Yeni Denklemler

22 Ağustos 2014 Cuma

Her şey değişti ve artık eski çözümler işe yaramaz. Eski duruma göre oyun kurmuş olanlar tez elden oyunlarını gözden geçirmezlerse tutundukları toprağın ellerinin altından kayıp gittiğini görecekler.
Ne değişti? Belirsizliklerin, gri alanların sayısının artması ne anlama geliyor?
Gerçekler, sınırları içinde olduğumuzu her gün biraz daha yakıcı bir şekilde fark ettiğimiz Ortadoğu’da Türkiye’nin durumunun hızla sarsıldığını gösteriyor. O gerçekler, konumlarını değiştirmemekte ısrar edenleri uyguladıkları dış (ve artık o biraz daha iç) politikalardan hızla vazgeçmeye çağırıyor. Peki, ufukta durumu değiştirebilecek bir özeleştiri, politikaların gözden geçirilmesine işaret eden bir gelişme görebiliyor musunuz?
Gelişme, politikaların ısrarlı savunucusu Başbakan Erdoğan’ın, kendini yürütmenin sembolik değil fiili başı olarak tanımlamış bir cumhurbaşkanı olacağını açıklaması ve uyguladığı politikaların iflas ettiği içeride, dışarıda kayda geçirilmiş olan Dışişleri Bakanı’nın başbakan olarak ilan edilmesinden ibarettir.

***

Değişen bir iki olguya dikkat çekmekte yarar var.
IŞİD, bölgedeki çıkarlarının ve planlarının tehlikeye düştüğünü gören ABD’nin hava hücumlarıyla Kürt bölgesinin sınırlarında durdurulmuş gibidir. Bu savaşa peşmerge ile birlikte PKK’nin silahlı güçlerinin de katıldığı ve etkili olduğu bildiriliyor. Ortadoğu’daki savaşın aktif bir unsuru haline gelen PKK, aynı zamanda Türkiye’de hükümet ve devlet yetkilileriyle “çözüm sürecinin” ilerletilmesi için görüşmeler yapmaktadır. PKK’nin etkili olduğu Suriye’deki PYD ise bir yandan IŞİD ile savaşmakta ama Türkiye’den bir destek görememektedir. Türkiye, sınırında kimi görmek istediği konusunda sanki karar verememiş gibidir.
Ayrıntılar, yayın yasağı nedeniyle tartışılamıyor ama Türk diplomatlarının ve ailelerinin IŞİD’in elinde rehin olmasının Türkiye’nin elini kolunu bağladığı da sık sık dile getiriliyor. Ama burada Türkiye’nin Suriye’deki yanlış politikaları nedeniyle elini kolunu kaptırmış olmasının payı yok mu?
Bütün bunlar denklemlerde köklü bir değişikliğe işaret eder. Öte yandan PKK ile görüşmelere kategorik olarak karşı çıkan ve belli bir kitle desteğine sahip olanlar da görmezden gelinmekte, görüşmeler kapalı kapılar ardında gizlenerek yapılmakta, gelecek açısından vahim gelişmelerin taşları döşenmektedir.

***

Bu arada yine değişen denklemler “tek adam”lığın fiilen denendiği Türkiye’de PKK’nin “demokratik bir temelde çözüm” iddiası da griden karaya doğru ilerleyen başka bir anlaşılmaz durumu göstermiyor mu? “Kimle, hangi demokratik temelde” sorusunun yanıtı var mı?
PKK ile yürütülen diyalog mu, müzakere mi olduğunu tam çıkartamadığımız görüşmeler sürerken bu diyaloğa aykırı olduğu, provokasyon olduğu iddia edilen kimi gelişmelerin de yanlış değerlendirildiği ortadadır. Silahlı saldırıların ve “5 metre boyunda bir provokasyon” olduğu söylenen heykel vb. gibi çıkışların, hükümet kanadının özellikle Başbakan’ın sert milliyetçilik kokan söylemlerinin, devam eden karakol inşaatlarının yürütülen görüşmelerin “mütemmim cüzü” olduğunun anlaşılması gerekiyor. Ortada provokasyon falan yoktur. Olup bitenler müzakerenin araçlarından başka bir şey değildir.

***

Peki, bütün bu işleri yürütenler durumu gerçekten iyi değerlendirebiliyorlar mı? Ortadoğu kaosunun içinde, bölgeye gittikçe daha fazla dalan büyük, emperyal devletlerle ilişkilerinde, içeride ve dışarıda henüz ne kadar sağlam olduğunu anlayamadığımız “güçlerine” güvenerek sürdürdükleri “kibirli” politikalarıyla sonuç alabilirler mi? Zor görünüyor.
Bu durum sürdürülebilir bir durum değildir. Böyle zamanlarda “devrimci kader” genellikle devreye girer. Bu kadere hükmedecek güçlerin eksikliği ise ne yazık ki Türkiye’nin bir talihsizliği olarak tarihin defterine yazılmak üzeredir.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018