Palamutun Bol Olduğu Hafta
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

Palamutun Bol Olduğu Hafta

12.10.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bu haftaya güzel bir sofradan başlayalım istedim.

Biraz denize bakalım, biraz tezgâha, biraz mutfağa. Mevsimin bize sunduğu küçük sevinçlerden söz edelim.

Çünkü bu hafta palamut bol.

Tezgâhlara bakınca insanın içi açılıyor. Kasaların içinde yan yana dizilmiş palamutlar, gümüş sırtlarıyla “mevsim geldi” diyor. Balığın en güzel tarafı da bu zaten; takvime bakmadan zamanı hatırlatır insana.

Palamut bizim sofraların biraz halk çocuğudur. Lüfer gibi nazlı değildir, kalkan gibi mesafeli durmaz. Hamsi gibi şenliklidir ama sofrada daha tok, daha ağırbaşlı durur. İri durur, doyurur, mutfağa güven verir. Bir palamutla iki kişilik güzel bir sofra kurarsınız. Yanına biraz soğan, biraz roka, birkaç dilim limon koydunuz mu gerisi fazla süse girer.

Ama palamut pişirmenin de bir terbiyesi var. Balığı öldürmeden pişirmek gerek. Önce güzelce temizlenmiş palamutu soğuk suyla yıkayın. İsterseniz buzlu suda kısa bir süre bekletebilirsiniz; eti toparlanır, kendine gelir. Ama uzun uzun suda bırakmayın. Balık denizde güzeldir, leğende değil. Fazla yıkarsanız tadını da alıp götürürsünüz.

En bildik tarifle başlayalım: Palamut tava. Balığı halka halka dilimleyin. Biraz tuzlayın, isterseniz çok az karabiber serpin. Mısır ununa bulayıp kızgın ama yakıcı olmayan yağda iki tarafını da güzelce pişirin. Burada mesele balığı kurutmamak. Dışı hafif çıtır, içi yumuşak kalmalı. Yanına ince doğranmış soğan, sumak, maydanoz. İşte bu kadar. Bazen iyi yemek dediğin şey, fazlalıklardan kurtulma sanatıdır.

Biraz daha hafif olsun derseniz fırında palamut yapın. Tepsiye halka doğranmış soğanları serin. Üzerine palamut dilimlerini dizin. Aralara birkaç dilim domates, birkaç yeşil biber, defne yaprağı koyun. Az zeytinyağı, az tuz, az karabiber. Limonu baştan boca etmeyin; balığı sertleştirir. Piştikten sonra sıkarsınız. Fırından o koku çıkınca evin havası değişir. İnsan çocukluğundan bir akşamı hatırlar.

Bir de palamut buğulama vardır. Bana kalırsa palamutun en zarif hallerinden biri. Tencerenin dibine soğanı, üstüne patatesi, onun üstüne palamutu yerleştirin. Domates, biber, defne yaprağı, birkaç dal maydanoz. Çok az su, biraz zeytinyağı. Kapağını kapatıp kısık ateşte kendi suyuyla pişirin. Bu yemek aceleye gelmez. Kısık ateş ister. Sabır ister. Zaten mutfağın bize öğrettiği en eski şeylerden biri de budur: Her şey harlı ateşte güzel olmaz.

Bir tarifi de sevgili dostum Mustafa’nın annesinden alalım. Böyle tarifleri severim; ölçü kaşığından çok ev hali taşır.

Palamutun filetosu çıkarılır. Kızgın ve az yağlı tavaya önce balığın iç yüzü gelecek şekilde konur. Bir yanda küp küp doğranmış domatesler hafifçe ateşten geçirilir; isterseniz aynı tavada da olur. Balıkların sırt tarafını tavaya çevirdiğinizde, o hafif pişmiş domatesleri iç yüzlerine paylaştırırsınız. Sırtları da güzelce pişince tabaklara alırsınız. Yanına ne koyarsanız koyun artık; roka mı olur, soğan mı olur, kızarmış ekmek mi olur... İçeceği de size bırakıyorum.

