Bir semptom olarak skandal
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Bir semptom olarak skandal

05.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Açıklanan, Epstein dosyalarındaki, salt bireysel sapkınlıkların, “ahlaksız birkaç zenginin” hikâyesi değildir. Bu dosyalara bakınca (saldırganların adı sansürlü, kurbanların adı açık; dosyaların çoğu hâlâ kilit altında) kapitalist ve erkek egemen uygarlığın resimlerinden birini görüyoruz: Dünyayı yöneten bir “süper-sınıf” (yüzde 94 erkek, ortalama yaş 58) gücü kolektif biçimde kullanıyor, canı çektiğinde hukuki, ahlaki normları askıya alarak kız çocuklarını iç rahatlığıyla, tecavüz, fiziki şiddet, hatta belki cinayet ve organ trafiği yoluyla istismar ediyor.

‘SUPERCLASS’ VE ADASI 

Dosyaların merkezinde bir ada var. Bu ada ortadaki skandalın öyküsüne çok uygun. Tarih boyunca adalar, hukukun, ahlakın geçici olarak askıya alındığı “istisna mekânları” olmuştur. Epstein rezaleti, 21. yüzyıl elitlerinin yalnızca müstehcen servetleri değil, suçu, şiddeti, ahlaki çürümeyi de adalarda gözlerden gizlemeye çalıştıklarını gösteriyor.

David Rothkopf, Superclass (2008) adlı çalışmasında günümüz dünyasında, aynı yönetim kurullarında oturan, aynı mekânlarda, kulüplerde tatile giden, hemen her zaman özel uçaklarla, yatlarla gezen, yaklaşık 6 bin 600 kişinin, ulusal sınırları aşan biçimde milyarlarca insanın hayatını etkileyen kararlar aldığını anlatıyordu. Bu grup, dünya nüfusunun milyonda biri bile değildi ama küresel gündemi belirleyen, “Neyin, normal, mümkün, tolere edilebilir” olduğuna fiilen karar veren bir “ilişkiler ağı” oluşturuyordu.

Bu ağın ekonomik gücü dudak uçuklatacak düzeydedir. Rothkopf’un aktardığına göre, bu elitin yönetim kurullarında oturduğu, dünyanın en büyük 250 şirketinin cirosu küresel GSYH’nin yaklaşık üçte birine eşitti. En büyük 2 bin şirket, doğrudan ya da dolaylı olarak yaklaşık bir milyar insanın hayatını etkiliyordu. Dünyanın en büyük 50 finans kuruluşu yaklaşık 50 trilyon dolarlık varlığı (toplam finansal varlıklar 2007’de 190+ trilyon dolar) kontrol ediyordu. Daha güncel veriler dünya nüfusunun yüzde 0.001’ini oluşturan 60 binden az kişinin, insanlığın en yoksul yarısının sahip olduğu servetin üç katı servete sahip olduğunu gösteriyor. En zengin yüzde 10 toplam gelirin yüzde 90’ından fazlasını alıyor. Dünyanın 3 bin 28 milyarder toplam 16.1 trilyon dolarlık servete sahiptir; dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in GSMH’si 19 triyon dolar.

GÜÇ ÇÜRÜTÜR

Rothkopf’un tanımladığı elit tipi, kendini gücünü sınırsız hisseder ama aynı zamanda kırılgandır; duygusal olarak olgunlaşmamış, kurumsal olarak toplumdan yalıtılmıştır. Epstein’ın çevresinde toplanan tipler de tam olarak bu profile uyuyor. Böyle bir güç yoğunlaşmasının etik olarak masum kalması mümkün değildir. Epstein öyküsünde yaşananlar da bedenlerin (hemen her zaman kadın) metalaştırıldığı, arzunun pornografikleştiği, gücün (erkek) sadist bir şiddetle birleştiği, siyasetin satın alındığı kapitalist bir düzene ilişkindir.

