Zafer Arapkirli

Deniz olunmalı

07 Mayıs 2021 Cuma

“Bulut mu olsam, gemi mi yoksa? Balık mı olsam, yosun mu yoksa?” diyen ünlü mısralarından akılda kalan en güzel satır şudur Nâzım’ın:

“Ne o, ne o, ne o... Deniz olunmalı oğlum...”

Deniz Gezmiş’le bir süreliğine aynı yıllarda bu gezegende yaşamış olmasına rağmen hayatı boyunca hiç tanışmamış ve yolları kesişmemiş bir sosyalistin aklından bile geçmemiştir, bu dizelerin o yiğit devrimci sosyalist çocuğa bu kadar yakışacağı.

Gerçekten de “Deniz olunmalı...”

Her yerde ve her zaman. 

Samsun’dan, bir grup arkadaşı ile Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü başlattığı 29 Ekim 1968 gününde, bir meşale gibi bu ülke gençliğinin yolunu aydınlatan, Cumhuriyetin kurulduğu gün başlatılan o yürüyüşü 10 Kasım günü Anıtkabir’de noktalamayı hedeflemişti. Dünyanın tüm antiemperyalist hareketlerine örnek olacak Kurtuluş Mücadelesi’nin kahramanından söz ederken şunları söylüyordu Deniz:

“...Bu memlekette Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa, onlar da bizleriz. Onun, istiklali tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz...”

Bu cümlesi ile hem bu coğrafyanın yetiştirdiği en büyük devrimci Mustafa Kemal’in “asıl mirasçısı” olduklarını hem de Yüce Önder’in de “İstanbul Hükümeti tarafından hain ilan edilerek hakkında idam kararı alındığını” hatırlatarak Türkiye solunun on yıllardır (ve hâlâ) görmezlikten gelme ve utangaç biçimde üstü kapalı bir inkârla ATATÜRK’ü “Yüce Önder” olarak kabullenmeme tavrının da bir eleştirisiydi bu. 

İşte tam da bu yüzden “Deniz olunmalı.”

Emperyalizmle mücadelenin gerçek ilham kaynağı olan Mustafa Kemal’in meşalesine sarıldığı için Deniz olunmalı

Bugün de geçerlidir bu şiar. 

“Deniz olarak” faşizmin her tür ve kılıkta, her görünümde olanına karşı mücadele etmeli. Gericilerle, küçük burvuja oportünistleri ile her ikisini de “bazı hataları mazur görülebilir ve zaman zaman belli noktalarda kol kola girilebilir” bulanlara karşı da mücadele ederek Deniz olunmalı. Emperyalist uşakları, din bezirgânı, gerici ve laiklik karşıtları ile müttefiklik ilişkisine girişenlere inat Deniz olunmalı. 

“Deniz olarak” temel insan haklarına düşman, yine Nâzım’ın deyişiyle “Yeşile, doğaya, kurda, kuşa, insana, ümide, akarsuya, meyve çağında ağaca, serpilip gelişen hayata düşman” yani İkizdere’ye, Kaz Dağları’na, Cerattepe’ye, Kuzey Ormanları’na ve bilcümle tabiat zenginliğine düşman olanların suratına “Durun!..” diye haykırabilmeli. 

“Deniz olarak” yurdum insanı koronadan inim inim inlerken, onları hayatta tutabilecek 3-5 dolarlık iki doz aşıyı temin etmek bir yana, her türlü güvenceden yoksun biçimde virüsle baş başa bırakarak fabrikada, tarlada, büroda üretime zorlayan açgözlü kompradorlara karşı durabilmeli.

“Deniz olarak” bir yandan bu ülkenin tüm kaynaklarını ve vatandaşların vergilerini har vurup harman savuran, ballı yandaş müteahhitlere peşkeş çeken, elde ettiği rantla da zevk-u sefa içinde yaşayan bir avuç azınlığın ipliğini pazara çıkarabilmek için her türlü tehdide ve baskıya boyun eğmeyip gözünü kırpmadan savaşabilmeli. 

“Deniz olarak” hukuksuzlukların üzerine yürüyebilmeli. Mahkeme kararlarını tanımayan, akademisyeninden gazetecisine, işçisinden memuruna, muhalif siyasetçisinden öğrencisine hoşuna gitmeyen kim varsa zindana atmak ve orada tutmak hırsı ile yanıp tutuşan ceberut iktidarla yiğitçe mücadele edebilmeli. 

“Deniz olarak” fikir ve ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün insanoğlunun en temel, vazgeçilmez, ekmek kadar, su kadar, hava kadar kutsal bir hak olduğunu savunabilmeli. 

Deniz olunmalı... Yusuf olunmalı... Hüseyin olunmalı...

O üç yiğit memleket evladının yaptığı gibi gerektiğinde kendi (kısıtlı süreli) yaşamının üzerinde düşünebilmeli toplumun çıkarını. Yaşına başına bakmamalı. “Daha doğru dürüst bir gün görmedik. Bir şey kazanmadık. Şu dünyanın sefasını sürmedik” demeden, 23-25 yaşında ölümün üzerine yürüyebilmeli. 

Eğer bir taş daha koymak gerekiyorsa faşizme karşı öreceğimiz duvara, eğer bu taş kendi naçiz bedenimiz olacaksa, onuruyla, vatan için çarpan yüreğinin durması pahasına, yağlı urgana boynunu uzatabilmeli insan. 

Son nefesinde bir Rodrigo konçertosuna kulak vermeyi dileyecek kadar da naif ve yüce bir ruhla...

Can Yücel’in o efsane dizelerindeki gibi:

“Aşk olsun sana çocuk, aşk olsun...

Elbette Türkiye’de en uzun koşuysa Devrim. 

Onun en güzel yüz metresini koştu. 

İlk o fırladı lüverden en sekmez mermisiynen.

Aşk olsun...”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Makas değişikliği 15 Eylül 2021
‘Ali Bey kafası’ 8 Eylül 2021
‘Cüppeli hâkim’ 3 Eylül 2021