‘Geçmişi ve geleceği de kurtaran BÜYÜK ZAFER’

‘Geçmişi ve geleceği de kurtaran BÜYÜK ZAFER’

26.08.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Allah’ım, ne muazzam zaferdi o, ortalık hercümerç oldu; beş altı saat içinde başka bir dünya doğdu ve biz mest olduk… Artık benim ne düşünecek ne yazacak, hatta ne yaşayacak takatim kalmıştı. Bizim dilimiz tutulmuştu, ordu bizzat yazıyordu.”

(M. Akif Ersoy, 1936)

AKP iktidarı, “Yeni Türkiye” adını verdiği yeni saray rejimine uygun yeni bir tarih yazmak istiyor. Merkezinde Mustafa Kemal Atatürk’ün olduğu zaferler ya küçümseniyor veya başka zaferlerle gölgelenmek isteniyor. Öyle ki, sonuçları bakımından Anadolu Türk tarihinin en büyük zaferlerinden biri, hatta en büyüğü durumundaki Büyük Zafer ya küçümsenmek isteniyor veya aynı döneme denk gelen 1071’deki Malazgirt Zaferiyle gölgelenmek isteniyor. 1071 Malazgirt Zaferi’yle Türk vatanı yapılan bu toprakların, 1918-1922 yılları arasında emperyalist devletlerin işgaline uğradığı, 1920’deki Sevr Antlaşması’yla Türklerin Anadolu’nun ortasına sıkıştırılıp yok edilmek istendiği, bir zamanlar Osmanlı’ya başkentlik yapmış; Bursa, Edirne ve İstanbul’un bile Temmuz 1920’de işgal altında olduğu, Yunan ordularının Ankara kapılarına kadar dayandığı ve 1918-1922 yılları arasında Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğindeki Kurtuluş Savaşı sayesinde bu vatanın kurtarıldığı görmezden geliniyor. Öyle ki, 2026 yılında AKP’li Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Neyden kurtuluyorsun?” diyerek “Kurtuluş Savaşı” kavramını müfredattan çıkarmaya kalktı. 

BÜYÜK TARRUZ, BÜYÜK ZAFER

Büyük Taarruz öncesinde Eskişehir-Afyon hattındaki Yunan ordusu yaklaşık 225 bin insan, yaklaşık 420 top, 50 uçağa sahipken; Türk ordusu, yaklaşık 208 bin insan, 320 top ve 10 uçağa sahipti. (Son araştırmalar, Türk ordusunun uçak sayısının biraz daha fazla olduğunu gösteriyor). Düşman karşısında kuvvet üstünlüğüne sahip olmayan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, düşmana en beklemediği yerden Afyonkarahisar’ın güneyinden tüm gücüyle saldıracaktı. Plana göre bu saldırıyı Nurettin Paşa’nın komutasındaki 1. Ordu gerçekleştirecekti. Bu sırada Yakup Şevki Paşa’nın komutasındaki 2. Ordu düşmanın güneye kuvvet kaydırmasına engel olacaktı. Fahrettin Altay Paşa’nın süvari kolordusu da Ahır Dağları’nı aşıp düşman üzerine akacaktı. Kocaeli Grubu ise Geyve Boğazı’ndan Gemlik’e kadar olan bölgeyi savunacaktı. Mustafa Kemal Paşa, Afyon’un güneyinden yapacağı taarruzu gizlemek için kuzeyden İzmit ve Eskişehir yönünden taarruz edecekmiş gibi beklenti yaratmıştı. Düşmanın gafil avlanma nedenlerinden biri de buydu.  

26 Ağustos 1922, sabah 05.30’da Afyon Kocatepe’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı Büyük Taarruz, beş gün içinde başarıya ulaştı. Atatürk’ün Nutuk’taki anlatımıyla özetlersek;

“26/27 Ağustos günlerinde, iki gün içinde Afyonkarahisar’ın güneyinde 50 km ve doğusunda 20-30 km uzunluğundaki güçlendirilmiş düşman cephelerini düşürdük. Yenilen düşman ordusunun büyük kuvvetlerini 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar yöresinde imha ettik. 30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonunda (Buna Başkomutan Savaşı unvanı verilmiştir) düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve tutsak ettik. Düşman ordusunun başkomutanlığını yapan General Trikopis de tutsaklar arasındaydı. Demek, tasarladığımız kesin sonuç beş günde alınmış oldu.” 

