Bizi işte bunlar yıkıyor
Barış Terkoğlu
Son Köşe Yazıları

Bizi işte bunlar yıkıyor

09.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Doğayı kendi haline bıraksalar daldaki elma bile layığını bulacaktı. Depremin yıldönümünde bu köşede okudunuz. “Depremzedeye bunu yapan size ne yapmaz” dedim. Zira “Bari deprem bölgesinde yapmayın” dediğimiz olay tam gaz sürüyordu. Hatay’da Mustafa Kemal Üniversitesi’ndeki kadro ilanında, geçen eylülde, iki torpil birbiriyle yarışmış, depremzedeler düşük not verilerek elenirken “en güçlü torpili olan” milletvekili yakını kadroyu kapmıştı. 

Bu kadar değil... 

Kaymakam eşi olan ikinci torpilliye, telafi için İskenderun Teknik Üniversitesi’nde adrese teslim kadro ayarlanmıştı. Yine depremzedeler kapının önünde kalmıştı. “Yara sarıyoruz” derken “Deprem bölgesinde bile ‘önce ben’ diyenler ülkeyi kemirip bitirecek” sonucuna varmıştım. 

KENDİNE KENDİ KADRO AÇTI 

Yazdıktan sonra “beterin beteri” denen o ilanı gördüm. Bu seferki adres, depremin merkez üssü Maraş’tı. İstiklal Üniversitesi’nde açılmış bir kadro ilanıydı. 31 Aralık tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Üniversitenin “Kariyer Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi”nde açılan öğretim görevlisi kadrosunun şartları şöyleydi: “Eğitim fakültesi lisans mezunu olup, eğitim bilimleri alanında yüksek lisans derecesine sahip olmak. Kariyer danışmanlığı ve kariyer planlama eğitimi ile iş ve meslek danışmanlığı eğitimi sertifikalarına sahip olmak. Belgelendirmek kaydı ile yükseköğretim kurumlarında en az 10 yıl iş deneyimine sahip olmak.” 

İlan belli ki “hık” demiş adayının burnundan düşmüştü. O kişi kim mi? Kimliği meseleyi daha ilginç hale getiriyordu. Sonuca göre, kadro “Abdullah Göktaş” için açılmıştı. Nitekim kadroya tek o başvurabilmişti. İlan şartını bir tek o sağlıyordu. Kadro da ona verilecekti. 

Üniversitenin sitesinde her şey açıkça görülüyordu. Abdullah Göktaş, depremin vurduğu Maraş’taki İstiklal Üniversitesi’nin genel sekreteriydi. 1 Temmuz’da bu göreve atanmıştı. Üniversitenin idari yapısını o belirliyordu. Bu kadar değil... Abdullah Göktaş aynı zamanda üniversitenin personel daire başkanıydı. Üniversitenin personel politikasını o yönetiyordu. 

Abdullah Göktaş, üniversitedeki lakabıyla “şanslı ihtiyar”, genel sekreter ve personel daire başkanı olarak “Bir de okulda öğretim görevlisi olayım” diyerek “kendisine özel kadro” açmış, ilan etmiş, tek başına başvurmuştu. Depremin merkez üssü olan, binlerce okumuşun iş beklediği şehirde, kendi kendini kayırarak kendisine özel kadro yaratmıştı. 

İPTAL DEĞİL ‘FERAGAT’ 

İşin daha beteri, Resmi Gazete’de yayımlanana kadar bu ilana kimsenin itiraz etmemesiydi. Kişinin kendisine özel ilan açıp kendisini soktuğu bu ilana dur diyen olmamıştı. Düzen, en çirkin haliyle aşağıdan yukarı şekilde olduğu gibi akıyordu. 

Önceki YÖK Başkanı Yekta Saraç, defalarca “Adrese teslim kadro istemiyoruz” demiş, yönetmeliği değiştirmiş, üniversitelere yazı yazmıştı. 2021’de göreve gelen YÖK Başkanı Erol Özvar da sorduğunuzda, “karşı olduğunu”, “engellemeye çalıştığını” hatta “Yapmayın” diye rektörleri aradığını söylüyor. Ancak ya otorite kuramıyor ya da bütün laflar dostlar alışverişte görsün diye söyleniyor. Zira “adamına göre ilan” ölçüsüz bir şekilde onun döneminde tam gaz devam ediyor. 

