Olaylar Ve Görüşler

Umut Nöbeti’ne katılmak

15 Aralık 2015 Salı

Bir toplumda demokrasi varsa, insanlar tepki verir. Çünkü anayasamızın 26. maddesine göre, “herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” 28. maddesine göre de “Basın hürdür, sansür edilemez.”

Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde belirtilen hakları kullanmak suç değildir! Ama bu hakları kullanmaya kalkanlara engel olmak suçtur. Ne yazık ki uzun bir süredir topluma karşı sanki bu suç işlenmektedir.
Kaldı ki toplum demokrasiye göre dizayn edilmiştir. Demokrasiye uygun davranmamak, toplumun barış ve huzurunu bozmak demek değil midir?
Toplum demokrasiye uygun dizayn edilmiştir derken, örneğin bir anlamda her yıl kutlanan/ anılan özel gün ve haftaların anlamı budur demek istiyorum. Yani bunların varlığı, topluma görevini anımsatmak içindir.
Yani topluma ‘tepki ver’ denmek istenmiştir. Yani ‘unutma’ demek için bu özel gün ve haftalar belirlenmiştir. Kimileri kutlanmak, kimileri anımsatmak içindir. “Dünya Ağaçlara Sarılma Günü” yeni eklenenlerdendir. 24 Temmuz artık, “Sansürün Kaldırılış Günü” değil, “Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü”dür.

‘Vicdan günü’
Bunlar içinde bir tek “vicdan günü” yoktur. Doğaldır. Çünkü vicdan, her bireyin yüreğinde ve beyninde doğal olarak olması gereken bir yetidir. İyi ile kötüyü, zorbalıkla adaleti ayırt etme ölçütüdür. O her şeyin başıdır. Ne var ki, bizim toplumumuzda kara vicdanlıların egemenliği ve bunların vicdansızlığıyla, vicdanlar rehin alınmıştır. Vicdan sahibiyim demek, arkasında gölgesinden başka hiç kimsenin olmadığını bilip doğruyu, gerçeği söylemekten çekinmeyen demektir.
Bütün demokrat toplumlarda iktidarın yanında ve karşısında duranların olması doğaldır. Doğal olmayan iktidarın karşısında hiç kimsenin, hiçbir düşüncenin olmamasıdır.
Böyle bir durum varsa, böyle bir toplumun vicdanında kanama var demektir. İyileşmesi için demokrasi gerekir. Toplumun barış, huzur ve güvenliği demokrasiyle sağlanır. Demokrasi yoksa barış da, huzur da yoktur.
Toplumlar zaman zaman zalim muktedirlerin baskısıyla karşılaşır. İşte o zaman ‘fikri hür, vicdanı hür nesiller’, vicdanlı kişiler, kendiliğinden görev üstlenirler. Gerçeği dile getirmek suç değildir.
Hakikatin dile getirilmesini istemeyenler olur. Ama bu yüzyıllardır işe yaramamaktadır. Sebastian Castellio bunu daha 1551’de “Hakikati aramak ve onu kendi düşündüğü gibi ifade etmek asla suç olamaz” biçiminde dile getirmiştir. Castellio’nun bu sözü aslında onun ölümsüz şöhretinden gelmektedir.
Stefan Zweig’ın “Zorbalığa Karşı” (Can Yayınları) adlı kitabında Sebastian Castellio’nun verdiği mücadele dile getiriliyor. Tıpkı bu, bizim masal kahramanımız Ferhat’ın Şirin’e kavuşmak için dağları delmek, kente su getirmek için ömrünün yetmeyeceğini bilmesine karşın verdiği yiğit mücadele gibidir. Castellio da aklından başka silah kullanmak istemeyen, şiddet karşıtlığının mücadelesini verir.

Nöbet sırası
Bu aşamada yalnızca gazetecilik yapan, bundan başka amaçlarının olmadığını söyleyen Can Dündar’ın ve Erdem Gül’ün tutuklanmaları anayasaya aykırıdır. Buna tepki göstermek göstermemekse, vicdan meselesidir! Küresel tepkiler yanında kişisel tepkiler de gösteriliyor. Ulusal, uluslararası kuruluşlar bildiri yayımlıyor, açıklama yapıyor.
Şimdi de “Umut nöbeti” tutuluyor. (Ben de buradan Can Dündar ve Erdem Gül’ü selamlıyorum. Bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını diliyorum.)
Bu alanda ilk adımı Silivri Cezaevi önünde atan usta ve deneyimli gazeteci Mete Akyol’un öncülüğü, dünyada da yankı buluyor olmalı. “Umut Nöbeti”nde sıraya girmek de gerekir, bir an önce çözüm bulmak da gerekir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Davutoğlu’na çağrı yapıyorum, gazetecilerin tutuklu yargılanmaması için gerekeni yapalım” diyor.
Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu çağrısına Sayın Ahmet Davutoğlu’nun artık kulak vermesi, bir anlamda toplumu gerginlikten kurtarmak demektir.
Bireyin ve toplumun mutluluk, zenginlik, barış ve huzur içinde yaşamasını istemek demektir. Demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin gelişmesini sağlamak demektir. Basın ve ifade özgürlüğü için küçük bir adım atmak demektir. Bekleyeceğiz göreceğiz, nöbetteyiz...

HİKMET ALTINKAYNAK
Eleştirmen – Yazar


Yazarın Son Yazıları