Dosyaların yarattığı büyük sarsıntı, bu yapının kendisiyle de ilgilidir. Nasıl oluyor da tek bir figür, siyaset, finans, akademi ve istihbarat çevrelerinin kesişme noktasına yerleşebilmiş? Bu sorunun cevabı gücün yoğunlaşma biçiminde yatar. Bu ölçekte bir yoğunlaşma, yalnızca ekonomik değil, ahlaki bir iklim de yaratır. Normlar esner, istisnalar kalıcılaşır. Roma tarihçileri -Tacitus, Sallustius- iktidarın merkezindeki ahlaki ve cinsel çürümeyi, siyasi çöküşün belirtisi olarak okurlardı. Epstein dosyaları, tam da bu okumayı anımsatıyor.

Böyle bir egemen sınıf iktidarda kaldıkça meşruiyetini yitirir ama hesap vermeden kurtulursa (ki kurtuluyorhâlâ kimse tutuklanmadı) yol ahlaki nihilizme açılır. Epstein dosyaları bireysel suçtan çok bir ahlaki nihilizmle beslenen kolektif iktidar biçimiyle ilgilidir. Gerçekten de 21. yüzyıl kapitalist uygarlığının tam da bu eşikte duruyor. Cinsel, finansal, hukuki ve entelektüel gücün, ahlaki çöküşün aynı anda, utanmazlıkla, satılık siyasilerle hizalanabildiği bir elit yapıdan söz ediyoruz. Rothkopf’un tarif ettiği süper-sınıf, burada salt soyut bir kavram olmaktan çıkıyor somut bir ahlaki şekillenmenin, bir uygarlığın hastalığının semptomu haline geliyor. Boşuna mı her fırsatta tekrarlıyoruz: “Şimdi canavarların zamanında yaşıyoruz."

Yazarın Son Yazıları

Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026
Biraz da komplo teorisi

Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.

Devamını Oku
04.06.2026
‘Was will Kılıçdaroğlu?’

Sevgili Prenses Marie, O kasvetli Viyana akşamındaki sohbetimizin verdiği cesaretle, bu kez İstanbul’un yapışkan (bu zamanlarda küresel ısınma diye bir şey var) bir gecesinde başka türlü uyuyamayacağımı anlayınca kalkıp bir süredir aklımı kurcalayan bir soruyu sizinle, bu kez bir meslektaşınız olarak paylaşmak istedim.

Devamını Oku
01.06.2026
‘Alea iacta est’

Sezar, Roma’ya doğru yürürken ordusunu Rubicon nehrinden geçirince “Alea iacta est” (Zar atıldı) demiş...

Devamını Oku
28.05.2026
Mutlak butlandan sonra

“O kadar da olmaz!” derken karar çıktı.

Devamını Oku
25.05.2026
‘Arkadaşlar hazır mıyız?’

Küresel düzeyde hemen her ülke için ekonomik, siyasi ve toplumsal riskler hızla artıyor.

Devamını Oku
21.05.2026
Tükidides tuzağında ‘stratejik istikrar’

Trump ve Şi Cinping, Mayıs 2026 Pekin zirvesinin ardından iki ülkenin ilişkisinin sıfırlanmasından söz ettiler.

Devamını Oku
18.05.2026
ABD ve Çin ilişkilerinde yeni dönem

Trump’ın bu hafta Pekin’e yaptığı ziyaret bir diplomatik olayın ötesinde, belki de bir büyük dönüşümün işaretlerinden biri olarak okunabilir.

Devamını Oku
14.05.2026
Neocon Melankolisi ve tuzaklar

Bu yazıları okuyan bir gözlemcinin aklına ilk anda, “Neoconlar gerçekten pes mi etti?” sorusu gelebilir. Bir yorumcu da “imana mı geldiler?” diye sorarak dalga geçiyordu.

Devamını Oku
13.05.2026
Türkiye o resmin neresinde?

