Fon skandalında gözler perdenin arkasındaki tüm isimlerin açıklanıp açıklanmayacağında. İktidar, muhalefetin Meclis’te araştırma komisyonu kurulması yönündeki önerisini geçen hafta reddetti. Verilen mesaj; “Biz soruştururuz, bize güvenin”. Oysa sadece muhalefette değil kamuoyunun genelinde çığ gibi büyüyen tepkiler iktidar merkezli bir soruşturmanın pek de ikna edici olmayacağı yönünde. Haliyle AKP’nin önde gelen bazı isimlerinin “kurulan ağla” yakın ilişkisi bunun en önemli nedeni.
Sorun fon sistemindeki denetimsizliğin de ötesinde. Bir yanda fona para yatırıp batan küçük yatırımcı, diğer yanda içeriden bilgi alıp en yüksek kârla batan gemiyi terk edenler. Sosyo-ekonomik yanlış politikalarla orta sınıf giderek yok olurken “yandaş/biat” merkezli çıkar odaklı siyasete sırtını dayayan “ayrıcalılıklar” kesiminin ortaya çıkışı. Hukuk önündeki eşitlik, etik-ahlaki ilkelerdeki aşınmalar...
Fon vurgunun sorumlularının ortaya çıkarılmasında partiler üstü duruşun şart olduğunun altını ısrarla çizmek gerekiyor; iktidarın gerçekten “güven sağlama” arayışı varsa muhalefetin önerilerine kulak tıkaması değil, destek veren tutum izlemesi de. Hatta adı karışanların kiminin iktidar çevrelerine yakın isimler olmasından dolayı, soruşturmanın bağımsız kurullara devredilmesi de güçler ayrılığı, etik ilkeler açısından izlenmesi gereken bir yol haritası olabilir. Soruşturmanın şeffaf yürütülmesi, hesap verilebilirlik ilkesinin ayrımsız her yurttaş için eşit uygulandığının gösterilmesi açısından önemli.
Ancak ne yazık ki içinde bulunduğumuz tablo pek de umut verici değil. Ülkemizin gerçek sorunlarını, nasıl çözüm bulunacağını konuşmaktan uzaklara doğru savruluyoruz. Her gündem maddesi bir diğerinden daha büyük bir etki yapıyor. Ama yaşanılanın ağırlığını tam ölçüp biçemeden yeni krizler kar topu gibi ekleniyor. Uğultu çoğaldıkça gerçek sorular duyulmaz hale geliyor. Soruları soranlara karşı iktidarın sert, baskıcı tutumu ise ayrı bir tartışma. Son olarak fon krizini konu alan, aralarında yazarımız Murat Ağırel’in de olduğu gazetecilere verilen hapis kararları gündeme damga vurdu.
Muhalefete kuşatma, gözaltı, tutuklama dalgaları, Silivri’de dev salonlarda bitmek tükenmek bilmeyen yargılamalar, soru ve eleştirilere tahammülsüzlük... İktidar sandıkta alamadığı belediyeleri operasyon, transfer, kayyım gibi demokratik işleyişten uzak uygulamalarla alırken “Bize güvenin” sözünün altını nasıl doldurduğunun yanıtını vermesi gerekiyor. “Bize güvenin” diyen bir iktidarın testi sandıktır, millet iradesine saygıdır. Sandığa gitmeyi, seçme-seçilmeyi anlamsızlaştırırsanız bundan kazanan kim olur?
Unutulmamalı ki demokrasilerde iktidarlar gelip geçidir, “beka” için güçler ayrılığı ilkesi yaşamsal önemdedir.