Bir başka güzel yol da palamut pilaki. Soğanı zeytinyağında öldürmeden çevirin. Patates, sarımsak ekleyin. Üzerine palamut dilimlerini yerleştirin. Domates ya da az salça, biraz su, defne yaprağı. Kısık ateşte pişsin. Ilık yenirse tadı daha bir oturur. Ertesi güne kalırsa daha da güzelleşir. Bazı yemekler de bazı insanlar gibidir; bekledikçe kendini bulur.

Palamut bolken insanın aklına sadece yemek gelmiyor. Eski sofralar geliyor. Eve balık girince komşuya da bir tabak giderdi. “Bizde palamut var, sizde salata varsa tamamdır” denirdi. Şimdi herkes kendi mutfağında, kendi ekranında, kendi telaşında. Oysa bir balığın bereketi yalnızca doyurmasında değildir; sofraya birini daha çağırmasındadır.

Bu hafta tezgâhta palamut çoksa, bu sadece balık bol demek değildir. Deniz bize kısa bir mevsim armağan ediyor demektir. Alalım, pişirelim, kokusunu eve yayalım. Yanına soğan kıralım, roka yıkayalım, ekmeği hafifçe kızartalım.

Haftanın yorgunluğu yine yerli yerinde durur. Ama bazen insanın kendini toparlaması için küçük bir sofra da yeter.

Palamutun bol olduğu hafta, evde ocak biraz daha anlamlı yanar.

Yazarın Son Yazıları

Palamutun Bol Olduğu Hafta

Bu haftaya güzel bir sofradan başlayalım istedim.

Devamını Oku
12.10.2026
Bir buzdolabından Ankara’ya bakmak

Sevgili arkadaşım Özlem Dengiz Uğur’un davetiyle yolum Ulus’a, Anafartalar Caddesi’ndeki VEKAM Büyük Apartman’a düştü.

Devamını Oku
05.10.2026
Taş Yerinde, Sorumluluk Nerede?

Bu hafta yine memleketin etrafında dolaşıyorum

Devamını Oku
28.09.2026
Yağmur denize ulaşamıyorsa

Trabzon’da yağmur sürpriz değildir.

Devamını Oku
21.09.2026
Boz, yap, bir daha yap

Bu hafta sözü güzel ülkemin güzel şehri Trabzon’dan açacağım.

Devamını Oku
14.09.2026
Millet dediğin

Akşamın sonunda kızlar birbirlerine sarılırken ekrana bakıp uzun süre gülümsedim.

Devamını Oku
07.09.2026
Bir noktadan sonsuzluğa

Yayoi Kusama’nın ölüm haberini okuyunca bir süre fotoğraflarına baktım.

Devamını Oku
31.08.2026
Yaylayı Tüketiyoruz

Bugün Trabzon’dan yola çıkıp önce Sümela Manastırı’na selam verdik, ardından Camiboğazı Yaylası’na doğru tırmandık.

Devamını Oku
24.08.2026
Sanatevi’ne Tahliye, Hamsiköy’e Beton

Ganita Çay Bahçesi denizin hemen üzerinde. Trabzon’a geldiğimde uğramadan geçemediğim yerlerden biri. Burası aynı zamanda Trabzon’un kültür ve sanatına yön veren buluşma noktalarındandır. Her zamanki yerimizi alıyoruz, çaylarımız geliyor. Önce çayın kokusu, hemen ardından denizin kokusu vuruyor yüzümüze. Bir süre sağdan soldan konuşuyoruz. Sonra laf dönüp dolaşıp Trabzon Sanatevi’ne geliyor.

Devamını Oku
17.08.2026
Genco Erkal’ı Bir Balıkçı Damında Hatırlamak

Genco Erkal için çok şey yazıldı.