Hürmüz Boğazı’nda gerilim tırmandıkça enerji ve gıda güvenliği sorunlarının kesiştiği görülüyor.

Devamını Oku
11.05.2026
IV. kriz farklı...

İran savaşının tetiklediği, enerji krizi öncekilerden farklı; yeni bir dönemin başladığını düşündürüyor.

Devamını Oku
07.05.2026
Almanya: Ya gerçekten normalleşirse?

Perşembe günü, Almanya’nın yeniden silahlanmaya başladığına dikkat çekmiştim.

Devamını Oku
04.05.2026
Kurallar çözülürken

Bir önceki yazımda ABD’nin kurduğu kurallara dayalı sistemin çözülüşünü tartışmıştım.

Devamını Oku
30.04.2026
'Önce yavaş yavaş...'

Çağımızdaki savaşlar, egemen ekonomik model, yapay zekâ, özellikle geçen hafta açıklanan Palantir “Manifesto”su üzerine tartışmalar bana Ernest Hemingway’in Güneş de Doğar romanını anımsattı.

Devamını Oku
27.04.2026
Çin şoku 3.0

“Çin şoku 2.0 ya da kriz dinamikleri” başlıklı yazımda, Çin kapitalizminin ileri teknoloji alanındaki üretim kapasitesinin Batı merkezli dünya ekonomisinin dengelerini sarsmaya başladığını vurgulamıştım.

Devamını Oku
23.04.2026
‘Çin Şoku 2.0’ ya da kriz dinamikleri

Tarihin en büyük enerji krizine, küresel bir resesyon riskine, “geçim sıkıntısı krizinin” daha da derinleşmesine yol açan İran savaşının, gerçek nedeninin (İsrail bir yana) ABD ekonomisinin finansal yapısını ayakta tutan “petro dolar” sistemini korumak olduğuna ilişkin yorumlar var.

Devamını Oku
20.04.2026
‘Adam’ gitti! Yenisi geliyor

Pazar gecesi Budapeşte sokaklarında büyük bir coşkuyla tarihsel bir kırılma anı yaşanıyor gibiydi.

Devamını Oku
16.04.2026
Savaştan sonra

Washington-Tahran görüşmeleri bir belirsizlik içinde koptu.

Devamını Oku
13.04.2026
Orbán: ‘Madendeki kanarya’

Demokratik sistemleri öldüren “adamlar” iktidarda kalmaya devam etmek için genelde tankları değil “sandık mühendisliğini” tercih ediyorlar ama bir yere kadar! Pazar günü, Macaristan seçimleri bu bağlamda önemli bir deney olacak.

Devamını Oku
09.04.2026
Pentagon’da ‘gleichschaltung’

ABD’de Savunma Bakanı Pete Hegseth, savaşın tam ortasında, Pentagon’da büyük çaplı bir tasfiye gerçekleştiriyor.

Devamını Oku
06.04.2026
Rastlantı ve semptom?

McKinsey araştırma şirketine göre küresel enflasyon riski, resesyon beklentisi giderek artıyor; The Economist ve Financial Times da aynı frekansta.

Devamını Oku
02.04.2026
Savaş-karbon-sermaye

Ortadoğu’da ABD-İsrail-İran hattında tırmanan savaş, çoğu zaman yalnızca jeopolitik bir kriz olarak ele alınıyor.

Devamını Oku
30.03.2026
Uygarlık intihar ederken...

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün State of the Global Climate 2025 (Küresel İklimin Durumu) raporuna göre küresel ısınma öngörülenden daha hızlı ilerliyor.

Devamını Oku
26.03.2026
Kazananın-kaybedenin ötesinde...

Kazananın kaybedenin ötesinde...

Devamını Oku
23.03.2026
İki imparatorluğun trajik yolculukları

Tarih, bazen bir trajediyi, yeni aktörlerle sahneler.

