Deprem

Deprem

05.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

6 Şubat 2023. Saat yine sabaha karşı... Herkes uykudayken... Bu ülkenin milyonlarca insanı bir daha asla eskisi gibi uyanamayacağı bir güne açtı gözlerini. Hatay’da, Kahramanmaraş’ta ve çevre illerde çöken yalnızca binalar değildi. Devlet aklı, denetim sistemi, “Bir daha olmaz” yalanı da enkaz altında kaldı. Sonrasını biliyorsunuz zaten.

(Hiçbir zaman doğruluğuna inanamadığım resmi sayılar: 53 bin ölüm. 11 ilde 500 binden fazla konutun toz yığınına dönüşmesi. 13 milyon insanın etkilenmesi.)

Aradan 3 yıl geçti. Şimdi sormanın tam zamanı:

Hiç ders aldık mı? Hesap sorabildik mi?

Yaraları sardık mı?

Bu soruları iktidarın sorması gerekirdi ama soruların yanıtını şu son günlerde en çok Özgür Özel’den alıyoruz. Ve biliyoruz ki yanıt HAYIR!

DERS ALMAK 

Ders almak için önce yüzleşmek gerekir. Yüzleşmek için de sorumluluk almak.

Peki biz ne yaptık? İmar aflarını mı kaldırdık, yoksa yeni isimler altında mı sürdürdük?

Denetimsizliği mi bitirdik, yoksa denetimsizliği yönetenleri mi koruduk?

Hesap sorduk mu? Yoksa birkaç, birkaç vitrin davasıyla, “kader” kelimesinin arkasına mı saklandık?

En az deprem kadar korutucu olan, unutmak... Unutursak aynı rezillikleri tekrar yaşarız. Aynı çaresizlikle, aynı ağıtlarla... Ve bir sonraki 6 Şubat’ta yine şaşırmış gibi yaparız. Oysa şaşıracak hiçbir şey yok. Çünkü bu ülkede doğa değil, ihmal süreklidir. Ve cezasızlık, en yıkıcı fay hattıdır.

“Deprem öldürmez, ihmal öldürür” cümlesi klişe olabilir ama hâlâ geçerli.

İmar affı, denetimsizlik, rant, müteahhit-siyaset-bürokrasi zinciri, günü kurtarma, liyakatsizlik... İnsan yaşamının sıfır değeri olması... Bunların tümü hâlâ geçerli.

UNUTMAMAMIZ GEREKENLER 

Unutmamamız gerekenler arasında şunlar da var:

Dönemin Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın yıllar boyu hükümete, bakanlara yolladığı çağrılara tek bakan, tek yetkilinin yanıt vermemesi. İktidarın “Sen bize oy vermedin, ölmeye mahkûmsun” tavrı.

Uzmanların “Yapmayın, ölümcüldür” uyarılarına rağmen fay hatları üzerine, dere yataklarına, su havzalarına gökdelenler dikilmesi, hastaneler, havaalanları yapılması.

Her alanda liyakatin değil, “Bizdensin ya da bize karşısın, ya biat edersin ya düşmansın” anlayışının dayatılması ve insan yaşamının, insan onurunun yok sayılması.

1999 Marmara depreminden beri tüm muhalefet partilerinin sorduğu “Deprem vergileri nereye gitti” sorusuna, o gün bugün “Gerektiği yere gitti”den başka yanıt verilememesi.

Deprem sonrasında koordinasyon kurmak yerine, üç gün boyunca askerin yardımı, muhalif belediyelerin, kimi STK’lerin yardımlarının engellenmeye çalışılması.

Bunları unutmadık. Unutmayacağız.

BİR SONRAKİ DEPREMDE

Bir sonraki depremde aynı rezaletleri yaşayacak mıyız?

Eğer unutursak, evet aynı rezillikleri yaşarız. Eğer hâlâ “afet” diyerek gerçeği görmezsek de!

Çünkü bin kez, milyon kez tekrarlandı: Deprem değil öldüren. Öldüren; imar affıdır, denetimsizliktir, ranttır, göz yummaktır. Öldüren; “Müteahhit yakınımızdır” diyen siyaset, “evrak tam” diyen bürokrasi, “Bir şey olmaz” diyen aymazlıktır.

Kaç imar affının siyasi bedeli ödendi? Kaç bilim insanının “yapmayın” dediği projeden vazgeçildi?

Cevap acı verici: Enkazdan cesetler çıktı, sorumlular değil.

Bugün hâlâ aynı şehirlerde, aynı fay hatları üzerinde, aynı zihniyetle yapılaşma sürüyor. Aynı denetimsizlik, aynı “Nasıl olsa unutulur” rahatlığı... Unutuluyor da. Çünkü bu ülkede felaketlerin ömrü kısadır. Sonra yeni bir gündem gelir, yeni bir hamaset dalgası yükselir ve suç mahalli bantları sessizce kaldırılır.

Oysa bu bir suç mahallidir. Ve suç mahallinde yapılması gereken bellidir: Deliller karartılmaz. Sorumlular korunmaz. “Takdiri ilahi” denerek dosya kapatılmaz.

Eğer bugün hâlâ gerçek bir hesaplaşma yoksa, eğer hâlâ ders alamıyorsak şunu kabul edelim: Bir sonraki depremde yine ağlayacağız. Yine ağıt yakacağız. Yine “Nasıl oldu?” diyeceğiz. Ve yine hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğiz.

Deprem kader değildir. Ama cezasızlık bir tercihtir. Ve bu tercih, her yeni yıkımın asıl failidir.

Yazarın Son Yazıları

Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025
‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

İstanbul dolu dizgin.

Devamını Oku
21.09.2025