400 bini aşkın asker-subayın karşı karşıya geldiği bu büyük savaşta Türk ordusu 2 bin 543 şehit, 9 bin 976 yaralı olmak üzere -101 esir hariç- toplam 12.519 kayıp verdi. Buna karşılık -çeşitli kaynaklara göre- Yunan ordusunun kaybı -20 bin civarında esir hariç- yaklaşık 120 binden fazlaydı. Bu nedenle Büyük Zafer, dünya tarihinin en kesin sonuçlu zaferlerinden biridir. 

“BÜYÜK ZAFER” SONRADAN “BÜYÜK” OLMADI

Atatürk düşmanlarının ileri sürdüğü gibi Büyük Zafer sonradan Kemalistler tarafından büyütülmedi. Büyük Zafer’in büyüklüğü kazanıldığı zaman görüldü. Büyük Zafer sıcağı sıcağına gazete manşetlerini süsledi. Dönemin yazarları, şairleri Büyük Zafer’in büyüklüğünü anlatabilmek için birbiriyle yarıştı. 

Büyük Zafer’in ardından 5 Eylül 1922 tarihli Tevhid-i Efkâr gazetesi şöyle yazmıştı:

“Milli kahramanımız söylediğini yapıyor. Geçen sene bu günlerde düşmanı Anadolu’nun harim-i ismetinde boğacağız demişti. Filhakika bir sene sonra boğdu.”

Image

Tevhid-i Efkâr, 5 Eylül 1922

9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşunun ardından 10 Eylül 1922’de Tevhid-i Efkar’da Ebuzziyazade,“Ne Söyleyelim?” başlıklı yazısında Büyük Taarruz’u “tarihimizin en büyük zaferi” olarak adlandırmıştı:

“Bundan tam 15 gün önce, 26 Ağustos’ta Afyonkarahisar’daki düşmana indirilen darbe, bir yıldırım kadar dehşetli ve şiddetli olmuştur… (Türk ordusu), 150 bin kişiden oluşan (Doğrusu yaklaşık 225 bin kişi) ve dünyanın en mükemmel ve en kahredici silahlarıyla donatılmış olan Yunan ordusuna biran soluk aldırmadı, bir an rahat vermedi. Hatta düşmanın firarına bile fırsat bırakmadı. Bu haydut sürüsünü ayağının altına aldı, çiğnedi, kahretti, imha etti. Şimdi İslam’ın tek koruyucusu kalmış olan bu mücahitler ordusu, iki buçuk senedir hasret olduğu İzmir’e kavuşmuş bulunuyor. (…) Dünyada hiçbir millete, tarihinin hiçbir devresinde bu kadar şanslı, bu kadar muazzam, bu kadar ferahlık veren bir zafer nasip olmamıştır. Hiçbir milletin askeri tarihi, kendi ordusunun, bu kadar kuvvetli bir düşmana, bu kadar kesin ve kahredici bir darbe indirdiğini kaydetmemiştir ve bundan sonra da edemeyecektir, edemez. (…) 26 Ağustos Anadolu Zaferi öyle muazzam bir vakadır ki… Fatih’ler bu kadar büyük fetihler yapamamış, Yavuz’lar, ümmeti ve milleti böyle harikalarla taçlandıramamış, her sayfası bir başka gaza ve bir başka zaferle dolu olan İslam tarihi bu kadar yüce ve kutsal bir zafer kazanamamıştır. (…) Mustafa Kemal Paşa geçen sene tam bu günlerde ‘Düşmanı Anadolu’nun harim-i ismetinde boğacağız’ demişti. Cenab-ı Hakk’ın ne büyük hikmet ve inayetiyledir ki, Türk ordusunun bu kumandanına, sözünü kesin surette, senesi senesine, günü gününe tutmayı ihsan eyledi.”

Mehmet Akif Ersoy, Haziran 1936’da kendisiyle yapılan son röportajlardan birinde kendisine sorulan “Ya Büyük Zafer üstadım, o zaman ne duydunuz?” sorusuna şöyle yanıt vermişti. Akif’in bu soruya verdiği yanıtı Kandemir’den aynen aktarıyordum:

“Kalbi durmuş gibi sarsılıyor, sonra bir anda yeniden canlanmış gibi nereden geldiğini bilmez bir ışıkla gözlerinin içi gülerek ‘Ah!’ diyor ve bir lahza bırakıyor kendini bu sevincin koynuna. Dalıyor ve sesinin ta içten dudaklarına dökülüşünü seziyorum. ‘Allah’ım, ne muazzam zaferdi o, ortalık hercümerç oldu, beş altı saat içinde bir başka dünya doğdu.’ Tekrar gözlerini yumuyor. ‘Ve biz mest olduk.’ ‘O zaman bir şey yazdınız mı?’ ‘Artık benim ne düşünecek ne yazacak hatta ne yaşayacak takatim kalmıştı. Bizim dilimiz tutulmuştu. Ordu bizzat yazıyordu.’ “(Kandemir, “Ölüm Yıl Dönümü Münasebetiyle Mehmet Akif’le Son Konuşma”, Yakın Tarihimiz, C.4, s. 129-130)

Mehmet Akif’in yazamadığını Nazım Hikmet yazacaktı. Adını da “Kuvayı Milliye Destanı” koyacaktı. 

