Olaylar Ve Görüşler

Safımızı sıklaştıralım

18 Mart 2016 Cuma

Temmuz ayından beri ülke topraklarında PKK ile AKP zihniyeti ile yönetilen devlet arasında bir savaş var. Savaşan her iki taraf da kazanıyor!

AKP, 7 Haziran’da kaybettiği Meclis çoğunluğunu istikrarı sağlayacağını vaat ederek 1 Kasım’da kazandı. Terörü önleyici güvenlik tedbirleri yolu ile totaliter devlet hakimiyetini kurarak kazanmaya devam ediyor. PKK ise sivil siyasetin temsilcisi olarak güçlenen HDP’yi bertaraf edip bölgede hala kendi borusunun öttüğünü dünya aleme duyurarak kazandı. Türkiye’de büyük şehirlerde terör eylemleri yapıp, masum sivilleri öldürerek iktidarın muhatabı olma gücünü kazanmaya çalışıyor.

Biz kaybediyoruz
Genç, yaşlı, Cizreli, Silvanlı, Ankaralı, Diyarbakırlı, asker, polis, öğrenci, öğretmen, Baro başkanı, akademisyen, gazeteci hepimiz kaybediyoruz. Ekonomik gücümüzü, toplumsal dayanışmamızı, sosyal sermayemizi kaybediyoruz. Silahı elinde tutanlar, savaştan beslenenler yaşam hakkımızı elimizden alıyor, özgürlüklerimizi kısıtlıyor, geleceğe ilişkin umudumuzu, coşkumuzu, heyecanımızı elimizden alıyor.
Kadir Has Üniversitesi’nin 2016 Ocak ayında yayımladığı Türkiye’de sosyal ve siyasal eğilimler araştırması, en büyük sorununun terör olduğunu oraya koyuyor. Yine bu araştırma bulgularına göre, Türkiye kamuoyunun büyük çoğunluğu, Başbakan’ın söylediği gibi son terörist kalana kadar askeri tedbirleri alarak sorunun çözülemeyeceğini biliyor. Terör sorununun çözümü için siyasi çözümünün, sosyal ve kültürel politikaların ekonomik tedbirlerin alınması gerektiğini söyleyenlerin oranı % 69. Toplumun büyük çoğunluğu siyasi aktörlerden özellikle iktidarı elinde bulunduranlardan siyasi çözümler üretmesini talep ediyor.

Çözüm beklemek
Peki, iktidar partisinden çözüm beklemek gerçekçi mi? Ortadoğu politikaları ile sorunun bir parçası olan, güvenlikçi politikalar ile güçlenen AKP’den ve başkanlık dayatmasından başka gündemi olmayan Cumhurbaşkanı’ndan çözümü beklemek artık bana gerçekçi gözükmüyor. Muhalefet partilerinden hangisi barış sürecine öncülük edebilir?
Terör ile mücadeleyi sıkıyönetim tedbirleri ile sağlayacağını zanneden MHP’nin şu anki yönetiminden barışa yönelik adım atması beklenemez. HDP, barış sürecine önemli bir aktör olabilir ama taraf olarak algılanıyor ve bir güven sorunu var. Geriye sosyal demokrat ilkeleri, Cumhuriyet geleneği, güçlü örgütü ve seçmen tabanı ile CHP kalıyor. CHP, Türkiye’de barışı tesis edebilecek tek siyasi partidir. Bu gerçeklik CHP’ye büyük bir fırsat yaratırken, tarihi bir sorumluluk da yüklüyor.

CHP’nin rolü
CHP savaş bloğuna karşı, barış bloğunun siyasal öncüsü olmalı, topluma umut vermeli ve barış sürecini inşa edebileceğini anlatabilmelidir. Toplumun kendi kendine olan güvenini kazanmasını sağlamak, CHP’ye olan güveni de arttıracak ve iktidar olma şansını yükseltecektir. CHP’nin Parti Meclisi üyesi olarak, aktif, kapsayıcı çözümcü, yaratıcı bir liderlik ile aşağıdakileri yapması gerektiğine inanıyorum.

Neler yapılmalı?
1. Türkiye’de barış isteyen geniş bir kitlenin, kendisine oy vermese bile, temsilcisi olmalı ve çözüme yönelik yol haritasını ortaya koyarak güven vermeli.
2. Sivil toplum, sendikalar, akademisyenler, öğrenciler, kadın örgütleri ve bütün barış isteyenler ile bir “Barış İnisiyatifi” oluşmasına destek olmalı ve barış talebinin kitleselleşmesini sağlamalı.
3. Örgütlerimizin de katılımı ile “barış nöbetleri” her hafta bir gün düzenlenmeli, toplumun aktif rol alma ve barışa el verme duygusu geliştirilmeli, bu nöbetler farklı sosyal grupları kapsayarak sosyal dayanışmaya hizmet etmelidir.
4. CHP “Barış İnisiyatifi”nin siyasi temsilcisi olmalı ve Kürt sorununun TBMM çatısı altında “müzakere süreci” başlatılmalıdır.
5. Ulusal ve uluslararası uzmanlardan oluşan “çözüm gözlem grubu” oluşmasında öncülük etmelidir.
6. Sosyalist Enternasyonel, Avrupa Birliği Parlamentosu ve Konseyi, Birleşmiş Milletler, ABD ve bölgenin önemli oyuncuları olan Rusya, İran ile Türkiye’nin ana muhalefet partisi ve Barış İnisiyatifi’nin siyasi temsilcisi olarak politik müzakereler sürdürmeli, uluslararası topluma güven vermelidir.
Biz barış savunucuları, Türkü, Kürdü bu memlekette barış içinde yaşamak istiyoruz. Bize dayatılan çatışma ve savaş süreçlerinin pasif izleyicileri olmak istemiyoruz. Karşımızdaki gücün farkında olarak, safımızı sıklaştırmalı ve şiddet içermeyen, yaratıcı, kucaklayıcı barış eylemlerini yaşama geçirmeliyiz. Durumumuzu en iyi Gezi direnişinin sloganı anlatıyor: Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.

