Sadabat Paktı (1937)

Sadabat Paktı (1937)

10.07.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Cumhuriyet hükümetinin Doğu’da uygulamakta bulunduğu dostluk ve yakınlık politikası yeni ve güçlü bir adım attı. Sadabat’ta dostlarımız Afganistan, Irak ve İran ile imza etmiş olduğumuz dörtlü antlaşma, büyük bir sevinçle kayda değer barış eserlerinden biridir. Bu antlaşmanın çevresinde toplanan devletleri, aynı amacı sürdüren ve barış içinde gelişmeyi içtenlikle isteyen hükümetler arasındaki işbirliğinin gelecekte de iyi sonuçlar vereceğinden emin bulunmaktayız.” (Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım 1937)

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” politikasıyla hareket eden Türkiye Cumhuriyeti, tam bağımsızlığı, ulusal egemenliği, ulusal çıkarları, komşularla iyi ilişkileri ve dünya barışını korumayı esas alan, gerçekçi, rasyonel ve çok yönlü dış politika doğrultusunda, 1930’larda barış paktları kurdu. 

1930’ların başına Almanya ve İtalya’nın saldırgan ve yayılmacı bir politika izleyeceklerinin anlaşılması üzerine Türkiye, sınırlarını koruyabilmek amacıyla bazı önlemler almak istedi. Öncelikle 1930 yılında Yunanistan’la barışıldı ve iyi ilişkiler kuruldu. Türkiye’nin yoğun çabaları sonunda 1933 yılında Balkan ülkeleri ile ikili anlaşmalar imzalandı. Sonra da 9 Şubat 1934 tarihinde Atina’da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Antantı imzalandı. Böylece batı sınırlarını güvenceye alan Türkiye, doğu sınırlarını güvenceye almak için de Doğu ülkeleriyle Balkan Antantı’na benzer bir pakt kurmaya karar verdi. 

8 Temmuz 1937’de Tahran’da Sadabat Sarayı’nda Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı olarak bilinen dörtlü saldırmazlık antlaşması imzalandı. 1937 yılı yazında, Türkiye’nin doğudaki üç ülkeyle Sadabat Paktı’nın imzalamasında, sınır sorunlarını kalıcı şekilde çözme, bölgedeki aşiret isyanlarını önleme ve İtalyan yayılmacılığına karşı doğuda bir güvenlik duvarı oluşturma isteği etkili oldu. 

DOĞUDA SINIR SORUNLARI

Sadabat Paktı’na üye olacak devletlerin tümünün İran’la sınır sorunu vardı. Bu sınır sorunları nedeniyle özellikle Türkiye-Irak-İran üçgeninde bazı ayrılıkçı Kürt aşiretleri iç güvenliği tehdit eden isyanlar çıkarmaktaydı. 1930 yılında patlak veren Ağrı İsyanı, Türk-İran ilişkilerini olumsuz etkilemişti. İsyancı Kürt aşiretlerine müdahale etmek için bölgeye gelen Türk kuvvetleri ile isyancılar arasında çatışmalar çıkmış ve isyancılar İran sınırları içindeki Küçük Ağrı bölgesine kaçmışlardı. Bunun üzerine Türk birlikleri sınırı geçerek isyanı bastırmış, ancak İran’a ait olan bu bölgeden çıkmamıştı. İran ile yapılan görüşmeler sonunda Türk-İran sınırında yeni bazı düzenlemeler yapılmıştı. Ocak 1932’de Türkiye ile İran arasında yapılan antlaşmayla iki ülke arasındaki sınır sorunu çözülmüş, Haziran 1934’te İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye ziyareti ile Türkiye-İran ilişkileri ivme kazanmıştı.

1926 Ankara Antlaşması ile Türkiye-Irak sınırı çizilmiş, 6 Temmuz 1931 tarihinde Ankara’ya gelen Irak Kralı Faysal, Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından istasyonda karşılanmış ve şerefine Ankara Palas’ta akşam yemeği verilmişti. Bu ziyaretin gerçekleştiği sırada Irak Başbakanı Nuri Sait Paşa da Avrupa gezisi dönüşünde İstanbul’a uğramıştı. Gelişen Türkiye-Irak ilişikleri sonrası 10 Ocak 1932 tarihinde iki ülke arasında, “Ankara Ticaret Antlaşması” imzalanmıştı.

