ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

07.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935) 

3 Ocak 2026’da ABD, bir askeri operasyonla Venezüella Başkanı Nicolas Maduro’yu ve eşini esir alıp ABD’ye kaçırdı.

ABD’nin, bağımsız bir devlet durumundaki Venezüella’yı bombalayıp, devlet başkanını ve eşini bir askeri operasyonla kaçırması ve “Bunlar suç işlediler, bunları biz yargılayacağız!” diyerek ABD’de mahkemeye çıkarması, uluslararası hukukla ve uluslararası antlaşmalarla açıklanamaz. Bunun adı haydutluktur. İşin asıl endişe verici yanı ise bu Amerikan haydutluğuna karşı BM, NATO, Batı’nın büyük bir bölümü ve dünyanın sessizliğe gömülmesidir.

MADURO, VENEZÜELLA, TRUMP VE ABD

Maduro’nun hukuku, adaleti, özgürlükleri, demokrasiyi yok ettiği, bir baskı rejimi kurduğu, ülkeyi mafyaya ve uyuşturucu kartellerine teslim ettiği, Venezüella, dünyanın en zengin petrol ve altın rezervlerine sahip ülkesi olmasına rağmen Venezüella halkının derin bir yoksulluk ve sefalet içinde yaşadığı, öyle ki son 10 yıl içinde 9 milyon Venezüella vatandaşının ülkesini terk ettiği belirtiliyor. Ancak Maduro’nun Venezüella’yı içine düşürdüğü bu olumsuz tablo, ABD saldırısını meşrulaştırmaz.

ABD Başkanı Trump’ın, Venezüella halkını düşündüğü için, uyuşturucu kartelleriyle veya diktatörlerle mücadele ettiği için değil, petrol için, ABD çıkarları için ve kendi siyasal geleceği için bu operasyonu yaptığını herkes biliyor. Görünürde “uyuşturucu” gerekçesiyle yapılan operasyonun asıl amacını, ABD Başkanı Trump şöyle itiraf etti: “Venezüella’yı biz yöneteceğiz. Venezüella petrolünü biz satacağız.”

Venezüella, ABD Başkanı Trump’un ilk döneminden beri hedefindeki ülkelerden biriydi. 23 Ocak 2019’da, Venezüella’da ABD destekli muhalefet lideri Juan Guaido, kendisini geçici devlet başkanı ilan etmiş, ABD Başkanı Trump da Guaido’yu geçici devlet başkanı olarak tanımıştı. Trump, “ABD’nin ekonomik ve diplomatik gücünü Venezüella’ya demokrasi getirmek için kullanacağını” (!) söylemişti. Trump, 2026’nın başında Venezüella’ya nasıl “demokrasi getireceğini” tüm dünyaya gösterdi!

AMERİKANCI DARBELER

Sorun sadece Trump değildir; sorun ABD emperyalizmidir. ABD, Soğuk Savaş döneminden itibaren “petrol zengini” veya “ABD karşıtı” ülkeleri, darbelerle kendi çıkarına göre şekillendirmeyi bir “dış politika” ilkesi olarak belirlemiştir. II. Dünya Savaşı sonrası ABD tarihi, ABD’nin “demokrasi götürme” bahanesiyle yaptığı sınır ötesi darbelerle doludur. Bugün de ABD Başkanı Trump’un derdi, Maduro’nun diktatörlüğü, uyuşturucu ticareti veya Venezüella halkının kötü koşullarda yaşaması değildir; Trump’un derdi, ABD’nin emperyalist çıkarları ile kendi siyasal çıkarlarıdır.

1953’te İran’da Muhammed Musaddık, 1954’te Guatemala’da J. Arbenz Guzman, 1965’te Endonezya’da Ahmet Sukarno, 1973’te Şili’de Salvador Allende Amerikancı darbeler sonunda devrildi.

Dünyadaki Amerikancı darbeler sadece bunlarla sınırlı değil; ABD ayrıca, 1952’de Küba’da, 1980’de El Salvador’da, 2009’da Honduras’ta, 1980’da Nikaragua’da, 1989’da Panama’da, 1959 ve 2004’te Haiti’de, 1962 ve 1975’te Peru’da, 1965’te Dominik Cumhuriyeti’nde, 2002’de Venezüella’da, 1954’te Paraguay’da, 1964’te Brezilya’da, 1980’de Bolivya’da, 1973’te Uruguay’da, 1976’da Arjantin’de ve daha başka ülkelerde de darbeler yaptı veya darbeleri destekledi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyadaki Amerikancı darbelerin Latin Amerika’da yoğunlaştığı görülmektedir. Ayrıca 2000’lerde Afganistan, Irak ve Suriye gibi ülkelerin Amerikan etkisiyle nasıl paramparça edildiğini de gördük. Dünyadaki Amerikancı darbeler sonunda ABD çıkarlarına karşı gelmeyen liderler ve hükümetler başa geçirildi.