Gülseren Onanç
CHP Parti Meclisi Üyesi

 

-

 

Biz kimiz, siz kimsiniz?

Aslında biliyorsunuz siz, bizim kim olduğumuzu; ama bir kez daha size kendimizi ve sizi anlatalım.

Biz, hiçbir zaman iktidar nimetlerinden yararlanmayı düşünmeyen, buna karşın her zaman halkımıza karşı kendimizi sorumlu hissedenleriz. O halk ki, eline geçen ilk fırsatta bizleri linç etmeye kalktığında bile, “Hata bizde, biz kendimizi yeteri kadar anlatamadık” diyenleriz.


Ağlamayı bilmeyenler
Onları kandırmaya çalışmayan, elbet bir gün bizi anlarlar diye düşünenleriz. İşte biz, anlaşılmayan, daha doğrusu anlaşılmak istenmeyenleriz. Çünkü biz, ağlamayı bilmeyenleriz. Darağacına giderken bile arkasında kalanları teselli edecek kadar yürekli olanların geleneğinden gelenleriz. Ama siz, kocaman yüreklerde yazılan devrimci destanları bizden önce sahiplenecek kadar pişkin olanlarsınız.

Neden?
Sizden öncekiler, daha on yedisindekileri darağacına gönderdiklerinde, vicdanlarını, “asmayalım da besleyelim mi” diye temizliyorlardı. Siz, onlar için gözyaşı döküyormuş gibi görünüp yirmiye merhaba diyenlerin kanını akıtmıştınız. Asıl sorması gerekenler biziz, “Siz Kimsiniz?”, “Neden, bizi örseliyorsunuz, ötekileştiriyorsunuz, dövüp hırpalıyor, deliklere tıkıyorsunuz? Neden, bu işte bir yanlışlık var dediğimizde bizi öldürmeye kalktınız, hatta öldürdünüz? Biliyor musunuz? Sizin öldürdükleriniz için de başka iktidarlar timsah gözyaşı dökecekler.”

Umudu olanlar
Demokrasiyi çok özleyen, onun azıyla yetinmeyenleriz. “İleri demokrasi” lafını duyunca coşan, ” özgürlük bulutlarının yağmur bırakmadığı demokrasi çölünde ileri demokrasi vahalarının oluştuğuna inananlarız. Demokrasi, eşitlik, özgürlük söylemleriyle kandırdığınız insanlarız. Barışa inanan, yüreği barıştan yana atan, defalarca yanılmamıza rağmen, barışa olan umudumuzu yitirmeyen, “bu kez farklı olacak” diye umut tazeleyen insanlarız.
Yanıldığımızı anlayıp bizi kandıranlardan hesap sormaya kalktığımızda, “hadi oradan, siz kimsiniz” diyerek ayrıştırdığınız, ötekileştirdiğiniz bu ülkenin eşit yurttaşlarıyız. Ama size göre biz bu vatanın eşit yurttaşları değil,Gezi Parkı’ndaki üç beş çapulcuyduk. Her gün farklı şekilde kategorize ettiğiniz, bir takım çevrelere hedef gösterdiği insanlarız. Tiyatroların, opera ve balelerin kapatılmasına karşı çıkan üç beş marjinaliz. Meydanlarda hak aradığı için kafası kırılan; gözü, dudağı patlatılan emekçileriz.

“Yorgun demokratlarız”
Atılan savaş çığlıklarına, barış ve kardeşlik türküleriyle karşılık veren, barış istediği için terörist ilan edilen ve bu nedenle hapishanelere tıkılan gençleriz. Polisin destan yazdığı sokaklarda çocukları öldürülen dar gelirli anne babalarız. Her koşulda, “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” yaşama isteğimizi görmezden geldiğiniz üniversite öğrencileriyiz.
Biz, iktidar savaşları adı verilen oyunda bırakın başrolü, yardımcı oyuncu, hatta figüran, hadi onu da geçtik izleyici bile olmaya layık görülmeyen, “millet, devlet içindir” anlayışını tersine çevirmeye çalışan, onun yerine, “devlet millet içindir” anlayışını egemen kılmak isteyen “yorgun demokratlarız”
Bilemiyorum, yeterince anlatabildim mi kim olduğumuzu? Biz, gerçekten, ama gerçekten yorgun demokratlarız. Yorgunuz; ama yılgın değiliz. Hakkınızı teslim etmek gerekirse, bizi yeterince yordunuz; ama bir türlü yıldıramadınız, işte biz böyle bir anlayışın ve mücadelenin sahipleriyiz.

GALİP UYAR
Sosyolog


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları