Deniz Yıldırım

Kaynak değil, siyaset sorunu

22 Ağustos 2020 Cumartesi

Her cuma bir müjde; gün aracılığıyla dünyevi siyasete ilahi sahne. Şaşırtıcı değil. Hafta tatili tartışması ne zaman çıkar, meraktayız.

Yeni müjdeyi de dün öğrendik: Karadeniz’de doğalgaz kaynağı bulmuşuz. Sevindirici, buna kim sevinmez? Türkiye’nin dışa bağımlılığının azaltılmasını, kendi kaynaklarını kullanmasını bu ülkeyi seven kim istemez? Fakat buraya sıkışan, konuyu sadece buradan tartışan da kaybeder.

Peki, tartışmanın doğru ekseni nedir?

Mesele kaynakların varlığında yokluğunda değil; bu kaynakların nasıl ve kimler için kullanıldığındadır. Yoksa zaten kaynaklarıyla, doğasıyla zengin bir ülkeyiz, cennet bir coğrafyadayız.

Su kaynaklarımız bol mesela; ama gidin ve görün şimdi, fabrika atıklarıyla kirlenen nehirler, define avcılarınca boşaltılan göller, HES borularının içine hapsedilmiş gürül gürül dereler bu coğrafyada değil mi? Kaynağımız var mı? Var. Şirketlere, yandaşlara, yağmacılara göz yumuldukça, suyumuz tükenmeyecek mi? Sahi, suyu bunca bol ve bereketli bir ülke, niye damacana sulara, plastik şişelere mahkûm edildi? Ne oldu çeşmeden akan suya? Ve niye zam yağıyor su faturalarına?

Yerin üstü kadar altı da kaynakça bereketli. Altın mesela. Siyanürle altın arayacağız diye talan ettikleri güzelim dağları, yemyeşil kırların son halini hiç görmedik mi? Kaz Dağları’ndan Cerattepe’ye, Fatsa-Ünye madeninden Bergama’ya tablo farklı mı? Kaynak var da, çıkaranlar kim? İngiliz şirketleri, Kanada şirketleri ve yerli” ortakları... İktidar destekli ekonomik programın uzantısı olan ayrıcalıklı ihaleler, projeler; çevreyi, doğayı, yaşamı tehdit eden çıkarma şeklinin arkasındaki garanti değil mi? Kaynağın olup olmaması mı mesele; halk için, doğayla uyumlu olarak kullanılıp kullanılmaması mı bu durumda?

Kömür madenlerimiz de var. Yerin altında bir başka kaynak. Soma’da 301, Ermenek’te 18 işçiye mezar olmadı mı? Kaynaklar var da; işçiyi korumadıktan, tarlasında toprağında ürettiğiyle geçinemez hale getirilen köylümüzü en kötü, en güvencesiz şartlarda madene inmeye mecbur bıraktıktan sonra, o kaynaklar kim için, kimin yararına? Kaynağın olması yetti mi? Asıl mesele adil, hakça bölüşüm değilse, küçük bir azınlığa mıdır o müjde?

Fındık bizde, dünyanın üretim kaynağıyız deyim yerindeyse. İyi güzel de, kim kazanıyor? Üreten mi, yoksa tüccar mı, aracı ve tefeciler mi, uluslararası çikolata tekelleri mi? Kaynak var da, kime yarıyor? Fındık üreticisi geçinemeyip niye büyükşehrin, inşaatın ve madenin yolunu tutuyor? Soran var mı? Kaynağı üreten, kaynaktan yararlanabiliyor mu?

Ya insan kaynağımızın hali?

Kaynak demişken; bir de müthiş iyi, birikimli bir insan kaynağı var bu ülkenin. Genç, dinamik, yetişmiş bir nüfusu. Kaynak var da, nasıl kullanılıyor? Yeteneksizi, niteliksizi kayırma düzeni bir yanda; emek verip tırnaklarıyla kaza kaza çalışanlar hakkını istedi mi, eleştirdi mi, susturma ve ceza düzeni diğer yanda. Yüz binlerce gençse işsiz, gelecek kaygısı dorukta. Bir iki partiye, birkaç tarikat yapısına, bazı ailelere yakınsan yerin hazır. Ya geriye kalan büyük çoğunluk, o büyük insan kaynağı ne yapıyor? Kimisi eve kapanıyor, kimisi yurtdışına gitmenin yollarını arıyor. Kaynağımız var da; nasıl kullanıldığı ortada değil mi?

Rezervdi, kaynaktı demişken; sahi dişimizden tırnağımızdan artırdığımız paralardan biriken Merkez Bankası rezervleri niye eriyor son yıllarda? Kaynak yokluğu meselesinden çok, başımızdaki asıl dert, ısrarla izlenen yanlış politikalar olmasın?

Özetle, kaynağı var bu ülkenin. Emeğimizle, ekonomi kötüleştikçe sırtımıza bindirilen vergilerle, ürettiklerimizle biz yaratıyoruz bu kaynakları. Yaratıyoruz da; kime, kimlere gidiyor? Hazine garantili ihalelere, geçiş garantili köprülere; inşaata, ranta, 10-15 firmaya.

Tablo böyle olunca; meseleyi kaynaklar üzerinden değil, kaynakların nasıl ve kimler yararına kullanıldığını tartışarak ele almak gerekir. Yani sorun kaynak sorunu değil, siyaset sorunudur.

Öyleyse nedir iktidarın bu apar topar “siyasi” müjdesinin hedefi: “Ekonomi kötü, döviz yükseliyor. İşsizlik ve pahalılık evlerde hissediliyor. Çare bulamıyormuşuz havası yayıldıkça yayılıyor. Size bir umut sunmamız gerek. Buyurunuz umut; az daha sabredin, sıkın dişinizi; 2023’te işler düzelecek. Kaynağımız yoktu; bulduk, düzelecek.” Mesajın özü budur. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunları kötü yönetim yerine kaynak eksikliğiyle açıklama hamlesidir bu. İnanmaya hazır olan inanır; inanmayan, bunca kaynakla ülkenin getirildiği yere bakar ve buradan çıkış aramayı sürdürür.


Yazarın Son Yazıları

Geçinemeyenler 28 Ekim 2020
Kar ve Kars 10 Ekim 2020
65 yaş ve üstü 30 Eylül 2020
‘Adalet Hareketi’ 26 Eylül 2020
Kültür veya turizm 16 Eylül 2020
40 yıl sonra 12 Eylül 12 Eylül 2020
Ayaktakiler ve oturanlar 9 Eylül 2020