Deniz Yıldırım

Otoriter rejim emekçiye karşıdır

08 Temmuz 2020 Çarşamba

Özelleştirme, güvencesiz çalıştırma, sendikasızlaştırma, aşırı kâr hırsıyla az işçiyi çok işe koşturup hakkını vermeden emeğini sömürme… Türkiye’nin 12 Eylül darbesinden sonraki sosyal modeli budur; bunu iyiden iyiye yerleştirense 18 yıldır iktidarda olan AKP’dir.

Özelleştirmeler bu dönemde rekor kırdı, işçi ölümleri bu dönemde katlanarak arttı. Birileri zenginleşiyor, birileri de ya ölümle ya da yoklukla sınanıyor.

Tesadüf mü? Değil elbette. Halkın kazanılmış haklarını elinden almayı; özelleştirmelerle malını, mülkünü yerli, yabancı acentelere dağıtmayı; işçiyi patron karşısında yapayalnız, sendikasız bırakıp sonuna kadar sömürülmesinin önünü açmayı ancak zorlayıcı bir siyasal düzenle kabul ettirebilirsiniz.

12 Eylül darbesi bunu askeri zor yoluyla yaptı. Patronlar, “şimdi gülme sırası bizde” diye boşuna demiyorlardı. Bugün de böyle. Bunca özelleştirmeyi, bunca güvencesiz çalıştırmayı ve yokluğu, bunca işçi ölümünü, bunca kayırmayla adam yerleştirip milyonları işşiz bırakmayı sadece gönül rızası kazanarak aklayamaz hiç kimse. Bu da bir zor düzeni gerektirir.

Nitekim bu da oldu. AKP adım adım ördüğü fiili otoriter düzeni, mühürsüz bir anayasa referandumuyla resmileştirdi. Adına başkanlık sistemi dediler; sermayenin ve siyasi iktidarın denetimsizliğini eşzamanlı olarak güvence altına aldılar. Eldeki yetkilerle, yeri geldi “milli güvenlik”, yeri geldi “olağanüstü hal” gerekçesiyle işçi grevlerini ertelediler; yeri geldi, virüs bahanesiyle, hak arayanların toplanma ve gösteri özgürlüğü, yani anayasal hakları ellerinden alındı. Medya da büyük oranda susturuldu ki, bunlar görülmesin, duyulmasın. Halk haberdar olmasın.

Bizde çoğu zaman yapılan hata, kurulan bu otoriter rejimin üzerinde yükseldiği sınıfsal dinamiği yok saymaktır. Oysa bu otoriter rejimin bir sınıf karakteri var. 

Sakarya’daki patlama

Son olarak Sakarya’da bir havai fişek fabrikasında patlama oldu. Daha önce de birkaç kez patlama olmuştu; ders alındı mı? Hayır. “Şu gazeteci bizi şöyle eleştirmiş, şu akademisyen bizim için sosyal medyaya şunları yazmış, şu öğrenciler dislike butonuyla bizi beğenmediklerini ilan etmiş” diyerek her şeyden haberdar olduğunu, herkesi izlediğini, her durumu kontrol altında tuttuğunu ima edenler; her ne hikmetse, göstere göstere gelen Sakarya’daki patlamayla ilgili kör ve sağır olmuş.

Diyebilirsiniz: “Ama yeni sistemde sorunları hızlıca çözmek mümkün, sonuçta ‘yürütmede çokbaşlılık, bürokratik yavaşlık’ ortadan kaldırıldı.” Yeni sisteme geçildiğinden beri otoriterlik, her şeyi tek kararnameyle belirleyebilme gücü, işçinin, emekçinin çalışma koşullarına, yaşam şartlarına, iş güvenliğine; sermayenin daha sıkı denetlenmesine gelince niye işlemiyor acaba?

Yanıtı belli. Bu otoriter rejimin bir sınıfı, bir tarafı var çünkü.

Bu ne demek? “Otoriter rejim dediysek, herkese karşı otoriter değil” demek. İşçiye otoriter, gariban köylüye otoriter, siftahsız dükkân kapatan esnafa, pazarcıya otoriter; günlerce ölümüne çalışmak zorunda kalan sağlık emekçisine otoriter; halkı doğru bilgilendirmeye çalışan akademisyene otoriter; gerçekleri yazan gazeteciye, işsizliğe, adamını bulma düzenine itiraz eden gençlere otoriter. Ama yandaşa, patrona, semirdikçe semirmek için kuralları askıya alanlara, milleti bölüp iç savaşla tehdit edenlere, Atatürk’e hakaret edenlere karşı hükmü yok o otoriterliğin.

Yoksul köylüyü, işsizlik ve parasızlıkla sınanan gariban halkı, geçmişte patlamaların yaşandığını bile bile o fabrikaya ölümüne sokan mecburiyet düzeni bu; bu ekonomik cebir görülmeden yeni rejimin otoriterliği üzerine konuşmak, havanda su dövmektir. Bakın, fabrikada çalışmış ya da çalışmakta olan işçilerin basına yansıyan cümlelerinden aktarıyorum. Patlamada eşini kaybeden, kendisi de “sigara içiliyor” diye şikâyette bulunduğu için işten çıkarılan bir işçinin sözleri: “Oraya ancak muhtaç olan biri gider. Ben de muhtaçtım.” “Bu fabrikanın kaçıncı patlayışı. Her patlamadan sonra isim değiştirilerek yeniden kurulmaz ki. Neden incelemiyorsunuz?”

Fabrikada çalışmış bir başka işçinin sözleri: “Burada çalışan insanların hepsi ihtiyaç sahibi. Yokluk olmasa kimse burada çalışmazdı. (BBC Türkçe haberi)”

Bir başkası: “Patlayacağız diye uyardık. Biz işçiyiz, onlar müdür; sözümüz geçmedi. Denetimciler birer yemek yer giderdi.

Denetimsiz fabrikalar, güvencesiz işçiler, yokluktan o şartlarda çalışmaya mecbur kalmış köylüler… Kendiliğinden mi oluyor bunlar?

Saray merkezli yeni sistemin otoriterliğinin, halkın emeğine, ekmeğine, işine, canına ne fayda getirdiğini biri bana söyleyebilir mi? İşsizlik mi azaldı, pahalılık mı geriledi, işçi ölümleri mi bitti? Bu sistem kimlere yaradı öyleyse? Söylemeye gerek var mı?


Yazarın Son Yazıları

Konuşmayalım mı? 1 Ağustos 2020
Bitmeyen mağduriyet 25 Temmuz 2020
CHP kurultayı 22 Temmuz 2020
Ayasofya ve yeni durum 15 Temmuz 2020
Yeni sistemle iki sene 11 Temmuz 2020
Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020