Geçen yılın ocak ayında ABD’de Trump’ın başkanlık koltuğunu devralmasının ardından Batı dünyasında Rusya’yla ilişkilerde bir yarılmanın ortaya çıktığını yazmıştık. Batı bir tarafta Ukrayna’ya askeri desteği bir külfet olarak görüp bu savaşa bir an önce son vermek isteyenler (Trump’ın başını çektiği kesim) ile Rusya-Ukrayna savaşını Rusya’yı yıpratmak için bir vesile olarak görenler (İngiltere’nin başını çektiği Avrupa ülkeleri ve ABD’deki Demokratlar) arasında bölünmüştü. Bu da Rusya-Ukrayna savaşının müzakerelerle sona erdirilme imkânının üç yıl aradan sonra, yani Türkiye’nin öncülüğünde İstanbul’da yapılan Rusya-Ukrayna müzakerelerinin İngilizlerin müdahalesiyle sonuçsuz bırakılmasından bu yana ilk kez ortaya çıkması anlamına geliyordu. Bu gelişmeler gerek Rus basınında gerekse Rus yetkililerin açıklamalarında, Batı’yı bir bütün olarak suçlayan ifadelerin kaybolmasına yol açmış ve bu çevreler ABD ile İngiltere’yi özenle birbirinden ayırmaya başlamıştı.
Hatırlayacağımız üzere geçen yıl ABD ve Rus liderleri Alaska’da, Anchorage’da bir araya gelmiş ve Joe Biden’ın başını çektiği kesimin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne çıkarmaktan bahsettiği Putin, Trump tarafından kırmızı halılar serilerek karşılanmıştı.
Trump’ın yılbaşından bu yana Venezuela ve İran’a yönelik attığı adımlar da Batı dünyası içindeki çatlaktan yararlanmak adına Rus basınında temkinli ifadelerle eleştiriliyordu.
LAVROV’UN SÖZLERİ
Ne var ki Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un önceki gün verdiği bir röportaj, Trump yönetimiyle Kremlin arasında hiç de balayı havasının esmediğini ortaya koydu. Trump döneminde ABD’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımların kaldırılmadığını söyleyen Lavrov, bundan da ötede Trump’ın yeni yaptırımlar koyduğundan bahsetti. Dahası Rus devlet petrol şirketleri Lukoil ile Rosneft’e yaptırımların, Alaska’daki liderler zirvesinden sadece birkaç hafta sonra alındığını dile getirdi. Trump’ın Rusya’yla karşılıklı faydaya dayalı ticari ilişkileri geliştirerek Ukrayna konusunda uzlaşma söylemini de eleştiren Lavrov, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin de hiçbir şekilde iyi gelecek vaat etmediğini kaydetti (Geçtiğimiz günlerde de Lavrov, Venezuela Cumhurbaşkanı Maduro’nun kaçırılmasından sonra Venezuela’da Rus firmalarının dışlanmaya başladığını söylemişti). Ukrayna konusunda Kiev’in ne dediğine değil, ABD’nin ne dediğine baktıklarını söyleyen Lavrov, ABD’yle diyalog konusunda hâlâ umutlarının olduğunu söyledi.
Bu röportaj, Rusya yönetiminin, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Trump’a karşı ilk defa bu kadar açık şekilde yaptığı bir eleştiri olma özelliği taşıyor.
ABD’NİN MOLDOVA VE BELARUS KARTI
Aslında Trump ile Putin arasında açıktan olumlu bir hava estirilse de ABD’yle Rusya arasında, Rusya’nın en hassas olduğu Doğu Avrupa üzerinde, sessiz sedasız bir güç mücadelesi kendini gösteriyordu. Örneğin Rusya’nın batı sınırında Moskova’nın sorun yaşamadığı tek ülke olan ve özellikle 2020’den beri iyice Rusya’nın etkisi altına giren Belarus, Trump’ın ilk kancayı taktığı ülkelerden biri oldu. Geçen yıl, ABD Dışişleri Bakanlığı Doğu Avrupa Dairesi’dnen Christopher Smith, Belarus’u ziyaret etti ve hemen ardından Belarus’a yaptırımlar kaldırılmaya başlandı. Smith benzer bir ziyareti de Moldova’da ayrılıkçı yönetimin bulunduğu Transdinyester’e yaptı. Rusların Moldova’daki tek dayanak noktası olan bu bölgede de Rusya’nın altının oyulduğu görülüyor. Ukrayna’ya ise Avrupa ülkeleri üzerinden (bu sefer hibe olarak değil parasıyla) silah sevkıyatı devam ediyor.
Tüm bunlara ABD’de bu yılın sonlarında yapılacak ara seçimleri, yani Trump’ın iç politik nedenlerle de sertleşmesi gerekeceğini eklersek Doğu Avrupa’yı gergin bir yılın beklediğini söylemek yanlış olmayacak.