Celal Üster

‘2023’ bizim ‘1984’ümüz olmasın...

23 Kasım 2014 Pazar

Türkiye’deki baskı ortamı sanat ve kültür dünyasında da giderek sansür ve otosansürü körüklüyor

Yasal Düzenlemelerden eğitim, sanat ve kültür alanlarının yeniden düzenlenmesine, toplumun temellerini oluşturan pek çok konuda adım adım ilerliyor iktidar...

Bilmem Farkında mıyız, AKP’nin ‘Yeni Türkiye’ kandırmacasına yaslanarak ‘Eski Türkiye’ yaratma çabaları, asıl kültür alanında kendini gösteriyor.

Geçen gün haber ajanslarında vardı: Güvenlik görevlileri Kahire Üniversitesi’nin ana kapısının önünde bir öğrenciyi üstünde George Orwell’in “1984”üyle yakalamışlar.
Yalnızca “1984”ün çevirmeni olduğum için değil, şu yaşadığımız dünyanın bir yurttaşı olduğum için de ürküttü beni.
Mısırlı öğrencinin mutlaka politik bir kimliği vardır ama beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren, yeryüzünde bir insanın, üstünde “1984” ile yakalanmış olması.
Çünkü “1984”, kimsenin üstünde bir kitapla yakalanmayacağı bir dünya özlemiyle yazılmış bir roman...

Bradbury’nin ‘kitap-insanları’
Haberi okuduğumda, Ray Bradbury’nin “Fahrenheit 451”i geldi aklıma.
Hani şu, bütün evler yanmaz plastikle kaplanınca itfaiyecilere kitap yakmaktan başka bir işin kalmadığı, kitapların yakılmasına karşı olanların kurduğu örgütün her bir üyesinin de insanlık tarihinin önemli bir yapıtını ezberleyerek “kitap-insan”a dönüştüğü kitap!
Fahrenheit 451, kitap kâğıtlarının tutuştuğu sıcaklık derecesi. Ne var ki, kitaptan korkan kitapsızların baskılarının bu en kızgın anında bile direnenlerin olması, insanın yüreğine umut saçar.
Tıpkı geçen yıl, Türkiye’de istedikleri gibi at oynatacaklarını sananların kendilerine en güvendikleri günlerde Gezi Direnişi’ni yaratan gençlerin, umudunu yitirir gibi olanların yüreğine umut saçması gibi.

Gezi korkusu...
Gerçi, nedense (!) Gezi Direnişi’yle birlikte Türkiye’nin en çok okunan kitapları arasına giren “1984” henüz yasaklanmış değil... Ama 31 Mayıs 2013’ten bu yana, Gezi’yi konu alan kitaplar, oyunlar, filmler, hiç şaşmıyor, bir engelleme, bir yasak, sansürle karşılaşıyor.
Saymakla bitmez. Yazarımız Işık Kansu’nun “Diren” adlı oyununun sahnelenmesinin Edirne Milli Eğitim Müdürlüğü’nce engellenmesi bunun son örneklerinden.
Her zaman doğrudan yasaklama da gerekmiyor. Oluşturulan baskı ortamı, insanları otosansüre, Türkçesi kendi kendine yasak getirmeye zorluyor. 51. Antalya Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nde Reyan Tuvi’nin “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” adlı Gezi belgeselinin başına gelenler hâlâ belleklerde...
Altın Portakal, hem de sinemamızın 100. yılında, yasal yetkililere iş bırakmayan Festival Komitesi’nin otosansürüyle geçti tarihe.

Türkiye’nin belleği
Bu sayfaların okurları, haftalarca önce Körün Taşı’nda çıkan “Gezi’ye peyzaj mimarisi” yazımı hemen anımsayacaklar.
14. Uluslararası Venedik Mimarlık Bienali’ndeki “Hafıza Mekânları” sergisinde yer alan bir fotoğrafta, Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin ön cephesindeki “Kes sesini Tayyip” afişinin fotoşoplanarak kapatılmasından söz etmiştim.
Serginin küratörü Murat Tabanlıoğlu’ndan henüz bir yanıt alamadım.
Ama şimdilerdeki 2. Tasarım Bienali’nde, Herkes İçin Mimarlık kolektifinin dergi, fotoğraflar ve mimari çizimler eşliğinde hazırladığı #occupygezi mimarlık dergisinin yeni versiyonunda “Kes sesini Tayyip” afişinin olanca açıklığıyla sergilendiğinin farkındayım.
Bunu, dolaylı da olsa İKSV’nin bir özeleştirisi olarak mı almalı?..

Güzelliğe otosansür...
Giderek bir “hastalık” halini alan otosansürün son çarpıcı örneklerinden biri de CNN Türk ekranlarında yaşandı. 17. yüzyılın büyük ustalarından Rubens’in “Üç Güzeller” tablosu, RTÜK korkusuyla mozaikleniverdi. Hem de, yüzyıllar içinde değişen güzellik anlayışının ele alındığı Dünyanın 1001 Hali adlı programda...
Mitologyada çekicilik, güzellik ve yaratıcılığı temsil eden esin tanrıçaları Üç Güzeller, yalnızca Rubens tarafından değil, aralarında Botticelli ve Raffaello’nun da bulunduğu pek çok sanatçı tarafından işlenmiş bir konu...
Yoksa, artık ülkemiz televizyonlarında sanat tarihinin bu tür başyapıtlarını bile izleyemeyecek miyiz?
İşin en ürkütücü yanı da, bu sansür işleminin, ceza yeriz korkusuyla, CNN Türk gibi dünyaya açık bir kanalın yönetimi tarafından uygulanmış olması.

1948’in son iki rakamı...
“1984”e dönersek... Kitabı 1948’de tamamlayan Orwell, bu karşı-ütopyaya bir ad düşündüğünde, 1948’in son iki rakamının yerlerini değiştirmeye karar vermişti.
Peki, bugün Türkiye’de bir yazar bir karşı-ütopya yazmaya kalksa, 2014’ün son iki rakamının yerlerini değiştirip “2041” mi demeli? Yoksa biz “1984”ü yıllardır yaşıyoruz da farkında mı değiliz?
Yoksa bizim “1984”ümüz, AKP iktidarının pek çok alanda hedef aldığı “2023” mü olacak?
Yasal düzenlemelerden eğitim, sanat ve kültür alanlarının yeniden düzenlenmesine, toplumun temellerini oluşturan pek çok konuda adım adım ilerliyor iktidar...
Bilmem farkında mıyız, AKP’nin “Yeni Türkiye” kandırmacasına yaslanarak “Eski Türkiye” yaratma çabaları, asıl kültür alanında kendini gösteriyor.
“2023”ün bizim “1984”ümüz olmaması için, Gezi Direnişi’nden çıkarılacak çok ders var...  


Yazarın Son Yazıları

Irgat’ın Türküsü 14 Mayıs 2018
Kâr ve kapital 14 Nisan 2018
Orwell yaşasaydı... 5 Ekim 2017
Kitapla 1 dakika! 1 Ekim 2017
Konuş, belleğim! 6 Eylül 2017
‘Hayır’ diyen insan... 21 Ağustos 2017