Cumhuriyeti yeniden kurma iradesi

28 Nisan 2018 Cumartesi

Atatürkçü Düşünce Derneği, Genel Başkan Tansel Çölaşan’ın ifadesiyle “yaşamakta olduğumuz karanlık günlerin esiri olmadan, umutsuzluğa düşmeden, lafa laf yetiştirmenin cazibesine kapılmadan, gelecek aydınlık, ferah ve güzel günler için yapmamız gerekenleri düşünmek” üzere üç gündür Ankara’da bir sempozyumla “2023 Türkiyesi”ni tartışıyor.
Tarımdan teknolojiye birçok alanın ele alındığı sempozyumun varmak istediği noktayı Dr. Deniz Yıldırım’ın “Yenilenmiş bir Cumhuriyet Sözleşmesi İçin Halkçı Siyaset” başlığı altında sunduğu bildiride bulmak olası.
Bir kere bildiri; Türkiye’nin “egemenliğin Saray’dan alınıp halka verilmesiyle tamamlanan Cumhuriyetleşme devrimine karşı yeniden bütün kuvvetin Saray etrafında toplanmasını amaçlayan bir rejim dönüşümünü ve devletle ekonominin kamusal tüm görünümlerinin tasfiyesini içeren” bir planla karşı karşıya olduğunu saptıyor. Bu planın başarılı olup olmamasının, sadece iktidarın ve ittifaklarının yapacakları hatalara değil, aynı zamanda bunun karşısına Türkiye’nin ilerici, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, halkçı, sosyalist birikiminin yenilenmiş bir kurma iradesiyle ve asgari bir programa dayalı siyasetle çıkıp çıkamayacağına bağlı olduğunun altını çiziyor. Artık Cumhuriyeti koruma iradesiyle değil, kurma iradesiyle hareket edecek bir atılımın gerektiğini vurguluyor ve ekliyor:
Kurma iradesi, tarihsel deneyimle ve oraya yaslanarak olur. Birinci Meclis’in programı Halkçılık Beyannamesi’dir, birleştiricidir. Halkçılık hem siyasal hem de sosyal bir programdır. Siyasal düzeyde Halkçılık, Akçura’da, Tunalı Hilmi’de, Gökalp’te ve sosyalist aydınlarda açıkça görüleceği üzere, halk egemenliğidir. Saray rejimine karşı halkın söz, yetki ve karar sahibi olduğu bir rejim inşa etmektir. Siyasal Halkçılık, kaçınılmaz olarak Cumhuriyetçidir. Mustafa Kemal’in devrimci birikimi bunun özeti ve ifadesidir. Bugün yeniden, bu anlamıyla siyasal bir Halkçılık programı-siyaseti ihtiyacı günceldir. Rejim yeniden saray rejimiyse, buna karşı halk egemenliğini savunan bir siyasetin programı da Halkçılık olmak zorundadır.
Cumhuriyetçi ve halkçılara düşen en önemli görev; 1920 halkçılık bildirgesinin “halkı emperyalizm ve kapitalizm egemenliği ve zulmünden kurtarma” öngörüsü ile saraya onu bunu seçtirmek ya da tabansız, akılsız, ilkesiz siyasi manevralarla zaman geçirmek değil, halkçı, devrimci Cumhuriyeti yeniden kurmanın yolunu bulmaktır!
Unutmayalım: Cumhuriyeti kuran kadro ittihatçı, itilafçı, entrikacı değil, devrimciydi!

Demokrasi adına
CHP’nin 1945’teki tutucu kanadı, ülkeyi, Truman doktrini, Marshall yardımı eşliğinde sandık demokrasisine geçirmişti.
O sayede iktidara gelen Adnan Menderes, “Siz isterseniz hilafeti geri getirirsiniz” diyebilmişti.
Deniz Baykal, 2003’te, “demokrasi” adına kişiye özel anayasa değişikliği ile bir siyasal İslamcının önünü açmıştı.
O şimdi, Ankara’da, Anıtkabir’den de yüksek bir tepede, Beştepe’deki sarayda oturuyor.
En son, Kemal Kılıçdaroğlu, “demokrasi” adına 15 CHP milletvekilini (Aralarında CHP Genel Başkanı’nın danışmanları da var) tıpış tıpış İYİ Parti’ye gönderdi.
Artık başımıza ne çoraplar örüldüğünü ileride birileri yazar yine.  


Yazarın Son Yazıları

Çöküşe Doğru 14 Kasım 2020
Olacaksın Şehnameci... 7 Kasım 2020
Yargı Didişmesi 17 Ekim 2020
Kimin Cumhuriyeti? 3 Ekim 2020
İmamın Görevi 26 Eylül 2020
Ekşimiş Sirke Takımı 19 Eylül 2020
Hangi Bağımsızlık? 22 Ağustos 2020
Tutmayın, Uçuyoruz 15 Ağustos 2020