“Sarışın bir kurda benziyordu / ve mavi gözleri çakmak çakmaktı / Yürüdü uçurumun kenarına kadar / eğildi, durdu / Bıraksalar / ince uzun bacakları üstünde yaylanarak / ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak /Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.”

GEÇMİŞİ DE KURTARAN ZAFER

Büyük Zafer, hiç kuşkusuz, çok zor koşullarda vatanı ve milleti kurtardığı için ve emperyalizmin pençesinde ezilen sömürülen tüm “mazlum uluslara” örnek olduğu için büyüktür.  Ancak Büyük Zafer’in büyüklüğü aynı zamanda Türk ulusunun geçmişini ve geleceğini kurtarmasından kaynaklanır. Çünkü eğer Büyük Zafer kazanılamasaydı Türk ulusu sadece vatanını, bağımsızlığını ve ulusal onurunu değil, geçmişini; bu topraklardaki yüzlerce yıllık toplumsal belleğini ve geleceğini kaybetmekle karşı karşıyaydı. 

Evet! Türk ulusu bu topraklardaki geçmişini, yüzlerce yıllık toplumsal belleğini kaybetmekle karşı karşıyaydı; çünkü, 1071’de Malazgirt Zaferi sonrasında Türkler tarafından vatan yapılan Anadolu, İstanbul ve Doğu Trakya; Osmanlı’ya başkentlik yapmış Bursa, Edirne ve İstanbul, yüzlerce yıl sonra, 1918-1922 yılları arasında kaybedilmekle karşı karşıya kalmıştı. Eğer 1921’de Sakarya Meydan Muharebesi ve 1922’de Büyük Taarruz kaybedilseydi Anadolu’nun en önemli bölgeleri, en bereketli toprakları ile Doğu Trakya ve İstanbul Türklerin elinden alınacaktı. Osmanlılar geçmişte Batı Trakya’yı, Kuzey Afrika’yı, Orta Doğu’yu, Arap Yarımadası’nı fethetmiş ve yüzyıllarca yönetmişti, ama gün gelmiş bütün bu yerleri kaybetmişlerdi. Bugün en koyu Osmanlıcılar bile buraların fetih yıl dönümlerini kutlamıyorlar, kutlayamıyorlar, çünkü bu topraklar artık “vatan” değil, hepsi çoktan kaybedilmiş durumda. Bugün buraların Osmanlı geçmişiyle kurulan bağ ise -Yeni Osmanlıcı Siyasal İslamcıların boş hayalleri dışında- yok denecek kadar az. İşte eğer Kurtuluş Savaşı kaybedilseydi, bir zamanlar Osmanlı’ya başkentlik yapan Bursa, Edirne ve İstanbul da büyük olasılıkla kaybedilmiş olacaktı. Bir zamanlar buraların fethedilmiş olmasının da artık bizim için bir anlamı kalmayacaktı. Bugün kimse buraların fetih yıl dönümleri kutlayamayacaktı. Dolayısıyla eğer Kurtuluş Savaşı’nı kaybetseydik sadece vatanımızın önemli yerlerini değil, geçmişimizin, kültürel birikimimizin, toplumsal belleğimizin de çok önemli parçalarını kaybetmiş olacaktık. İşte bugün bütün bu yerlerin hala bize “vatan” olmasını ve bu yerlerdeki geçmişimizin ve buralardaki toplumsal belleğimizin korunmasını da Kurtuluş Savaşı’na; İnönü Zaferlerine, Sakarya Meydan Muharebesi’ne ve Büyük Zafer’e; Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, kahraman Mehmetçiğe, Kuvayı Milliyecilere borçluyuz. 

Gerçek şu ki, Büyük Zafer aynı zamanda Türk ulusunun bu topraklardaki “geçmişini” de kurtarmıştır. Vatanını ve geçmişini kaybeden bir ulusun geleceğini de kaybedeceği çok açıktır. 

