Bizi kuşatan ölümler

Bizi kuşatan ölümler

27.07.2024 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

Maeterlinck, sembolist olarak nitelendirebileceğimiz tiyatro oyunu “Çağrılmadan Gelen”de, zorlu bir doğumu atlatamamış annenin son anlarını konu alır. Oyun boyunca kör büyükbabanın dışında kimsenin farkına varmadığı ölüm sahnede şöyle bir dolaşacak, ardından anneyi alarak gidecektir. Öyle ya, ölüm, hep hasta yataklarının temiz kokusu, beyaz çarşaflarla hatırlanır. Beyaz periler bir görünür, bir görünmez, kaybolur. Şıpıdık terlik sesi ile kapılar açılıp kapanır. Her halükârda ölüm giz dolu telaş içinde gelir, buhur yükselir, tahta sandıklar kilitlenir. Rahvan atlar bilinmeze koşar, meçhule giden bir gemi limandan kalkar. Dünyanın hemen her yerinde hayatın karşıtı ölüme dair simgeler bildik, fazlasıyla tanıdıktır.

“Sıralı ölüm”ün yükselişe geçen bir hastalık evresinden sonra gelişmesi, geride kalanlar için duygusal hazırlık sürecinin olması beklenir. Ani ölümler ruhumuzu zedeler, tarifsiz bir acı bırakır üzerimizde. Özlem duygumuz şiddetlenir. Bir insanın vefatı doğa kanunu şüphesiz. Buna karşılık özellikle bilge ve sanatçıların sıralı ölümle bile olsa aramızdan ayrılışı, büyük birikimin taşıyıcılarının toprak altına gitmesi can yakıcı. Telafisi olmayan bir boşluk kalıyor geride. 

***

Abidin Dino’nun okumalara doyamadığım Fikret Mualla kitabında kaleme aldıklarını hep aklımın bir köşesinde saklarım: “İpekböceği, kozasını ipekli kumaş tezgâhı uğruna yapmaz ki... Kozanın karanlığında ipliğini örer durur. Başka türlü baş edemez çünkü...” Sanatçılar da başka türlüsü ellerinden gelmediği için kozalarının karanlığına sığınmışlardır. Ama duyguları sözcüklerle algılamak yaşamın damarlarından koparmaz onları. Dünyaya kendilerinin ve insanın doğasında var olan özellikleri tamamlamak üzere geldiklerinin bilincindedir. İnsanın, doğasındaki özgürlük gereksiniminden kopararak köleleştirmek isteyenlerin, egemen olamadıkları bu sanat ve düşünce adamlarına yüzyıllar boyunca düşman kesilmelerinin sırrı tam da budur. Yüzyıllar boyunca egemenler ve uyduları gizli açık, yasal masal yollardan değişik susturma yöntemleriyle çıktılar karşılarına. Duyarlılığın yaratmadığı noktalarda sürgünler ve öldürümler yaşandı. Bunlara ürettikleriyle direnenler oldu. Bir yaz günü arka arkaya duyduk bu direnci taşıyanların ölüm haberini: Ferit Edgü, Erhan Karaesmen ve Afşar Timuçin

***

Ferit Edgü, düşünselliğin uç noktalarına uzanan, arayışını her defasında okur için beklenmedik noktalara çıkaran, buna karşın ne yaptığının farkında olan bir aydın/yazar portresi çizdi hep. Paris yıllarından süzdüklerinin üstüne her defasında yenilerini eklemeyi bildi. Resim birikimini algı ve bilinç ilişkisiyle katmerleyerek yazınsal bakış açısına taşıdı. O/ Hakkâri’de Bir Mevsim romanında bir ötekinin hikâyesi son derece politik bir yerden sunuluyor ama o sözün kıymetinin altını çizmeye ısrarla çalışıyordu. Minimal öykülerinde gizli bir muziplikle harmanlanan bir tarzın da öncüsü oldu ülkemizde. Tek kelimeyle her çalışmasında rafineydi. Ada Yayınları da bizim kuşağa sorumlu aydının yayıncılığına dair önemli bir dersti. 

***

Prof. Dr. Erhan Karaesmen ise hayatımıza bir bilim adamı kimliğinden ödün vermeden anlam ve değer katanlardandı. Uğraşını her zaman sanat ve kültürle birleştiren, bu sayede ülkede Aydınlanmaya ulaşabileceğini öngören, insancıl bir dünya özlemine sahip tam bir aydındı. Kendisini en son çocukluğumda görmüştüm. Babamın sevdiği bir ağabeyiydi. Gazetemiz Cumhuriyet’te ikinci sayfada yazıları yayımlanınca büyük bir merakla okur, ondan öğrendiklerimin peşine düşerdim. 

***

Bu yazıyı kaleme alırken Afşar Timuçin’in kaybını öğrendim. O hayatı boyunca tutarlı ve kararlı duruşuyla örnek bir aydındı. Bizlere estetikten düşünce tarihine hatta halk bilime, romana ve şiire uzanan geniş bir yelpazede çok sayıda kitap bıraktı. Aynı zamanda döneminin iyi şairlerindendi. Şiirini de bir yaşam düşüncesi içinde tartımladı. Bütün büyük adımlarına rağmen hiçbir zaman popülerliğe tevessül etmedi. Gerisinde politik çizgisini bozmama eğilimi yatıyordu. Felsefeyi günlük yaşamın bir parçası olarak ele aldı. 

***

Bu kadar önemli kayıpların ortasında ise geleceğe dair umudumu artıran Urla’da gerçekleşen 11. Toprak Sahne Tiyatro Festivali oldu. Toprak Sahne çatısı altında bir araya gelen tiyatro sevdalısı gençler bireysel çabalarıyla ve olağanüstü özverileriyle bu yıl da bir festival yapmak için kolları sıvadı. Karşılarında bir dev gibi duran ekonomik krizi aşmaya çalışarak Urlalılara farklı sahnelerden ulaşma yolunu tuttu. Ayrıca tiyatroyla ilgilenen gençlere de atölye imkânları sundu. Şunu unutmamak gerekiyor; dünyada en bunalımlı dönemlerde insanın varoluş nedenlerini hatırlatan, yaşama tutunmasını sağlayan tiyatrodur. Savaş dönemlerinde bile yaşam ölüm arasındaki çatışmanın en yoğun olduğu süreçte sorgulama yapma aracıdır. En önemlisi savaş kadar etkin ekonomik yıkıntıların yaşandığı aralıkta insanın yaşama tutunabilmesi elzemdir. Bu nedenle özellikle yerel yönetimler de bu düşüncenin takipçisi olmalı. Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan da festival sorumlularına önümüzdeki yıl daha fazla destek olacağına dair söz verdi. Hep birlikte bu sözün takipçisi olacağız. Kendi adıma gerçekleştirdiğim “Dramaturgi” atölyesinde düşünen, sorgulayan, algısı ve alnı açık genç dostlarımla birlikte olmaktan mutluluk duydum. 

***

Ölümün katı gerçekliği karşında yaşamın gerçekliğini ve umuda tutunmaktaki ısrarımızı yine Afşar Timuçin söylüyor: “Ölümün üstüne sünger çekin/ yaşayandan başkası bilmez yaşadığını.” 

Yazarın Son Yazıları

Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025
Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Devamını Oku
19.04.2025
İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

Devamını Oku
12.04.2025
‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

Devamını Oku
05.04.2025
Hüzünlü bir tiyatro günü

Hüzünlü bir tiyatro günü

Devamını Oku
29.03.2025