MADURO VE VENEZÜELLA DERSLERİ

ABD’nin saldırganlığı yanında, Maduro’nun, ABD saldırısını kolaylaştıran “yanlışlarından” da dersler çıkarmak gerekir.

1. Hukukun, adaletin, ulusal egemenliğin ve demokrasinin yok sayıldığı bir siyasal düzen, eninde sonunda zayıf düşer ve çöker.

2. Liyakatsiz yöneticiler ve memurlar devleti zayıflatır.

3. Devlet kurumlarının, ordunun ve milli savunmanın zayıflaması devletin caydırıcılığını yok eder.

4. Rüşvet, yolsuzluk, kara para, mafya, uyuşturucu kartelleri… toplumu çürütür.

5. Devletin (petrol ve altın gibi zengin) kaynaklarının ulusun yararına değil de iktidarı elinde tutanlara, belirli yandaş gruplara aktarılması, halkın devlete ve devleti yönetenlere güvenini bitirir.

Gerçek şu ki; hukuku, adaleti ayaklar altına alan, ulusun egemenliğini ve demokrasiyi yok eden, liyakatin yerine sadakati koyan, devlet kurumlarını ve orduyu zayıflatan, devlet kaynaklarını eşe dosta, yandaşlara akıtan, zengin kaynaklara rağmen güçlü bir ekonomik düzen kuramayan, toplumu çürüten hastalıklarla kararlılıkla mücadele etmeyen, ulusal birliği sağlayamayan liderler ve hükümetler sadece kendilerini değil, ülkelerini de felaket çukuruna sürüklerler. Venezüella’nın bugün karşı karşıya olduğu da tam olarak budur. “Bütün bunlar olsaydı da Maduro ABD karşıtı olduğu sürece, ABD yine Venezüella’ya saldırır, Maduro’yu indirirdi” denilebilir. Evet, ancak o zaman ABD’nin işi bu kadar kolay olmazdı. Daha güçlü bir Venezüella, ABD’nin işini çok daha zorlaştırabilir ve Venezüella halkı devletine ve liderine sahip çıkardı.

Maduro ve Venezüella dersleri içinde “Ulus devletler bitti!”, “Tam bağımsızlığın anlamı kalmadı!”, “Orduya yatırım yapmak gereksiz!”, “Emperyalizm ve sömürgecilik bitti”, “Demokrasi anlamını yitirdi” gibi klasik ezberleri de bozan çok önemli dersler var.

TÜRKİYE’NİN ŞANSI ATATÜRK

ABD’nin Venezüella’yı bombalayıp Venezüella Devlet Başkanı Maduro’yu ve eşini esir alıp ABD’ye götürüp yargılaması tam bağımsızlığın, ulusal egemenliğin, çağdaşlaşmanın, adaletin, liyakatin, ulusal birlik bütünlüğün ne kadar önemli olduğunu bir kere daha gösterdi.

Türkiye’de bu değerlerin tamamı Atatürk’ün kurduğu üniter, laik, ulus devlet durumundaki Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kurucu değerleridir.

Emperyalizme karşı ilk büyük bağımsızlık savaşının önderi Atatürk, tam bağımsızlığın öneminden şöyle söz etmişti:

“Tam bağımsızlık, siyasî, malî, ekonomik, adlî, askerî, kültürel vb. her hususta tam bağımsızlık, tam serbestlik demektir. Bunların herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğunu ifade eder.” (Atatürk, Nutuk, C.I,s.834)

Atatürk’ün “tam bağımsızlık” kadar çok önem verdiği bir diğer ilke de ulusal egemenliktir. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” parolasıyla TBMM’yi açan, saltanata ve hilafete son verip cumhuriyeti ilan edilmesini sağlayan Atatürk, “ulusal egemenliğe” öylesine büyük önem veriyordu ki, 1923’te annesinin mezarı başında yaptığı konuşmada ulusal egemenliği korumak için şöyle yemin etmişti:

“Annemin kabri önünde Allah’ın huzurunda yemin ediyorum. Bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve sağlamlaştırdığı hâkimiyetin korunması ve savunması için gerekirse annemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli hâkimiyet uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.”

Atatürk, 16-17 Ocak 1923 İzmit Basın Toplantısı’nda, ulusal egemenliğin önemine şöyle dikkat çekmişti:

“Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda birkaç noktaya işaret edebiliriz. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir. ‘Kayıtsız şartsızı’ buradan kaldırmadıkça Türkiye Devleti herhangi bir kişiye ya da makama egemenliğe uymayan hiçbir yetki veremez… Milli egemenlik devredilemez. İnsanın, hâkimiyetini vermesi için milli iradesinin felç olmasını kabul etmesi gerekir. Bu, ölmeyi kabul etmek demektir. Bundan dolayı bir millet, hâkimiyetini veremez. (Hâkimiyet) yalnız alınır ve zorla alınır. Millet hâkimiyetini elinde tutuyor ve ancak hâkimiyetinin icabı kadarını uygulamak üzere Millet Meclisi’nin genel kurulunu görevlendiriyor. Fakat bir tek adama bu yetki verilemez.”