Bakın! Ruşen Eşref (Ünaydın), Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde 7 Ağustos 1921 tarihli Hakimiyet-i Milliye’de yayımlanan “Azim ve İman” başlıklı yazısında neler anlatıyor:

“Bugün muharebe olan yerler, Osmanlı Devleti hayatına başlarken ilk emeklediğimiz topraklardır. Söğüt, Bursa, İznik, Domaniç, Eskişehir, hatta İzmir altı yüz yıldır, tekfurlar yıkılalı, beylikler küçük mülklerini, ilk sultanlarımıza hediye ettiğinden beri kan rengi ve barut dumanı görmemiş, duymamış yerlerdi.  Oralar her taarruzdan korunan Türk bucağı idi… Bugün buralar düşman elindedir. İznik’te Osman Gazi medrese kurdurmuştu… Halbuki geçen yıl, onun mezarının başucunda Venizelos’un veledi, hem de sandukasına dayanarak resim çektirdi. Bu iki hatırayı bu millet unutacak mı? Osman Gazi’nin yeni vatanı… Domaniç yaylalarında şimdi küffar dolaşıyor… Ya Kütahya! Ya yeşil Bursa!

Daha ne sayayım! Düşman, bayrağımızı, ananemizi, tarihimizi, çiğneye çiğneye sağ kalanımıza doğru yürüyor. (…) Arslan yürekli Süleyman Paşa bile; ilk vatan şairi ateş ruhlu Namık Kemal bile Bolayır’da küffar elinde kaldı. 

Ziyanımız ölçülere sığmayacak kadar büyüktür. (…) Elimizden alınan şeyler, bütün varımız ve bütün varlığımızdır. 

Elde kalan vatan parçasında 35 padişah türbesinden bir tanesi yok… Evvelce bizi fetih diyarlarımızdan öteye atmışlardı… Fakat bu sefer bizi bizden alıyorlar, varlığımızdan ötelere, çıplak yaylalara sürmek istiyorlar. Türk beldeleri, Türk mimarisi, Türk şerefi, Türk ananesi, Türk dini, 900 yıllık Türk himmeti yabancıya ganimet kalacak! Bu da mı hak? Vatan elimizde bir varlık yeri değil…”

Ancak bu karanlık tabloya karşın Ruşen Eşref (Ünaydın) asla umutsuz değildi. Kurtuluşa yürekten inanıyordu. Umudunun kaynağını da şöyle açıklamıştı:

“Dün kendisine millet tarafından başkomutanlık verilen Mustafa Kemal, bugün her zamankinden ziyade Türk azmini, Türk imanını şahsında topluyor. O millete hizmetçidir, millet de onun hizmetindedir. O bizdir, biz oyuz. O milleti, millet de onu Çanakkale günlerinden, Erzurum, Sivas, Ankara günlerinden tanıyor. Hepimiz bir yolu görüyoruz, bir gayeyi güdüyoruz…”

Ruşen Eşref Ünaydın’ın çok etkili biçimde anlattığı gibi 1921 yılında Sakarya Savaşı öncesinde sadece vatanımızı, bağımsızlığımızı değil, geçmişimizi ve geleceğimizi kaybetmekle karşı karşıyaydık. İyi ki, Ruşen Eşref Ünaydın’ın güvendiği dağlara karlar yağmadı. Mustafa Kemal Atatürk kendisine güvenenlerin güvenini boşa çıkarmadı. Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığında kazanılan Sakarya Zaferi ve Büyük Zafer sayesinde hem vatanımızı hem bağımsızlığımızı hem geçmişimizi hem de geleceğimizi kurtardık.

Falih Rıfkı Atay’ın deyişiyle “Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyursak, belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.” (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, s. 363)

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, tam 104 yıl önce bugün, 26 Ağustos 1922 sabahı, Afyon Kocatepe’de Büyük Taarruz’u başlatmıştı. Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Büyük Zafer’in tüm kahramanlarını saygıyla anıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramımız şimdiden kutlu olsun. 

Yazarın Son Yazıları

İstanbul Lozan’da kurtarıldı

İstanbul resmi olarak Lozan’da kurtarıldı.

Devamını Oku
07.10.2026
Dil Devrimi'nin İki Dev Adımı: CHP Programı'nın ve Anayasanın Türkçeleştirilmesi

1945 yılında anayasa dilinin Türkçeleştirilmesi bir devrimdi, 1952 yılında anayasa dilinin eski dile döndürülmesi ise karşı devrim...

