Hikmet Çetinkaya

Sartre’dan Gülen’e!..

22 Nisan 2018 Pazar

Tarihe not düşmek için - 43

Fethullahçılar panik içinde...
Zaman gazetesi Mustafa Kemal Atatürk’ün kalpaklı fotoğrafını birinci sayfadan yayımlarken araştırmacı-yazar Faik Bulut’a da ateş püskürüyor...
Fethullah Gülen’in en büyük düşü neymiş?
Büyük Türkiye rüyası...
Zaman gazetesi açıklıyor:
Dünyanın çeşitli ülkelerinde açılan okullar bir şeriat devleti için değil, büyük Türkiye rüyasının gerçekleştirilmesi için kuruldu...
Zaman gazetesi, kimi yargı kararlarını açıklayarak Faik Bulut’un son yapıtı “Kim Bu Fethullah Gülen” kitabını karalamaya çalışıyor...
Bu tür suçlamalar, Fethullahçıların, yani Nurcuların klasik taktiği.
Sendikasız demokrasiyi savunan kimi işadamlarını “demokrat” ilan eden, Güneydoğu’yu Türkiye’nin “sömürgesi” sanan ahmaklar Cezayir’in bağımsızlık savaşında Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek aldığını unutup, şimdilerde Nurcuların ipine sarılmıyorlar mı?
Kalıcı aydın olmak, Jean Paul Sartre’dan esinlenmek, “demokrasiyi içine sindirip” terörün her türlüsüne karşı çıkıp tam bağımsızlık ilkesini, Cumhuriyet devrimlerini savunup, irticanın devlet içinde örgütlendiğini görebilmektir...
Şimdi ben sizlere, Fethullahçılarla ilgili bazı yargı kararlarından örnek (93/773 esas, 1994/633 karar) vermek istiyorum:
Muhtelif gazete kupürleri, makale tekzip yazılarından da anlaşıldığı gibi davacı Fethullah Gülen, basında yer aldığı kadarıyla kamuoyunda Fethullahçılar veya Fethullah Gülen fikrini ve düşüncelerini benimseyen bir grubun olduğu tartışmasızdır...
Peki, Fethullahçılar ne yapıyor?
Öğrenci Eyüp Kayar anlatıyor:
Her yıl sömestr tatilinde kamplar yapıyor, burada Fethullah Gülen Hoca’nın kasetlerini dinliyorduk. Artık biz rehber öğrenciydik. Risalei-Nur, Nil, TÖV, Işık ve Timaş yayınlarını okuyorduk. İstanbul’u 6 bölgeye ayırmışlardı. 6 bölge de semtlere bölünmüştü. Her semtin başında bir imam bulunuyordu. Biz cemaate ve dershanelere adam kazandırmak için çalışırdık. Siyasete ve politikaya pek girmezlerdi, aklımıza bazı şeylerin şekillenmesi için Atatürk’ün annesinin fahişe, Süleyman Demirel’in ‘ahmak mason’, Alparslan Türkeş’in kim olduğu belli olmayan’ kişi olduğundan söz edilirdi. Lise 3. sınıfta Fethullahçıların cemaatine iyicene girdim. FEM Dershaneleri’nin tüm tatil kamplarına katıldım. Biz hep cemaatin gücünden söz eder, beyin yıkardık. Gazete, dergi, televizyon, poliste, istihbaratta, askeriyede ve halk tabanındaki gücümüzü anlatırdık. Bize ‘Kendinizi küçüğe almayın’ deniliyordu. Hocamız bize, ‘Bugün bir cunta kurun ve ihtilal yapın dense hazır 3-4 general varderdi...

***

Aşağıdaki yazılarım 10 Mayıs 1994 ve 13 Haziran 1994 yılında yayımlandı. Yazılarımın başlıkları “Fethullah’ın Marifetleri” ve “Belge” idi. İki yazımda da Fethullahçıların devlet içinde örgütlenmelerini anlatıp şu raporu aktarıyordum:
Cumartesi ve pazar günleri öğrenciler, sınıf imamlarının belirlediği adreslerde 5-6 saatlik bir eğitim çalışmasına katılmaktadırlar. Genelde polis koleji ve polis akademisi öğrencilerini birbirleri ile karşılaştırmamaya özen gösteren idareci kesim, öğrencilerin (.....) adresinde bulunan (.....).....B......’nin dükkânında sivil elbise giymelerini ve daha sonra toplantı evlerine gitmelerini sağlamışlardır. Yapılan bu toplantılarda masumane sohbet ve çay partilerinden sonra ‘Nur Külliyatı’ ile ilgili kitapların okunması ve açıklamaları yapılarak Fethullah Gülen’in kaset ve videoları seyrediliyor; öğrencilerin konulara olan yatkınlığına göre değişik grup toplantılarına katıldıkları gözlenmiştir.
... Kamu kurum ve kuruluşlarına kendi fikirleri doğrultusunda bulunan şahısları yerleştirmede tavassutta bulundukları ve bunda da başarı elde ettikleri, telefon irtibatını asgaride tuttukları, önemli haberleşmede kurye kullandıkları, Azerbaycan’a gruplar halinde kendi fikir ve düşüncelerini empoze edebilecek nitelikli elemanlar gönderildiği, kendi örgüt mensupları arasında söylenmektedir.”
Sonuç olarak bu yazılarımdan dolayı Fethullah Gülen’in avukatları beni savcılığa şikâyet ettiler. İstanbul Basın Savcılığı, 9 Kasım 1994’te aşağıdaki gerekçeyle takipsizlik kararı verdi:
“... gazeteci ‘maddi gerçeği’ bulmak zorunda değildir. Laikdemokratik cumhuriyeti değiştirip, şeriat düzeni getirmeyi amaçlayan bir örgütün, üstelik de Emniyet Müdürlüğü raporlarına aksetmiş ve açıklanmasında kamu yararı bulunan bir belgenin yayımlanmasından ibaret olan yazıda, basının kamuoyunu bilgilendirme görevi dışına çıkılmadığı anlaşıldığından...
Gülen’in avukatları karara itiraz etti. 19 Aralık 1994 tarihli dilekçelerine dönemin Emniyet Müdürü Mehmet Ağar’ın basın açıklamasını eklediler. Ağar, 9 Nisan 1994 tarihli açıklamasında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yapılan soruşturmayı doğruluyor ve şöyle diyordu:
Müfettişler kendilerine verilen görevi yapmış, iddiaları incelemiş ve yetkili makamlara intikal ettirmişlerdir. Ancak belirtilen suçlar af kanunu kapsamına girdiğinden sanıklara ceza verilmemiştir.
İtirazı inceleyen Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Aralık 1994 tarihli kararıyla itirazı reddetti ve hakkımdaki takipsizlik kararı kesinleşti.

***

Fethullahçılar, Faik Bulut’a neden saldırıyor?
Fethullah Gülen’in gerçek kimliğini ortaya çıkardığı için...
Fethullahçıların gerçek yüzünü öğrenmek istiyorsanız Faik Bulut’un yeni kitabı “Kim Bu Fethullah Gülen”i mutlaka okuyunuz...

Bu yazı 21.5.1998 tarihinde yayımlanmıştır.


Yazarın Son Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018
Uçarı kaçarı... 1 Eylül 2018
30 Ağustos... 30 Ağustos 2018
Anımsayış... 19 Ağustos 2018
Kadın köle değildir... 18 Ağustos 2018
Yüreğim yangın yeri 16 Ağustos 2018
İsyan değil arzu... 12 Ağustos 2018
Utanç... 11 Ağustos 2018