenin, yüzünü, yönünü çevirdiği, yatağını yorganını sırtlayıp geldiği bir diyar oldu bu ülke...
Bir göçmen toprağı, bir muhacirler yatağı oldu.

***

Sanma ki sınırı geçince kurtuldun harpten, kederden, zulümden...
Burada âlâsını bulacaksın.
Bak, tüfekliler var hemen ardında; artık onlarla birlikte yaşayacaksın.
Başını sokacak bir diyar da, başına kakacak bir hıyar da olacak bu ülkede... “Onlar yüzünden işsiz kaldık” diyenlerce saldırıya uğrayacaksın. Belki renginden, belki dilinden, belki mezhebinden ötürü dışlanacaksın. Trafik lambalarında bir kuru ekmek için avuç açacaksın. Belki günü geldiğinde yeniden döşeğini sırtlayıp evine dönmeye can atacaksın.

***

Ama mademki geldin çocuk; başımızın üstünde yerin...
Bil ki acını acısı bilenler de var buralarda...
Seninle ekmeğini paylaşacak, birlikte ağlaşacaklar var.
Seni kovalayan zihniyeti, bu topraklarda yaşatmamak için çırpınanlar var.
Siz o karanlığa esir düşmeyin diye, baskıya, zulme boyun eğmeyin diye, aydınlık bir dünyada özgürce büyüyün diye, hiç ağlamayın hep gülün diye savaşanlar var.
Sen de gel çocuk!
Asırlardır gözyaşına doymadı bu topraklar...
Biraz da sen sulasan ne çıkar.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Niye çıldırdılar? 1 Kasım 2016