Bu arada İran-Afganistan ve İran-Irak arasında da sınır sorunları sürüyordu. Türkiye, İran ile Afganistan arasında sınır sorununun çözümünde, her iki ülkenin de davetiyle hakemlik yaptı. Fahrettin Paşa (Türkkan) başkanlığındaki Türk heyetinin girişimleri sayesinde, İran-Afganistan sınır sorunu 1934 yılında çözüldü. Bu sırada Irak da İran’la olan sınır anlaşmazlığı konusunda Türkiye’nin desteğini istedi.          

Hem bu sınır anlaşmazlıklarını çözmek hem de doğu sınırlarını güvenceye almak isteyen Atatürk Türkiye’si, 1933 yılında İngiliz hükümetine, Türkiye, İngiltere, İran, Irak ve Sovyetler Birliği’nin yer alacağı bir Ortadoğu paktı teklifinde bulundu. Türkiye, 1934 yılında bu teklifi yeniledi. Çünkü her ne kadar 1930 yılında Irak’taki İngiliz mandası sona ermişse de Irak dış işlerinde hâlâ İngiltere’ye bağlıydı. Ayrıca Irak’ın, henüz İngiliz mandasından tam olarak kurtulamadığı bir dönemde İngiltere’nin de pakta dahil olması Sovyet Rusya’yı rahatsız edebilirdi. Bu nedenle paktın kurulma sürecinde Türkiye, İngiltere ve Sovyet Rusya’nın da pakta katılmasını istedi ve bu ülkelerle görüştü. İngiltere, pakta katılmamakla birlikte karşı olmadığını bildirdi. Sovyet Rusya ise pakta Afganistan’ın da katılmasını istedi. Kurtuluş Savaşı yıllarından beri Türk-Afgan ilişkileri çok iyi durumdaydı. Böylece Afganistan’ın da pakta katılmasına karar verildi. Bu arada Irak, Suudi Arabistan’ın da pakta katılmasını önerdiyse de Afganistan, bu ülkenin Milletler Cemiyeti’ne üye olmadığını ileri sürerek -gerçekte bu ülke İngiliz etkisinde olduğu için- pakta katılmasına karşı çıktı. 

İTALYAN YAYILMACILIĞI

İtalya’nın faşist lideri Mussolini, 19 Mart 1934 tarihinde Faşist Kongre’de yaptığı konuşmasında İtalya’nın tarihsel çıkarlarının Asya ve Afrika’da yattığını açıkça ifade etmişti. Mussolini’nin bu konuşması, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz ülkelerinde endişeyle karşılandı ve bölgesel güvenliği pekiştirecek bir ittifak arayışına yol açtı. İtalyan yayılmacılığı, Atatürk Türkiye’sinin Doğulu devletlerle bir pakt çerçevesinde işbirliğine yönelmesinde doğrudan etkili oldu. İşte bu süreçte Türkiye, İran ve Irak arasında 2 Ekim 1935 tarihinde, Cenevre’de üçlü bir antlaşma parafe edildi.  Daha sonra Afganistan da katıldı.

3 Ekim 1935’te İtalya’nın Etiyopya’yı (Habeşistan) işgal etmesi sonrası paktın kuruluş süreci hızlandı. 1935 yılında parafe edilen antlaşmadan sonra Türkiye, Doğulu devletlerle ilişkilerini sürekli geliştirdi. İran ile 1937 yılında İkamet Antlaşması, Hava Seyriseferi Antlaşması, Telgraf ve Telefon Hatlarının Tesisine Dair Özel Antlaşma, Suçluların İadesi ve Adli Müzaheret Antlaşması, Baytari Antlaşması, Sınır Bölgesinin Güvenliği Hakkında Antlaşma, Trabzon-Tebriz-Tahran Transit Yolu Antlaşması, Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması imzalandı. Bu arada Irak’la da süresi biten Dostluk Antlaşması 1937 yılında iki yıl daha uzatıldı.

PAKTIN İMZALANMASI

İran ile Irak arasındaki Şattülarap Suyolu uyuşmazlığı ve sınır sorunları paktın imzalanmasını geciktirdi. Bu sırada Türkiye, İran-Irak sınır sorununun çözümünde de arabuluculuk yaptı. Bu süreçte Tevfik Rüştü Aras Bağdat’a gitti. Türkiye’nin arabuluculuğunda yürütülen diplomatik faaliyetler sonunda 4 Temmuz 1937 tarihinde taraflar arasında imzalanan antlaşma ile Irak-İran sınır hattı sorunu da çözüldü.

