Terörün kökü zıkkımın peki

25 Aralık 2015 Cuma

Lanetlemeler, isyanlar, haykırışlar...
Uzlaşma arayışları, barış çağrıları, pazarlık önerileri, hak hukuk önermeleri...
Tarihsel süreçler, güncel hesaplaşmalar, paylaşmalar...
Paylaşırken parçalanmalar, kopmalar, yıkılmalar...
Tüm yolların teröre çıktığı, örgütlerin ve devletlerin aynı korkunç dili konuştuğu bir dünyada, birbirimizi öldüre öldüre yazdığımız kanlı bir tarih daha yanı başımızda vuku buluyor.
Ve hâlâ birileri terörün kökünü kazımaktan dem vuruyor.
O kök öyle kazınabilir türden bir kök değil.
Üstelik hemen ulaşılabilecek kadar yüzeyde de değil.
Derinlerde...
Geçmişimizin ve daha da fenası zihnimizin derinlerinde.
Güdüyle kurnazlık, bilgiyle hesapçılık arasında tekinsiz bir yerde.
Devlette ve aile algısının temelinde.
Karşımızdakini “terörle ıslah” etmeyi ve bizzat “terörle ıslah olmayı” daha çocukken, büyüdüğümüz evde öğreniyoruz.
Babanın tehditkâr ve saldırgan imgesi, annenin üzgün ve ezik çaresizliği aile içi terörün kutsal alfabesiyle beynimize yazılıyor.
Erkeğin “duyarsa kızar”lığıyla kadının “yapmazsak üzülür”lüğü arasına gerilmiş incecik bir ipte gide gele, dipsiz bir gerilimle biçimlenen insan, ilk terörü doğduğu, büyüdüğü evde yaşıyor.
Kendi küçük hayatındaki kazanımları pazarlıklar ve bedellerle elde etmeyi öğrenen insanın iplerini sonra devlet ele alıyor.
Okullarda öğretilenler kadar öğretilme biçimleri de terörü zihinlerde iyice meşrulaştırıyor.
Üniformalar, ast üst ilişkileri, başarı tarifleri ve toplumda var olma koşulları tehdit ve korkularla yönetilen, pişmanlıklarla ve kaybetmelerle cezalandırılan varlığımız terörü her haliyle hem kullanışlı hem de kanıksanır kılıyor.
Şiddet gündelik hayatın, ikili ilişkilerin ve yasal sistemin işlevsel bir parçası.
O yüzden sadece dağlarda ve sınırlarda değil; yatağımızda bile terör dili işliyor.
Onu kendi küçük erk alanlarımızda çoğalta çoğalta var olmayı, erkenden öğreniyoruz.
Ve bunu güç sanıyoruz; güç sayıyoruz.
Gücünü göstermek isteyen devlet yasal teröre; insan yasadışı teröre başvuruyor.
Oysa varoluşçu Rollo May, şiddetin güç fazlalığından değil, aslında güçsüzlükten doğduğunu söyler.
Ve ekler “İnsanları güçsüzleştirirseniz, şiddet duygularını artırırsınız”.
Biz bunu, gücün tarifini aslen güçlü insanları güçsüz olduğuna inandırarak yaptığımız için bugün topyekûn şiddete eğilimi ve teröre şerbetli bir hayatın cehenneminde yaşıyoruz.
Sadece var olmanın doğaya uyumlu mevcut gücüyle yetinmeyip, artı değerler yaratıyoruz.
O yüzden kurduğumuz devletler hep saldırgan.
Ve evdeki baba hep buyurgan.
Terörün kökünü kazımak için önce devleti yıkmak ve babayı vurmak gerekiyor.
İçimizdeki şiddetin kökünü kazımak içinse...
Köklerimizin “yıkmak” ve “vurmak” kelimelerinin ne anlam taşıdığını hızla unutması ve o eskiye ait kelimelere artık ihtiyaç duymaması gerekiyor.
Bir zamanlar doğanın çok daha saf bir parçası olan insan, zihinsel evrimiyle birlikte bu saflığı kaybetti.
Saflığın yerinde artık kurnazlık var.
Kuyruklu zamanlarından kalma olan, bir dönem türünün devamı için işlevsel sayılan ama artık aslen hiç olmasa da olabilecek şiddet hâlâ insanın uygarlık tahtında oturuyor.
Hem de tüm dünyayı bir güdü değil bilinçli, seçilmiş bir yöntem olarak yönetme iddiasıyla.
O yüzden “Terörün közünü kazımak” tarih boyunca edilen en büyük ve boş laflardan biri.
İnsanlık tarihi boş, hem de bomboş laflarla yazıldığı için devamlı terör dili tekerrür halinde.
Çarkı tersine döndürmek için insanın kendi arsız kökünü iyice bir kazıması ve hayata yeni bir noktadan tekrar kök atması gerekiyor.
Yoksa daha çağlar boyunca insanın merkezinde, huzur yerine terörün kökü ve barış yerine zıkkımın peki...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Hadi’ ama kime hadi? 11 Haziran 2021
Neyi bekliyorsunuz? 28 Mayıs 2021