Arif Kızılyalın

‘İhtiyat akçesi’

31 Mart 2020 Salı

Edebiyatçılar, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya adlı eserini bilimkurgu klasiği olarak tanımlar. Biraz da kara ütopyadır. Koronavirüsün ruhumuzu kararttığı şu günlerde okunacak bir eser. Çünkü, toplumun her kesimi bu romanı bitirdikten sonra kendisine aynı soruyu soracaktır: “Nasıl bir yeni dünya düzeni bizi bekliyor, ne yapmalıyız.” Salgın sonrası dünya düzenine ilişkin konu başlığını spora indirgersek, Huxley’in ‘kara ütopyası’nın bizleri beklediğini üzülerek ifade etmeliyiz. Coğrafyamızdaki kara tablonun spor maddesinin ilk satırlarında da tahmin edileceği gibi, sporumuzun 4 köklü camiası G.Saray, F.Bahçe, Beşiktaş ve Trabzon var. Son 10, hatta 5 yıl içindeki inanılmaz savurganlık ve misyon-vizyon sapması ile salgın öncesi dokunsanız yıkılacak yapılara dönüşmüşlerdi. Türk sporu finansal çöküşe girmiştir. Çünkü, kurtuluş reçetesi diye kulüplere neredeyse zorla kabul ettirilen Borçların Yapılandırılması anlaşmasındaki geri ödeme takvimi ertelenmezse, yayın ve maç günü gelirleriyle, zar zor borç faizlerini ödeyebilen camialar, beyaz bayrak çekecektir. Bir de sayıları 150’ye yakın alt ligler var ki, üst taraftaki çöküş, en büyük zararı onları ezecektir. Şu an gideceği yer olmadığı için takımının kamp tesisinde gizlice kalıp, yöneticilerin gönderdiği yardımlarla karnını doyuran en az 50 futbolcu sayarım size.

Peki, ne yapacağız? Ünlü spor ekonomisti Tuğrul Akşar, formülü açıkladı; “Birlik olmalıyız” diye. Huxley’in 90 yıl önce kaleme aldığı romandaki tabloyu tarif etti. Görünen çare doğal olan ile toplumsal olanı uzlaştırmak. Bu formül, herkesin elini taşın altına sokmasına endeksli. Önce hastalarımız iyileştireceğiz. Mesela spor dünyasında Ali Koç’un Arçelik’i tıbbi cihaz üretecek, Mustafa Cengiz, petrol şirketinin bir kısım gelirini ihtiyaç sahipleri için feda edecek, yıldız futbolcular taraftarlara, ama Haluk Levent, ama Ekrem İmamoğlu aracılığıyla yardım paketi yollayacak. Çünkü o seyirciyi, iyileştiremezsek, sporun bir anlamı olmaz salgın sonrası dünyada! Salgın bitince ekonomik boyuta bakacağız! Futbolcular alacaklarının büyük bölümünden vazgeçecek, yayıncı kuruluş, film kanallarından topladığı parayı kulüplerle paylaşacak, devlet vergi ve primlerin en azından kriz dönemine ait olan tutarını silecek. Spor Bakanı Sayın Kasapoğlu, “Salon ve stat kiralarını tahsil etmeyeceğiz” diyerek aslında bu ateşi yaktı bile!

Aslında kulüpler şu dönemi çok daha az hasarla da atlatabilirdi. Örneğin, Yıldırım Demirören federasyonunun beIN Sports’a kaybettiği bir 80 milyon dolarlık dava vardı. Bu kaybedilmese, TFF’nin ihtiyat akçesi olarak kasada kalsa, futbolun emekçi kesiminin maaşları garanti altına alınamaz mıydı?

Ama, “Huydur çeker..” misali ülkeyi yönetenler ihtiyat akçesini yol inşaatına, köprüye, havaalanına harcarken, TFF’nin bu parayı elde tutamamasına pek şaşırmamak gerek.


Yazarın Son Yazıları

Oynatmaya az kaldı 5 Mayıs 2020
'Daha modern' olimpiyat! 22 Nisan 2020
‘İhtiyat akçesi’ 31 Mart 2020
Vebalini kim öder? 24 Mart 2020