Atatürk’ün, Türkiye’nin sınırlarını güvence altına almak, bölgede güvenliği ve barışı sağlamaya yönelik girişimleri sonuç verdi ve Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran’daki Sadabad Sarayı’nda Sadabat Paktı imzalandı. Paktı Türkiye adına Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras; Afganistan adına Dışişleri Bakanı Faiz Mohammed Han, Irak adına Dışişleri Bakanı Naji el-Asıl, İran adına ise Dışişleri Bakanı Enayetollah Samiy imzaladı.

Beş yıl geçerli olacak ve beş yıl sonunda imzacı taraflardan biri sona erdirilmesini istemediği takdirde beş yıllar şeklinde devam edecek pakt, taraflar arasındaki barış, dostluk ve dayanışmayı devam ettirmeyi amaçlıyordu. İmzaladıkları bu pakt ile taraflar, Milletler Cemiyeti’ne ve 27 Ağustos 1928 tarihli Kellog Paktı’na bağlı kalmayı, birbirlerinin içişlerine karışmamayı, ortak sınırlarına saygı göstermeyi, ortak çıkarları ilgilendiren konularda birbirlerine danışmayı, birbirlerine karşı herhangi bir saldırıda bulunmamayı ve saldırı amacı güden hiçbir siyasal birliğe katılmamayı garanti ettiler.  

Türkiye-Suriye arasındaki Hatay sorunu nedeniyle Suriye paktta yer almadı.

Sadabat Paktı, TBMM tarafından 14 Ocak 1938 tarihinde 3324 sayılı yasa ile onaylandı ve diğer devletlerin de onaylamasının ardından 25 Haziran 1938’de yürürlüğe girdi.

PAKTIN ÖNEMİ

Sadabat Paktı’nın kurulmasında, ülkelerin sınır sorunları yanında Türkiye’nin sınır güvenliği, Ağrı İsyanı’nın yarattığı iç güvenlik sorunları ve İtalyan yayılmacılığı etkili oldu. Ayrıca Sadabat Paktı’nın kurucu devletleri, bağımsızlığını yeni kazanmış veya emperyalist devletlerin etkisinden yeni kurtulmuş “ulus” ve “devlet inşası” sürecindeki devletlerdir. Sadabat Paktı işte bu devletlerin bağımsızlıklarını vurguladıkları bir antlaşmadır. Bu pakt, mazlum ulusların bir araya gelerek kendi politikalarını üretme yeteneğine sahip olduklarını ve sömürge (manda) yönetimlerinin sona ermekte olduğunu gösteren bir belgedir. Bir ulusal bağımsızlık savaşı sonunda laik, çağdaş bir devlet olarak kurulan Atatürk Türkiye’sinin, Ortadoğu’dan Güney Asya’ya İslam dünyasında “model ülke” olması, Türkiye’nin paktın öncülüğünü yapmasına neden olmuştur. Türkiye, Müslüman Doğu komşuları ile yalnızca sınır sorunları veya aşiret isyanlarına ortak bir çözüm bulmak için değil, aynı zamanda bu ülkelerin modernleşmesi için işbirliği yapmıştır. Türkiye, eğer bu devletler de bağımsızlığını kazanıp çağdaşlaşabilirse sömürülmekten ve geri kalmışlıktan kurtulup gelişebilir ve rejimlerini istikrarlı bir hale getirebilirlerse Türkiye’nin ve bölgenin bundan büyük yarar sağlayabileceğini öngörmüştü. Sadabat Paktı, “Halifelik kaldırıldı, İslam dünyası bölündü, parçalandı! Türkiye, İslam dünyasından dışlandı. Türkiye İslam dünyasıyla ilgilenmedi!” gibi söylemlerin de temelsizliğini gözler önüne sermektedir. Sadabat Paktı, İslam dünyasında devletlerin halife olmadan birlikte hareket edebileceklerini gösterdi. Üstelik bu ülkeler, halifeliği kaldıran Türkiye’nin öncülüğünde, Türkiye’yle birlikte bunu yaptılar. Bu pakt, Atatürk Türkiye’sinin İslam dünyası ile de ilgilendiğinin ve iyi ilişkiler kurduğunun en açık kanıtıdır. 

