\n
Bu hafta yine, yakında oynanacak olan Trabzonspor - Fenerbahçe maçından ve yöneticilerin üzerlerine düşen sorumluluktan söz edecektim. Yani, imam-cemaat ilişkisi... Lakin, cumartesi ve pazar, muhatap ve şahit olduğum hadiseler ön plana çıktı. Trabzon’lu yönetici dostlara itidal tavsiye etmeye kalkarken kötü örnek, bir Fenerbahçe yöneticisinden geldi. Yani bizim imam aptesini bozdu. Cumartesi gün yapılan, Fenerbahçe Yüksek Divan Genel Kurulu toplantısında, kabalığını ve kabadayılığını eleştirdiğim mevcut genel sekreter, itirazını, küfrederek ve kürsüye doğru hamle ederek yapıp, benim sözlerimi doğrulamış oldu. Kendisinin bu eyleminden etkilenecek taraftar ve sporculara ‘kötü örnek’ oldu. Fiili ile ilgili olarak, hem Fenerbahçe disiplin sistemine ve hem de genel adli ve hukuki makamlara başvurumu yapacağım.\n
\nİstanbul’un nüfusu, onaltı milyon. Hemen herkesin soy kökeni, Anadolu’ya bağlıdır. Şehrin yerli nüfusu, Hristiyan ahalidir. Türklerin ve Müslümanların İstanbullu kimliği, beş yüz altmış seneden buyana mevcuttur. İstanbul’a gelenler, şehrin yaşam ve davranış tarzına uyum sağlayan kalitede insanlar idi. Nüfus, sekiz yüz bindi. Son otuz beş yıl içinde, İstanbul’un taşında ve toprağında altın olduğunu sanan ahali, taşı-toprağı işgal etti. İstanbul’a uyum sağlayamadığı için, İstanbul’u kendine uyarlamaya kalktı. Onların içinden gelen birçok ‘çarıklı kurmay’, önemli kurumlarda görev aldı ve söz sahibi oldu. Hacıbekir lokumu ile lahmacun, aynı masada sunuluyor artık...\n
\nKöylü köyünde, şehirli şehrinde gelenek ve görenekleri çerçevesinde bir zarafete sahiptir. Hazırlıksız yer değiştirme (göç) davranış bozukluğu doğurur. Ahalimizin, uyum sürecini, çabucak geçmesi temennisinden başka bir şey elimizden gelmiyor.\n
\nPazar akşamı da ayrı bir üzüntü yaşadık. Her birinin parasal değeri rakip takımın tümüne bedel olan Fenerbahçe kümeye tutunmaya çalışan Elazığspor’u kendi evinde yenemedi. Bu hususta, ciltlerle kitap yazılabilir. Ancak, her şeyin, futbolcuların elinde olduğunu söylemekle yetiniyorum.
\n