“Büyük, geniş, bahar” adına ne derseniz deyin o bildik “Ortadoğu” projelerinden vazgeçilmediğini, sadece zaman ve kolaylaştırıcı zemin beklendiğini anlamak için daha ne kadar örnek görmek gerekiyor? Hem bu kez eskisinden farklı olarak bir de Trump ABD’sinin açık sözlülüğü var!
ABD-İsrail epeydir hedefe koydukları İran’a yönelik kapsamlı savaşı başlattı. Saldırının arka planı emperyalist çıkarlardan Çin ve Rusya’yı da içeren bölgesel/küresel güç mücadelesine, tarihsel süreçte dini ve siyasi hesaplaşmaya uzanan pek çok konu başlığını içeriyor. Körfez’in Sünni ve Şii çekişmesinin ABD/İsrail liderliğindeki cephe tarafından kullanışlılığını da ortaya koyuyor.
Öngörülemezlik çağında küçük çaplı çatışmalar, uzun süreli hale, ardından bölgesel savaşlara dönüşüyor. Geleneksel ittifaklar çatırdıyor, farklı güç bileşenleri ortaya çıkıyor. Yeni bir dünya düzeninin şekillendiği ve aynı zamanda yeni bir dünya savaşına doğru gidildiğine yönelik senaryolar artıyor.
ZİNCİRLEME REAKSİYON
Trump ABD’sinin İsrail öncülüğünde başlattığı İran savaşına gelmeden önce kaseti biraz geriye sarmak, bugünü anlamak için önemli. Ortadoğu’da haritaları yeniden şekillendirecek perdenin yeni versiyonu için 7 Ekim 2023 dönüm noktası... Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısı Ortadoğu’da zincirleme reaksiyon fitilini çekti. İsrail’in misillemesi herkesin tahmin edebileceği gibi son derece yıkıcı ve ölümcüldü. Yılların Hamas’ı bunu nasıl tahmin edemedi derseniz, acaba dedirtecek türden son derece tartışmalı...
Domino taşı etkisi hızlıydı. İsrail işgali altındaki Filistin’i yerle bir etti, on binler katledildi, topraklarından sürüldü. Bugün bağımsız, bütüncül bir Filistin devleti hedefinden bahsetmek istesek de gerçekler Trumpizmin Akdeniz resortu tadında kurguladığı, gerçek sahiplerinin yok sayıldığı bir bölge.
İsrail açısından, “Şii hilali” peşindeki İran bölgesel domino taşının kilit ayağı. Gelişmelerin sonucunda İran, vekâlet güçlerinin büyük desteğinden artık yoksun. Filistin’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler’in gücüne darbe indirildi. Irak’ta Şii milislerin, Suriye’de ise Rusya’nın etkisi indirgendi. Kürtler ve cihatçı Şara yönetimiyle yeni bir süreç sahaya kondu.
İran’a saldırı ve Tahran’ın misillemelerinin nereye evrileceğini öngörmek ise zor. En üst beyin takımını yitiren molla rejimi düşer mi güçlenir mi, orta-uzun vadede bölgesel bölünmeler ortaya çıkar mı, İran devleti güç ağırlığını korur mu, toplumun demokratik talepleri yanıt bulur mu gibi sorular şimdilik yanıtsız. Tıpkı Trump ve Netanyahu’ya yönelik tepkilerle birlikte kendi cephelerinde ölümlerin artması halinde, haklarındaki suçlamalar çerçevesinde siyasi kaderlerinin ne olacağının bilinmediği gibi...
TOPLUMU AYRIŞTIRMA
Gelişmeler, Türkiye açısından kaygılanmayı ve hazırlıklı olmayı gerektiriyor. Ateşin yayılması alarm zilleri çaldırıyor. Kimi görüşlerde İsrail’in Yunanistan, GKRY, nükleer Hindistan’ı da katarak oluşturmak istediği yeni ittifak modelinin Suriye ve Akdeniz’deki gelişmeler düşünüldüğünde Türkiye için çevresini kuşatma riski barındırdığına işaret ediliyor. Türkiye’nin ise Suudi Arabistan, nükleer Pakistan’la işbirliği olasılığından bahsediliyor. Trump cephesi ise işin ilginci tüm bu aktörlerin ağzına ara ara bal çalıyor. Türkiye’ye yönelik Osmanlıcılığı övücü çıkışlar da bunun bir parçası. Amaç belli, yeter ki çıkarlar işlesin...
Venezüella lideri Maduro’nun sarayından kaçırılması, İran’da Hamaney dahil üst yönetimin öldürülmesi uluslararası hukukun söylemde kaldığının göstergesi. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, ekonomik, demokratik ilkeler açısından zayıflayan, toplumsal kutuplaşmanın yaygınlaştığı ülkelerin daha kolay lokma olarak görülmeleri!...
Kuşkusuz Türkiye’yi kolay lokma olarak görmek büyük yanılgı olacaktır. Ancak bunun için kendi gücünün temeli olan Cumhuriyet ilkelerinin, laik, demokratik, hukuk devleti izinden ayrılmamak hayati önemlidir. İnanç özgürlüğünün teminatı da olan laiklik ilkesini savunanların hedef alınması bu çerçevede son derece yanlıştır. Tartışmalı İmralı süreciyle birlikte anayasadaki yurttaşların eşitliği kavramının yerine, etnik temelli ayrıştırıcı kimlik tanımlarının yürürlüğe sokulma çabaları da bölgemizde yaşanan gelişmeler düşünüldüğünde ulus devletin geleceği açısından tehlikelidir.
Küresel gelişmeler sadece iktidarda kalmak uğruna politika üretmemek gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Muhalefete, eleştirilere nefes vermeyecek şekilde bir baskı ikliminin toplumsal kırılmaya neden olacağı gibi…