Sadabat Paktı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bölgedeki yeni gelişmeler nedeniyle önemini kaybetti, 1955’te imzalanan Bağdat Paktı sonrasında zamanla unutuldu ve 22 Eylül 1980’de başlayan İran-Irak savaşı ile fiilen ortadan kalktı.

BARIŞ KUŞAĞI

Sadabat Paktı’nı imzalayan Tevfik Rüştü Aras şöyle diyor: “O zamanki şartlara göre biz anlayışımıza uygun olarak bütün Ortadoğu’yu kaplayacak bir dostluk halkaları camiası kurmaya çalışıyorduk. Bu camianın yüzeyinin Balkanlar dahil, Avrupa güneyinden Uzakdoğu hududuna kadar olmasını istiyorduk. Sadabat Paktı’nın imzalanması münasebetiyle yapılan törende verdiğim nutukta belirttiğim üzere bütün bu sahayı, İngiltere ve Sovyetler Birliği arasında, tarafsız bir dostluk camiası haline getirmek için çalışıyorduk.”

1934 Balkan Antantı ve 1937 Sadabat Paktı ile Atatürk Türkiye’sinin kurduğu  barış kuşağı

1934 Balkan Paktı ve onu tamamlayan 1937 Sadabat Paktı ile Atatürk Türkiye’sinin öncülüğünde Balkanlar’dan Güney Asya’ya, Ege’den Basra Körfezi’ne ve Himalayalar’a kadar bir dayanışma ve barış kuşağı oluşturulmuş oldu. Bu kuşak, modern dünya tarihinde oluşturulmuş en büyük dayanışma ve barış kuşağıdır. Sadece Türkiye’yi yönetenlerin değil, tüm dünyayı yöneten liderlerin Atatürk’ten, Atatürk Türkiye’sinin dış politikasından alacağı çok dersler var.

KAYNAKLAR

Abdülahad Akşin, Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasisi, İstanbul 1966. 

Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara 1983.

Atatürk’ün Millî Dış Politikası, Cilt II, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1981.

Ahmet Şükrü Esmer, Siyasi Tarih (1919-1939), AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1953.  

İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Antlaşmaları, Cilt I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1983.

Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, 3. Kitap, Yeni Türkiye’nin Oluşumu, Bilgi Yayınevi, Ankara 1996. 

Hayrullah Cengiz, “Sadabat Paktı’nın Türk Dış Siyaseti Açısından Önemi”, Irak Dosyası, İstanbul, 2003, s.29-44.

Mustafa Serdar Palabıyık, “Sadabad Paktı (8 Temmuz 1937): İttifak Kuramları Açısından Bir İnceleme”, Ortadoğu Etütleri, Cilt 2, No 3, Temmuz 2010, s. 147-179.

Mustafa Edip Çelik, “Turkey’s Middle East Policy Shaped in the Axis of Sadabad Pact/ Türkiye’nin Sadabad Paktı Ekseninde Şekillenen Ortadoğu Politikası”, History Studies, Volume 10, Issue 8, November 2018, p. 93-108.

Timuçin Faik Ertan, “Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937)”, Atatürk Ansiklopedisi. 

Akşam, Cumhuriyet, Ulus gazeteleri, 7-8-9 Temmuz 1937.

Yazarın Son Yazıları

İstanbul Lozan’da kurtarıldı

İstanbul resmi olarak Lozan’da kurtarıldı.

Devamını Oku
07.10.2026
Dil Devrimi'nin İki Dev Adımı: CHP Programı'nın ve Anayasanın Türkçeleştirilmesi

1945 yılında anayasa dilinin Türkçeleştirilmesi bir devrimdi, 1952 yılında anayasa dilinin eski dile döndürülmesi ise karşı devrim...

Devamını Oku
30.09.2026
'Yazı Devrimi'nin Psiko-Sosyal Anlamı

Cumhuriyet bizi geçmişimizden koparmadı, tam tersine kopuk olduğumuz geçmişimize bağladı.

