Boji’yle dünyayı gezdik!

28 Kasım 2021 Pazar

Sevgili dostlarım, dolar rekor kırıyor, her gün biraz daha yoksullaşıyoruz, ellerinde tava ve tencereler “Geçinemiyoruz!” diye sokağa çıkanlara devletin güvenlik güçleri gaddarca saldırıyor; akaryakıt, doğalgaz, elektrik almış başını gidiyor. Asgari ücret görüşmeleri sırasında sendikalar sadece figüran ve küçücük bir çocuğun ölümünün ardındaki gerçekler kan donduruyor. Ben de insanım, bu nedenle hepimizin sevgilisi Boji ile, o Matematik Köyü’ne gönderilmeden önce dünyayı yeniden gezmek istedim. Türkçesi kendimi gaza getirmeye çalışıyorum.  

Bak Boji” dedim. “Tamam, denizi seyretmeyi, metroya binip İstanbul’un bir ucundan bir ucuna gitmeyi seviyorsun ama artık bu seni kesmez. Gel birlikte bir dünya turuna çıkalım.” Boji dünden razı, gözleri parladı ve hemen yola koyulmak için hazır ol vaziyetine geçti, böylece dünya turumuz başladı.

İlk önce Küba’ya gittik. Sabahın erken saatleri, Boji şen şakrak okul öğrencilerini görünce bir sevinç narası attı. O zaman ben bir açıklama yaptım. “Bak Boji, İstanbul’da bilet almadan ulaşım araçlarına biniyorsun ya, o kadar övünme, gördüğün öğrenciler de senin gibi kendi ülkelerinde hiçbir ulaşım aracına para vermiyorlar.” Boji bunları duyunca çıldırdı ve sıraya girip ilk kez yasal olarak bir ulaşım aracına bindi.

Araç içinde kimse onu yadırgamadı ve birden öğrencilerden biri bir Latin ezgisine başladı, hayda bütün öğrenciler dans ediyor, Boji bir iki baktı ve bacaklarını kıvıra kıvıra dans etmeye başladı. Bu iş Boji’nin öyle hoşuna gitti ki... Küba’daki ilk gününde öğrenci arabalarına binip durdu. 

Akşam Kübalı bir ailenin işlettiği küçük bir lokantaya gittik. “Boji” dedim, şimdi sana deniz ürünlerini tattıracağım. Bekle, ben ayıklayıp sana vereceğim. Boji biraz şaşkın, masada uslu uslu oturup benim dev bir ıstakozu ayıklamamı bekledi, ardından ayıklanmış ıstakozu göz açıp kapayıncaya kadar adeta yuttu. Sonra da yüzüme öyle mahzun mahzun baktı ki dayanamayıp bir ıstakoz daha ayıkladım. Çünkü Boji’nin bu yolculukta gücünü hiç yitirmemesi gerek. Hem Küba’da ıstakoz sudan bile ucuz.

Küba’dan yola çıkıp denizden 4500 metre yüksekteki Bolivya’ya geldik. O kadar yüksekteyiz ki ben alışkınım ama Boji’ye hemen bir oksijen maskesi takıldı ve başladık dağ bayır gezmeye. Böyle giderek ünlü Tanganika Gölü’ne geldik. Yüksekliğe alıştığı için Boji’nin maskesini çıkardım ve “Hadi koş bakalım” dedim. Koştu koştu, kendi boyundaki iki minik Bolivyalı çocuğun yanında durdu ve zıplamaya başladı, tam anlayamamıştım, meğer Bolivyalı çocuklar iki minik alpaka yavrusunu gezdiriyorlarmış. Alpakalar süt beyaz tüyleri ve gülümseyen dudaklarıyla öyle şirindiler ki bizim Boji onları yalamaya başladı. Bolivyalılar fotoğraf çekilmesini hiç sevmezler, çekeni fena azarlarlar, hatta tükürürler. Ama alpakaları yalayan Boji, Boji’nin başını okşayan iki Bolivyalı velet öylesine sevimlilerdi ki korkarak fotoğraf çektim; o da ne, çevredekilerden hiçbiri beni azarlamadı, yüzüme tükürmedi, aksine bizi alkışladılar. Boji o gün burnu havada dolaştı.

Boji” dedim, dağ bayır dolaştığımız yeter, biraz da çöllere gidelim. Boji çölü ne bilsin ama yola çıkmıştı ya, şansına ne gelirse. Uçaklara bindik indik, Büyük Sahra Çölü’ne geldik. Çöl öylesine uçsuz bucaksızdı ki Boji ilk anlarda bu uçsuz bucaksızlıktan ürktü. Adımları geri geri gitti. Yapacak bir şey yok. Ben kendimi çölün kumlarına attım, sırtüstü yatıp gökyüzünü seyretmeye başladım. Bir yandan da Boji’ye bakıyorum, kumlarda dikkatlice neredeyse korkarak yürüyordu, birden kumları yara yara inanılmaz bir koşuya başladı. Çılgın gibiydi, kumların içinde yattı, kalktı, debelendi ve sonunda yorgun argın yanıma gelip sırtüstü yattı, gökyüzünü seyretmeye başladı. Ufaktan Ay çıkmıştı, Boji Ay’a dalıp gitti.

Boji, gördükleri ve yaşadıklarından biraz sersemlemişti, en iyisi Tayland’a gidip bir manastırda Tay masajı yaptırmak diye düşündüm. Ve Uzakdoğu’nun büyülü ülkesi Tayland’a ayak bastık. Hemen ünlü bir manastırın masaj bölümüne gittik. Masalarda sıra sıra insanlar yatıyor ve masaj ustaları bacak, kol kopararak işlerini yapıyorlardı. Boji’yi kimseler yadırgamadı; ben bir masaya, Boji öteki masaya yattı ve masaj başladı. Boji masajın başında uyumaya başladı, ben bir saat sonra uyandığımda Boji hâlâ horul horul uyuyordu. Masaj öyle dirilticiydi ki Boji’nin enerjisi boşalsın diye Tayland’ın muhteşem parklarına gittik ve Boji koştu, koştu, koştu.

Daha sonra İspanya’da bir çingene mahallesine uğradık. Mahalledeki köpekler sabah akşam Flamenko dansı seyredip oyun oynadıklarından Boji onların arasında biraz yalnız kaldı ama Flamenko mahallesinin köpekleri böyle durumlara alışıktı. Hemen onu içlerine alıp Flamenko adımlarıyla yürümeyi öğretmeye başladılar. Boji de yetenekli, az sonra onu kırk yıldır bu mahallede yaşıyormuş gibi oyun oynarken gördüm. Çok mutluydu.

Artık Boji’yle yaptığımız dünya turumuz sona ermeliydi... Boji’de hafiften memleket hasreti başlamıştı. Öyle ki Barselona’da onu deniz kıyısından almam pek zor oldu. Anlaşılan Boğaz’ı, vapurla geçtiği Marmara’yı özlemişti. Yavaştan ülkeye dönme zamanı gelmişti. Biz de döndük ve Boji koşarak bir vapura bindi, bana da el salladı.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bu ne biçim aşk? 9 Ocak 2022