Öyle ya... 

Skandal ilana ne oldu diye baktım. YÖK soruşturma açmış, rektör açığa alınmış, genel sekretere yalandan da olsa soru sorulmuş sanmayın... Skandalın yerel gazetelere, sosyal medyaya, memurlar.net gibi bürokrasinin takip ettiği siteye düşmesinin, infialin artmasının ardından içeriden bir çözüm bulunmuş. Birileri Abdullah Göktaş ile konuşmuş. Göktaş, kendi açtığı, kendi başvurduğu, kendi geçtiği kadro için kendi kendine “feragat dilekçesi” vermiş. Açılan ilana böylece atama gerçekleşmemiş. Utanç kadrosu böylece sahipsiz kalmış. 

DÜZEN GÜVEN VERMİYOR 

Depremin vurduğu bölgede, atanabilmek için mücadele eden bir doktoralı, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bulduğum her kadroya bir umut başvuruyorum ama ilanları o kadar keyfi bir biçimde, canlarının istediklerine açıyorlar ki... Tüm gerekli koşulları sağladığım halde hiçbir kadroya koşullarım uymuyor.” 

Gel de bu insanlara güven ver! 

Üç yıl önce Maraş’tan başlayıp 11 şehri yıkan depremi yıldönümünde konuştuk. “Yaraları sardık”, “Ayağa kalktık”, “Sözümüzü tuttuk” diye başlayan büyük laflar 6 Şubat’tan 7 Şubat’a geçerken eriyip gitti. Deprem davalarının her birinde gördüğümüz gibi, insanlarımızı öldüren liyakatsizlik ve denetimsizlik, depremin olduğu yerde kendini en berbat haliyle üretmeye devam ediyor. Kısacası sarsıntı bitse de çöküş sürüyor. 

Hak edenin hakkını alamadığı bir düzen her sarsıntıda yıkım üretmeye mahkûmdur.

İlgili Konular: #üniversite

Yazarın Son Yazıları

Bizi işte bunlar yıkıyor

Doğayı kendi haline bıraksalar daldaki elma bile layığını bulacaktı.

Devamını Oku
09.02.2026
Depremzedeye bunu yapan size ne yapmaz

Seçilen yer yanlış.

Devamını Oku
05.02.2026
‘İmamoğlu’nu kutlama davası’ böyle bitti

Hayat geç de olsa mahkeme kararlarından daha gerçek bir hüküm verir.

Devamını Oku
02.02.2026
Görüş gününe yetişen yazı

Hepimiz aynı zamanın içinde yaşarız ama zaman hepimize yüzünü aynı biçimde göstermez.

Devamını Oku
29.01.2026
Toz dumandan görünmeyen değişim

Bir şey değişmese de her şey değişiyor.

Devamını Oku
26.01.2026
Bayrağın üstünü örten ‘süreç’

Niyetler hassasiyetlerin üstünü bahaneyle örter.

Devamını Oku
22.01.2026
Kafamı karıştıran fotoğraf

Kapının kapalı olmasını bekliyoruz da nasıl açıldığını hiç konuşmuyoruz.

Devamını Oku
19.01.2026
Masonik FETÖ’cü Marksist cephe!

Buzu sobanın üstüne bırakıyor, erimesini izliyorsun.

Devamını Oku
15.01.2026
Hedef uyuşturucu mu eğlence mi?

Endişe içimize gökten düşmez, açıklanabilir bir nedeni vardır.

Devamını Oku
12.01.2026
Hakimi öldüresiye dövenler 'hatırlı' kişiler çıktı!

Dünyanın nasıl göründüğü baktığınız yere göre değişir.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella meselesi anlattıkları gibi değil

Gerçek, ona ulaşmak istemeyen için inanılmaz görünür.

Devamını Oku
05.01.2026
Adliyenin ön kapısı

Yeni yıl, henüz yazılmamış bir tarihtir.

Devamını Oku
01.01.2026
Çıksalar ne olur çıkmasalar ne olur

Konuşmak neden aramaz, sessizliğinse anlaşılır bir nedeni vardır.

Devamını Oku
29.12.2025
Yarının kavgasına bugünden bakalım

Hareket bilinirse doğa öngörülebilir hale gelir.

Devamını Oku
25.12.2025
175 milyonluk cevap

Cevap verilemeyen her soru yeni sorulara gebedir.