Devamını Oku
30.09.2026
'Yazı Devrimi'nin Psiko-Sosyal Anlamı

Cumhuriyet bizi geçmişimizden koparmadı, tam tersine kopuk olduğumuz geçmişimize bağladı.

Devamını Oku
23.09.2026
1921 Anayasası Görüşmeleri ve 'Mahalli Muhtariyet'

1921 Anayasası taslak metnindeki “tam muhtariyet” ifadesinin “siyasi özerklik” veya “etnik özerklik” olarak yorumlanabileceği düşünülerek 14 Aralık 1920 tarihli meclis oturumunda, taslak metindeki “tam” sözcüğü anayasadan çıkarılmıştı.

Devamını Oku
16.09.2026
“İzmir’in Kurtuluşu Sadece İzmir’in Kurtuluşu Değildir”

Bugün 9 Eylül 2026; İzmir Marşı’ndaki ifadelerle İzmir’in dağlarında çiçeklerin açtığı, bozulmuş düşmanların yel gibi kaçtığı gün; bugün güzel İzmir’imizin kurtuluşunun 104. yıl dönümü…

Devamını Oku
09.09.2026
Atatürk'e göre Büyük Zafer'in Anlamı - 1924 Dumlupınar Konuşması

“Efendiler! Milli hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur…”

Devamını Oku
02.09.2026
‘Geçmişi ve geleceği de kurtaran BÜYÜK ZAFER’

“Allah’ım, ne muazzam zaferdi o, ortalık hercümerç oldu; beş altı saat içinde başka bir dünya doğdu ve biz mest olduk…

Devamını Oku
26.08.2026
Lozan, Laiklik ve Bağımsızlık

“İslam hukukunda, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman olmayan toplulukların yararına din ve öğretime ilişkin bir takım çok özel ayrıcalıkların bulunduğunu Türk temsilci heyetine hatırlatmak isterim. Bu ayrıcalıkların kaldırılmaması (…) çok istenir bir şeydir…”

Devamını Oku
22.07.2026
Atatürk'ün Gözünden 'Vahdettin'in Kaçışı

“Vahdettin Efendi, bu gece saraydan gaybubet eylemiştir (kaçmıştır). Zat-ı Şahane İngiliz himayesine girerek bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan müfarekat etmiştir (ayrılmıştır).”

Devamını Oku
15.07.2026
‘Kurtuluş Savaşı’na savaş açmak!

“Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı.

Devamını Oku
08.07.2026
Unutulan Cumhuriyet şehidi: Mehmet Zeki Dündaralp

Cumhuriyeti daha doğarken boğmayı amaçlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında asker-sivil şehitlerimiz vardı. O şehitlerimizden biri de Lice’de, isyancılar tarafından vahşice katledilen Mehmet Zeki Dündaralp öğretmendi.

Devamını Oku
01.07.2026
Hatay'ın Kurtuluşu ve Atatürk'ün Fotoğrafı

“Hatay işlerinde hayırlı neticeler elde edileceğine emin olabilirsiniz. Atatürk’ün reisliği altında yapılan bütün toplantıların hayırla neticelendiğini bilirsiniz!’

Devamını Oku
24.06.2026
Atatürk’e ve Cumhuriyet’e Suikast - 'İzmir Suikastı'

“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).”

Devamını Oku
17.06.2026
‘Devlet aklı’ kimin aklı?

1919'da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o zamanki ''devlet aklına'' göre hareket etselerdi ne ulusal hareket örgütlenip emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı kazanılabilirdi ne de üniter, laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulabilirdi.

Devamını Oku
10.06.2026
Direniş mitingleri: ‘Halkın önünde hiçbir güç duramaz!’

‘Milletin heyecanını ve milli gösterileri yasaklamak için hiç kimsede güç ve kuvvet göremem.’

Devamını Oku
03.06.2026
19 Mayıs'ın Matematiği: 'Teslim Olan Saray, Direnen Halk'

Türk Kurtuluş Savaşı, sarayın (sultanın-halifenin; padişahın) desteğiyle değil, saraya (padişaha) karşın kazanılmıştır.

Devamını Oku
20.05.2026
1935 CHP Kurultayı ve Kemalizm

“Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm Prensipleridir.”

Devamını Oku
06.05.2026
Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

Devamını Oku
29.04.2026
23 Nisan ve Ulusal Egemenlik

“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”

Devamını Oku
22.04.2026
Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026
Devrim Kanunları’nın gerekçesi

“Din ve ordunun siyasetle ilgilenmesi birçok kötülükler doğurur. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetlerce bir temel ilke olarak kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
04.03.2026
Laikliğin gerekçesi

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025