Devamını Oku
10.08.2026
Nolan’ın Perdesinden Penelope’nin Tezgâhına

Christopher Nolan’ın Odyssey filmi gösterime girince Homeros’un binlerce yıllık destanı yeniden gündemimize girdi.

Devamını Oku
03.08.2026
Benim Çocukluğumda Okul Vardı

Ben ilkokulu Trabzon İsmetpaşa İlkokulu’nda okudum.

Devamını Oku
27.07.2026
Perdeden Tayta: Memleket Halleri

Bazı insanları tek bir sanat dalıyla anlatamazsınız.

Devamını Oku
20.07.2026
Eşeğe Ters Binenlerden Ters Kelepçelilere

Bu hafta Akşehir’deydim.

Devamını Oku
13.07.2026
Sessizliğin ahlakı

Bazı haftalar var, haberleri yan yana koyunca insanın önüne sadece ülkenin gündemi değil, kendi vicdanı da geliyor.

Devamını Oku
06.07.2026
Üç Taş, Dört Bölüm

Bazen memleketin gündemi insanın önüne bir masaya bırakılmış üç taş gibi düşüyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Makyajlı Yollar, Süslenmiş Uçaklar

Bir ülkenin hafızası bazen pistlerde saklıdır.

Devamını Oku
24.06.2026
Babalar Günü: Bir hatıranın gölgesinde

Bazı günler takvimde yazdığı gibi yaşanmaz.

Devamını Oku
22.06.2026
Balina Görünce Ne Yapmalı?

Memleket dert üstü dert yaşıyor.

Devamını Oku
15.06.2026
Kültür Yolu mu, Festival Vitrini mi?

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Kültür Yolu” projesi artık yalnızca bir etkinlik takvimi değil; şehir şehir dolaşan, meydanlara sahneler kuran, konserlerle, sergilerle, söyleşilerle kendini gösteren büyük bir organizasyon ağı.

Devamını Oku
08.06.2026
İki Bayramlaşma, Bir CHP

Bayram dediğimiz şey biraz da kucaklaşma değil midir? Kırgınlıkları geride bırakmak, aynı sofraya oturmak, aynı gölgede serinlemek, aynı hafızanın içine yeniden sığabilmek…

Devamını Oku
01.06.2026
Söz Dönüp Dolaşıp Siyasete Gelince

Çoğu zaman güncel siyasetten uzak durmaya çalışıyorum.

Devamını Oku
25.05.2026
O Meşale Hâlâ Yanıyor mu?

19 Mayıs sabahı Samsun’da yalnızca bir vapur kıyıya yanaşmadı.

Devamını Oku
19.05.2026
Bir Kitap Fuarından Bir Kentin Hafızasına

Zonguldak Belediyesi Kitap Fuarı vesilesiyle geldiğim kentte, kitapların arasında dolaşırken yolum ister istemez kömürün, emeğin ve hafızanın izlerine çıktı.

Devamını Oku
11.05.2026
Yayla, Kitap ve 2 Bin 600 Kilometre Asfalt

“Bu ne acayip başlık?” diyeceksiniz belki.

Devamını Oku
04.05.2026
Bir Mahallenin Unutulan Sesleri

Pencerelerden içeri süzülen sabah güneşi, fırından eve taşınan sıcak ekmek, sokakta iki taştan kurulan kaleler, akşamüstü pencereden yükselen bir anne sesi...

Devamını Oku
27.04.2026
Sıradanlaşan Haksızlık

Adaleti en çok açık zulüm değil, kanıksanan küçük keyfilikler yaralar.

Devamını Oku
20.04.2026
Okul Koridorları Karanlığa Teslim Olmasın

Bir zamanlar Amerika’dan gelen okul saldırısı haberlerine uzaktan bakıyorduk.