Devamını Oku
19.03.2026
Savaşta devrim’

Şimdi uygarlık şu soruyla yüz yüze: Sivil meşruiyet, hukuki hesap verebilirlik, asgari insani-etik kaygılar, bilgisayar hızında yürütülen bir savaşta anlam taşıyabilir mi? Minap’taki 175 kız öğrencinin ölümü, bu soruyu teorik olmaktan çıkardı.

Devamını Oku
16.03.2026
‘III. dünya savaşı’ değil ama...

İran’a yönelik operasyon “Epic Fury”nin başlamasının üzerinden 11 gün geçti.

Devamını Oku
12.03.2026
Savaşın bir başka boyutu

Bu savaşı anlamanın birçok yolu var. Büyük güçler rekabeti, enerji, silah, finans, teknoloji; hepsi önemli. Ancak, burası, Ortadoğu ve kültür (din) çok önemli; özellikle dinci faşizmin yükseldiği bir çağda.

Devamını Oku
09.03.2026
Savaş üzerine ek notlar

Pazartesi yazımda “büyük felakete”, kararları veren “küçük adamlara” değinmiştim.

Devamını Oku
05.03.2026
Savaş üzerine kimi notlar ve spekülasyonlar

İnsanlar kimi zaman çaresizlik duyguları içinde, biraz olsun rahatlayabilmek için bir büyük aklın, önlenemez bir büyük planın kapitalizmin kaosuna bir düzen verilebileceğine inanmak isterler: “Biri düğmeye bastı!”, “Devlet aklı!”, “Büyük ... projesi”, “ABD şunu yapıyor İsrail bunu, İran onu...”

Devamını Oku
02.03.2026
Yeryüzünde bir ‘cennet’: Afganistan

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası devleti “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlar.

Devamını Oku
26.02.2026
‘BOP’ olmadı ‘BoP’ verelim

Dahası, bu asimetrik ortamda, BoP bir taraftan, Hamas’tan tam silahsızlanma talep ediyor diğer taraftan halen Batı Şeria’da tekrarlanan yapısal işgal, yerleşim genişlemesi, pogrom ve ilhak baskılarına gözlerini kapatıyor. BoP aslında şu mesajı veriyor: İsrail’e güvenlik, Filistin’e disiplin, yoksa şiddet baskı.

Devamını Oku
23.02.2026
Münih’te uğursuz nostalji

Münih Güvenlik Konferansı’nın en tehlikeli konuşmasını ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptı.

Devamını Oku
19.02.2026
Münih’te Zerstörungslust

“Zerstörungslust” salt bir liderin kaprisi değil, derin bir toplumsal ruh halinin semptomu: İlerleme (giderek daha da iyileşme) masallarına inanç sarsılmış, reform vaadi ikna gücünü yitirmiş. İnsanlar, “Hayatım artık daha iyiye gitmiyor” duygusu içinde. G7 ülkelerinde toplumun önemli bir bölümü hükümetlerin gelecek kuşaklara daha iyi bir yaşam bırakacağına inanmıyor; çoğunluk yaşamın daha da bozulmasını bekliyor. “Kendimi çaresiz hissediyorum” diyenlerin oranı birçok ülkede yüzde 60’ların üzerinde. Demokratik kurumlar, uluslararası kurumlar, bürokratik, işlevsiz, artık “bizden yana” olmayan yapılar olarak algılanıyorlar.

Devamını Oku
16.02.2026
Hangi Batı? Elveda demokrasi

Le Monde’da Jaroslaw Kuisz “İki Batı’dan söz etmek hiç de abartılı olmaz” (“Parler de deux Occidents n’a rien d’exagéré”) başlıklı yazısında, Trump modeli ve Avrupa’nın liberal demokrasisi olarak iki Batı şekilleniyor diyordu.

Devamını Oku
12.02.2026
Kamplar var ama direniş de...

Geçen ayın son yazısında, “Faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de ‘sürecin’ kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor” diyordum.

Devamını Oku
09.02.2026