Devamını Oku
22.12.2025
İddianame aşamasında bir anda dosyadan çıkan fezleke!

İnsan ne anlatırsa anlatsın ancak eylemiyle anlaşılır.

Devamını Oku
18.12.2025
Askerlerin 175 milyonu nereye gitti

“Senin” dediklerinin akıbetini sorunca senin sandığının senden ne kadar uzakta olduğunu görürsün.

Devamını Oku
15.12.2025
Ne olduğunu görmüyor musunuz?

Her “Bak” dediğimizde gözler kapanıyorsa işaret ettiğimizi gösterebilir miyiz?

Devamını Oku
11.12.2025
Ya su kirliyse?

Değişmez görünen gerçekten kaçmak yerine dokunmaya karar verdiğimizde, ona şekil verebildiğimizi de görürüz.

Devamını Oku
04.12.2025
200 günlük burun sürtme davası

Burnumuzla sadece nefes alsaydık en çok kötü kokuların sahipleri mutlu olurdu.

Devamını Oku
01.12.2025
Bir garip ölüm hikâyesi

Yaşamda birikmiş servet, bazen ölümün üzerinde perde olur.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Kurucu önderlik’ ve kurucu irade

Küçük niyetler büyük sözlerin arkasına gizlenir.

Devamını Oku
24.11.2025
Yaşamından renkleri çalınan kadın

Koca çınardan nimetini esirgeyen toprak yokluğunu önce çimende gösterir

Devamını Oku
20.11.2025
38 çocuğun duyulmayan çığlığı

Adalet davası uzaktaki bir çığlığı duymakla başlar.

Devamını Oku
17.11.2025
CHP’yi ‘gayrımeşrulaştırma’ operasyonu

Doğa insana kendi sınırlarını çizeceği imkanı sunarken cömerttir.

Devamını Oku
13.11.2025
Eğitimsiz okullar bakanlığı

İnsan ancak eğitilirse özgür olur.

Devamını Oku
10.11.2025
Aman çocuklar duymasın!

Bakmayın gazetecilik yaptığıma.

Devamını Oku
06.11.2025
‘Pardon’ diyen karar

Bir kez olursa hata, iki kez olursa yanlış, tekrar olursa kasıt denir.

Devamını Oku
03.11.2025
Bakanlıktaki ‘koruma kalkanı’

Çoğu zaman sözün çıktığı yere bakarız.

Devamını Oku
30.10.2025
Aranan casus sonunda bulundu!

O kadar çok söz söyleriz ki bazen gerçek kalabalıkta kaybolur.

Devamını Oku
27.10.2025
Boğaziçi’ni nasıl çökerttiler?

Kime söylendiği belirsizse en ağır sözler bile havada kalır. En son Yargıtay başkanı konuştu.

Devamını Oku
23.10.2025
‘PKK yasası’na neden karşıyım

Kapıyı açan anahtar değil, kilidinin bilgisidir.

Devamını Oku
20.10.2025
Öcalan serbest bırakılacak mı

Sözcükler her zaman anlatmak için kullanılmaz.

Devamını Oku
16.10.2025
Apo ve Bahçeli’nin susturduğu asker

Çıkarlar suç ortaklıklarının kaynağıdır.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Fatihli Müslümanlar’ rahatsız

“Bizi cehennemle korkutuyorlar ki dünyada onlara boyun eğelim.”

Devamını Oku
09.10.2025
Çocuk tecavüzünde çocuğu yargılayanlar

Çelişki dünyanın kendisinde sanırız, oysa ona sebep olan da insandır.

Devamını Oku
06.10.2025
Tarihin arka duruşması

Eğip bükersin, sarar paketlersin. Her şeye rağmen gerçek olduğu yerde durmaya devam eder.

Devamını Oku
02.10.2025
İŞKUR’u bile soydular

Kapı içeriden açıldı mı soygun normalleşir.

Devamını Oku
29.09.2025
‘Size miras kaldı’ sürprizinden çıkan örgüt

Koca ağaca bakıp dalındaki eksiği görüyorsan haksız değilsin.

Devamını Oku
25.09.2025
İçeridekilerin aileleri neler yaşıyor

Kendi gülünün dikenini çıkarmak kolaydır. Başkalarının acılarını anlamak ise uğraş ister.

Devamını Oku
22.09.2025