Devamını Oku
23.09.2026
1921 Anayasası Görüşmeleri ve 'Mahalli Muhtariyet'

1921 Anayasası taslak metnindeki “tam muhtariyet” ifadesinin “siyasi özerklik” veya “etnik özerklik” olarak yorumlanabileceği düşünülerek 14 Aralık 1920 tarihli meclis oturumunda, taslak metindeki “tam” sözcüğü anayasadan çıkarılmıştı.

Devamını Oku
16.09.2026
“İzmir’in Kurtuluşu Sadece İzmir’in Kurtuluşu Değildir”

Bugün 9 Eylül 2026; İzmir Marşı’ndaki ifadelerle İzmir’in dağlarında çiçeklerin açtığı, bozulmuş düşmanların yel gibi kaçtığı gün; bugün güzel İzmir’imizin kurtuluşunun 104. yıl dönümü…

Devamını Oku
09.09.2026
Atatürk'e göre Büyük Zafer'in Anlamı - 1924 Dumlupınar Konuşması

“Efendiler! Milli hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur…”

Devamını Oku
02.09.2026
‘Geçmişi ve geleceği de kurtaran BÜYÜK ZAFER’

“Allah’ım, ne muazzam zaferdi o, ortalık hercümerç oldu; beş altı saat içinde başka bir dünya doğdu ve biz mest olduk…

Devamını Oku
26.08.2026
Lozan, Laiklik ve Bağımsızlık

“İslam hukukunda, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman olmayan toplulukların yararına din ve öğretime ilişkin bir takım çok özel ayrıcalıkların bulunduğunu Türk temsilci heyetine hatırlatmak isterim. Bu ayrıcalıkların kaldırılmaması (…) çok istenir bir şeydir…”

Devamını Oku
22.07.2026
Atatürk'ün Gözünden 'Vahdettin'in Kaçışı

“Vahdettin Efendi, bu gece saraydan gaybubet eylemiştir (kaçmıştır). Zat-ı Şahane İngiliz himayesine girerek bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan müfarekat etmiştir (ayrılmıştır).”

Devamını Oku
15.07.2026
‘Kurtuluş Savaşı’na savaş açmak!

“Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı.

Devamını Oku
08.07.2026
Unutulan Cumhuriyet şehidi: Mehmet Zeki Dündaralp

Cumhuriyeti daha doğarken boğmayı amaçlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında asker-sivil şehitlerimiz vardı. O şehitlerimizden biri de Lice’de, isyancılar tarafından vahşice katledilen Mehmet Zeki Dündaralp öğretmendi.

Devamını Oku
01.07.2026
Hatay'ın Kurtuluşu ve Atatürk'ün Fotoğrafı

“Hatay işlerinde hayırlı neticeler elde edileceğine emin olabilirsiniz. Atatürk’ün reisliği altında yapılan bütün toplantıların hayırla neticelendiğini bilirsiniz!’

Devamını Oku
24.06.2026
Atatürk’e ve Cumhuriyet’e Suikast - 'İzmir Suikastı'

“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).”

Devamını Oku
17.06.2026
‘Devlet aklı’ kimin aklı?

1919'da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o zamanki ''devlet aklına'' göre hareket etselerdi ne ulusal hareket örgütlenip emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı kazanılabilirdi ne de üniter, laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulabilirdi.

Devamını Oku
10.06.2026
Direniş mitingleri: ‘Halkın önünde hiçbir güç duramaz!’

‘Milletin heyecanını ve milli gösterileri yasaklamak için hiç kimsede güç ve kuvvet göremem.’

Devamını Oku
03.06.2026
19 Mayıs'ın Matematiği: 'Teslim Olan Saray, Direnen Halk'

Türk Kurtuluş Savaşı, sarayın (sultanın-halifenin; padişahın) desteğiyle değil, saraya (padişaha) karşın kazanılmıştır.

Devamını Oku
20.05.2026
1935 CHP Kurultayı ve Kemalizm

“Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm Prensipleridir.”

Devamını Oku
06.05.2026
Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

Devamını Oku
29.04.2026
23 Nisan ve Ulusal Egemenlik

“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”

Devamını Oku
22.04.2026
Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026
Devrim Kanunları’nın gerekçesi

“Din ve ordunun siyasetle ilgilenmesi birçok kötülükler doğurur. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetlerce bir temel ilke olarak kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
04.03.2026
Laikliğin gerekçesi

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025