Devamını Oku
16.04.2026
Kitapların Arasında Memleketin Yüzü

23. Ankara Kitap Fuarı bir kez daha gösterdi ki fuarlar yalnızca kitapların sergilendiği yerler değildir.

Devamını Oku
13.04.2026
Ordu’nun hafızası kazılamaz

Ordu’da büyüyen maden baskısı, yalnızca toprağı değil bir kentin belleğini, geçimini ve geleceğini hedef alıyor.

Devamını Oku
10.04.2026
Ankara’da bir iç yolculuk: Hüsamettin Koçan’ın 'Ben Bu'su

Yıllar önce Baksı Müzesi için “Rüzgârın elleriyle yapılan müze” diye yazmıştım.

Devamını Oku
06.04.2026
ArtAnkara ve Cumhuriyet’in Barış Yüzü

İsrail-ABD-İran hattında savaş büyürken, Yemen’den Gazze’ye, Lübnan’dan Körfez’e kadar Ortadoğu yeniden ateşin diliyle konuşuyor.

Devamını Oku
30.03.2026
Notun da bir hakkı var

Notun da bir hakkı var

Devamını Oku
23.03.2026
Savaş Önce Dilde Başlar

Bazı kelimeler vardır; yalnızca bir şeyi anlatmaz, insanlığın iç karanlığını da ele verir. “War” ve “savaş” böyle kelimeler.

Devamını Oku
16.03.2026
Bebeklerin Ulusu Yok

Başlığını Ataol Behramoğlu’nun aynı adlı şiirinden ödünç alıyorum. Çünkü bazı sözler yalnızca şiirde kalmaz; bir gün gelir, çağın vicdanına dönüşür.

Devamını Oku
09.03.2026
Bir El Daha: İki Sandalye Arasında Kalan Hayat

Konken oyunu, sahnede yalnız bir eğlence değil; bir temas biçimi. Kartlar dağıtıldıkça, aslında geçmiş dağıtılıyor. “Ben böyle yaşadım” diyen bir hafıza… “Ben böyle dayandım” diyen bir yalnızlık… Her el, bir önceki elin gölgesini taşıyor. Her kayıp, yalnız oyunda değil; hayatta da bir yerden eksilmeyi hatırlatıyor. Her kazanma, bir anlık sevinçten çok, “hâlâ buradayım” demek.

Devamını Oku
02.03.2026
Mutluluk Artmış: Peki Bu Memlekette Neden Yüzler Asık?

Geçen hafta açıklanan Yaşam Memnuniyeti verilerine baktım. Kâğıt üstünde tablo düzgün: “Mutlu olduğunu” söyleyenlerin oranı 2024’te yüzde 49,6 iken 2025’te yüzde 53,3’e çıkmış. Ortalama yaşam memnuniyeti puanı ise 10 üzerinden 5,7’de kalmış. Aynı tabloda ülkenin en önemli sorunu yine hayat pahalılığı: yüzde 31,3. Arkasından yoksulluk ve eğitim geliyor. Yani rakamların yüzü gülüyor ama memleketin derdi yerli yerinde duruyor.

Devamını Oku
23.02.2026
Ganita’yı Kurtaran Akıl Nereye Gitti?

Geçmiş öyküleri karıştırırken Ganita Direnişi’ne rastladım. Bir şehir bir zamanlar buldozerin önüne dikilmiş; bugünse denize varmak için iki yolu aşmayı kader sanıyor.

Devamını Oku
16.02.2026
Taç Gitti, Kravat Kaldı: Gücün Yazdığı Kurallar

Bazen bir akşamüstü, günün kalabalığı çekilirken kitaplığın önünde duruyorum.

Devamını Oku
09.02.2026
İstanbul “İptal” Dedi, Sorbonne “Hayır”

Randevuyu iptal ediyoruz. Aboneliği iptal ediyoruz. İlişkiyi iptal ediyoruz. Birbirimizi iptal ediyoruz. Bir süredir de diplomayı iptal ediyoruz.

Devamını Oku
02.02.2026