‘Aşil’in kalkanı’

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Yunanistan’ı düşünürken aklıma, Homeros’un “İlyada destanındaki Aşil’in Kalkanıbölümü geldi. Auden’in aynı isimli şiirini de anımsadım. Kalkan tüm dünyayı, çelişkileriyle, sorunlarıyla betimleyen kabartmalarla süslenmiş. İkincisi, destanda Kalkan, biri Hektor’un Aşil’in sevgilisi Prokletus’u Aşil sanarak öldürmesini, diğeri de, Aşil’in çılgın bir öfkeyle vahşice kan dökmesini anlatan iki bölüm arasında, Aşil’in savaşa geri dönmesinden önceki durgunlukta karşımıza çıkıyor.
Auden’in şiiri (1952), umut ve düş kırıklığı ikilemini işliyor; önümüze, saldırmaya hazır orduların karşısında bekleşen aç, yoksul kitleleri; adaletsizliklerini kuru istatistiklere dayanarak haklı çıkaranları; “kızların iğfal edilmesi... iki çocuğun bir üçüncüsünü bıçaklaması”, “onlar için yalnızca bir önermedir” gibi gözlemleri koyuyor... Yunanistan’ın sunduğu resim de, “Aşil’in Kalkanı” gibi, umut-düş kırıklığı ikilemini, adeta dünyanın durumunu sergiliyor.
Gerçekten de Yunanistan, AB’nin kriz yönetim modelinin iflas ettiğini bir kez daha kanıtladı. Avrupa Birliği egemenleri, Almanya’nın, uluslararası bankaların devasa mali gücü karşında bekleşen kitlelerin acılarını yok saymak, alacaklıları haklı çıkarmak için karşımıza kuru istatistikleri koydular. Biri şöyle diyordu: “Durum aslında çok basit, borç aldınız ödeyeceksiniz!”; gerisi, ilaç alacak para bulamadığı için ölenler, ailesine bakamadığı için intihar edenler, ev kirasını ödeyemediği için sokağa düşenler, yalnızca birer önermeydi o kadar.
Syriza’nın liderliği, toplantı masalarının etrafına, yoksul kitlelerin karşısında, saldırma anını bekleyen ordular gibi dizilmiş AB bürokratlarına laf anlatmaya, aklın, ahlakın yolunu göstermeye çalıştı. Bu yüzden AB egemenlerinin temsilcilerinde, özellikle Alman mali çevrelerinde büyük nefret, öfke uyandırdılar. Komisyon başkanı, kıdemli antikomünist Donald Tusk, “Avrupa’da aşırı sol bulaşıcılık tehlikesinden” korkuyor, “Avrupa 1968’e benziyor” diyordu.

Hakaret, trajedi, ironi
Syriza’nın liderleri, “aşırılıkla”, “mantıksızlıkla”, “çocukça davranmakla”, “abesle iştigal etmekle”, “sinir bozmakla”, “gereksiz yere ayak diretmekle”, hatta giysi tarzlarıyla suçlandılar, aşağılandılar, “dilenci” muamelesi gördüler. Ama onlar, beş ay boyunca “halka verdiğimiz sözlerden dönemeyiz” dediler, sonra referanduma gittiler. Kendi sınırları içinde artık geri çekilecek yer kalmayınca da, uygulanmasının olanaksız olduğunu IMF’nin bile itiraf ettiği dayatmaları kabul ettiler. Syriza, şimdi bu trajik durumun sonuçlarını yaşıyor...
Bu resmin içinde sol hareketin tarihine, andaki durumuna ilişkin ironik bir bölüm de var: Syriza’yı, olduğu gibi kabul edip hükümetinin getirdiği yeni durumdan, kazandırdığı zamandan nasıl yararlanırız diye düşünmek yerine başından beri yeterince radikal olmadığı için, diğer bir deyişle, gerçeklikle ilgisiz bir bakışla suçlayan kamp, sosyalist hareketin tarihsel olarak birbirinin can düşmanı iki akımının kimi temsilcilerini de buluşturdu; hep bir ağızdan, “ihanet, ihanet” diye bağırdılar...
“Aşil’in Kalkanı”, dünyanın jeopolitik sorunlarına da ışık tutuyor. Örneğin, AB projesinin istikrar kazanması için süreci ilerletecek bir liderliğe, modele gereksinim var. Almanya’nın liderliği, neo-liberalizmin de modeli sunamadığı ortaya çıktı. Yunanistan krizi, AB için merkezi öneme sahip Almanya-Fransa ilişkilerini zayıflattı. IMF üzerinden ABD’nin devreye girmesi, Yunanistan’ın Almanya liderliğini aşan, jeostratejik (Rusya ve Balkanlar) önemini vurguladı. Avrupa Merkez Bankası’nın Almanya’dan (bir olasılıkla Fransa-İtalya bağı üzerinden- IMF’den destek olarak) bağımsızlaşma çabaları Almanya’nın hegemonya projesine bir darbe daha vurdu. AB Komisyonu Başkanı Tusk’ın, Syriza derslerinin etkisiyle direnişin başka ülkeleri de kapsayacak biçimde genelleşmesinden korkması da anlamlıydı.
Tüm bunlara bakarak, “Avrupa Birliği projesi, şimdi İlyada’nın, Aşil’in Kalkanı bölümü gibi, çok daha büyük bir sarsıntı öncesindeki, göreli bir durgunluk döneminden mi geçiyor” diye sormadan edemiyorum.  


Yazarın Son Yazıları

Trump dersleri - II 26 Kasım 2020
Rejim ve realite 29 Ekim 2020
Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020