Atatürk, 13 Temmuz 1923’te The Saturday Evening Post yazarı Isaac F. Marcosson’a verdiği mülakatta da şöyle demişti: “Emperyalizm ölüme mahkûmdur. Demokrasi insan ırkının ümididir.” (Röportajın tamamı için bkz. Atatürk’ün Bütün Eserleri (ATABE), C.16, s. 37-38)

Atatürk, devletin tam bağımsızlığının ve ulusun egemenliğinin (ileride demokrasinin) ancak “ilim ve fen” (bilim ve teknik) sayesinde çağdaşlaşmakla sürdürülebilir olduğunu da biliyordu. Laik Cumhuriyet, bu bilincin eseridir.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir ulus devlet olarak kurdu. Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş hukuk önünde eşit haklara sahip yurttaşlarını “Türk Milleti” potasında birleştirdi. Kurtuluş Savaşı’ndan beri her fırsatta ulusal birlik ve bütünlüğün önemine dikkat çekti. Onun dile getirdiği “iç cephenin güçlendirilmesi” kavramı bugün de önemini koruyor.

Çok daha önemlisi, Türkiye’nin Lozan’da elde ettiği barışı “Yurtta barış dünyada barış” formülüyle kalıcı barış düzeni haline getiren Atatürk, küresel anlamda saldırgan ülkelere ve liderlere karşı neler yapılması gerektiğini de ayrıntılı biçimde anlatmıştı. Atatürk, Mayıs 1935’te, Amerikalı gazeteci Mis Gladys Baker’a verdiği bir röportajda, II. Dünya Savaşı öncesinde adeta “küresel barışının formülünü” açıklamıştı. Atatürk’ün, uzun röportajındaki şu açıklamaları dikkat çekiciydi:

“Şuna da kaniim ki, eğer devamlı sulh isteniyorsa kütlelerin vaziyetlerini iyileştirecek beynelmilel tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın genelinin refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, haset, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir.”

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (ATABE, C.27, s.260-261)

Gladys Baker’ın, “Birçok bölgesel antlaşmaların barışın korunması için tesirli olduğunu zannediyor musunuz?” sorusuna ise Atatürk, bu konudaki bir ütopyasını dile getirerek şöyle yanıt vermişti:

“Esas gaye, bütün milletlerin, devletlerin paktıdır. Bu kadar büyük bir müessese yaratmak gayesine giderken, ondan önce herkesin kolaylıkla görüşebileceği, anlaşabileceği dar ve belirli muhitler içinde anlaşmaya başlamaktan daha tabii bir şey olamaz. Bir insan yüksek bir ideale giderken bu ideali bir anda ve ilk teşebbüste yeryüzündeki bütün milletlere anlatabilir mi? O evvela kendi yakınlarından olanlarla anlaşabilir. Bu anlaşmalar teessüs ettikten sonradır ki saha genişler; o halde bölgesel paktlar barışı bütün insanlığa yaymak gayesini hedef tutunca, bu teşekküllerin ne kadar asil ve ne kadar insani kıymette olduğuna şüphe yoktur.” (ATABE, C.27, s. 261)

***

Sonuç olarak, yanı başımızda Ortadoğu’da tam bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve demokrasinin, ulus bilincinin, ulusal birliğin, laik ve çağdaş devletlerin olmamasının; etnik köken, din ve mezhep ayrışmasının ve diktatör liderlerin nelere mal olduğunu gördüğümüz halde, 102 yıl önce bir bağımsızlık savaşının sonunda Atatürk’ün kurduğu (aşama aşama inşa ettiği) tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin anlam ve önemini çok daha erken ve çok daha iyi kavramalıydık; bunun için Venezuela’da Maduro’nın başına gelenleri görmemize gerek yoktu.  

Yazarın Son Yazıları

ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025
Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Devamını Oku
30.04.2025
‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’nin açılması

‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’NİN AÇILMASI

Devamını Oku
23.04.2025
Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Devamını Oku
16.04.2025
Atatürkçü gençliğin yükselişi

Atatürkçü gençliğin yükselişi

Devamını Oku
02.04.2025
Atatürk’ün önderliğinde cumhuriyetçi direniş

ATATÜRK'ÜN ÖNDERLİĞİNDE CUMHURİYETÇİ DİRENİŞ

Devamını Oku
26.03.2025
Çanak Krizi ve ikinci Çanakkale Zaferi

Çanak Krizi ve ikinci Çanakkale Zaferi

Devamını Oku
19.03.2025