İktidarın maskeleri...

20 Nisan 2020 Pazartesi

Maske dağıtımı işi aksıyormuş, vatandaşa ulaştırılacak maskeler bir türlü insanların eline geçmiyormuş.

Hayret ettim, çünkü bu iktidarın en başarılı olması gereken iş, bu maske işidir.

Bu siyasal iktidar, parti kuruluşundan günümüze kadar “maske kullanma marifeti” ile gelebilmiştir.

Ama demek ki bu maske işinde de kullanmak başka şey, dağıtmak başka.

Kullanırken başarılılar da dağıtırken başarısızlar.

Bakın, kurulurken hangi maskeyi kullandılar?

Liberal demokrasi maskesi

Şimdi siz hatırlayacaksınız. Bu AKP ekibi Necmettin Erbakan hocalarından ayrılırken, kapı kapı dolaşıp ne dediler?

Biz böyle bağnaz değiliz. Din takıntımız yoktur, biz Batı tipi muhafazakârız. Milli Görüş gömleğini çıkardık. Özel mülkiyet, özelleştirilmiş ekonomi, konuşma - yazma - toplanma özgürlüklerinden yanayız. Amerika’ya -asla- karşı değiliz. Öyle milli olmakla, ulusal olmakla falan da ilgimiz yoktur.

İçeride ve dışarıda ısrarla bunları söylerken cemaatlerle tarikatlara da “sabırlı olun, her şeyin zamanı gelecek” mesajını ilettiler.

Bizim “yetmez ama evetçi”lerin göremediği maske buydu. Amerika zaten bunu istiyordu. Avrupa, kendileri ulusal devletler olduğu halde bu ekseni desteklediler.

Türkiye çokuluslu, çokkültürlü bir politik yapıya ve sosyal dokuya kavuşacaktı.

Bu maske bir süre sonra işe yaramaz hale geldi.

Sosyal yaşam ve eğitim, adım adım dinselleştirildi.

Tesettür önce sokakta, sonra üniversitede, arkadan okullarda, kamu kurumlarında asıl giyim biçimi oldu.

İmam hatip okulları milli eğitimin temel modeli yapıldı. Eğitimin “milli niteliği dini ve Arabi” olarak değiştirildi.

Köy Enstitüleri örneğinden imam hatip örneğine geçildi.

Mal ve hizmet üreten Cumhuriyet kurumları satılarak özel ellere verildi.

Özelleştirme, yandaş zenginleştirme yolu olarak kullanıldı.

Liberal ekonomi, İslami sermaye olarak yeniden yapılandırıldı.

Bugün, 18 yıl sonra bu maske düşmüş, “İhvan- Müslüman Kardeşler” takıntılı bir politika içeride ve dışarıda yürürlüğe konulmuştur.

Adalet maskesi

İkide bir sözü edilen “hukuk reformu” nedense bir türlü “adalet” hedefine ulaşamamaktadır.

Savcılar ve yargıçlar siyasal iktidarın emirlerini yerine getiren infaz araçlarına dönüşmüştür.

Siyasal iktidara karşı çıkan gazeteciler, sivil toplum sözcüleri, muhalifler haberleri, eleştirileri nedeniyle “terör yandaşı” olarak ya da “halkı kalkışmaya teşvik etme” etiketiyle yargılanmakta, tutuklanmakta, aylarca, yıllarca hapiste tutulmaktadır.

Yargı bağımsızdır” maskesi hâlâ kullanılmaktadır ama iktidar yandaşları dahil, bu maskenin altındaki zulüm tablosunu herkes görmektedir.

Özgürlükler maskesi

Ülkede özgürlük hâlâ vardır.

Hapse girme özgürlüğü.

İşinden atılma özgürlüğü.

Toplum dışına sürülme özgürlüğü.

Bunlar hâlâ vardır, başka özgürlüklerin sözü bile edilemez.

Bütün toplum korkutulmuştur.

Bütün toplum tehdit altındadır.

Bu korkudan, bu tehditten kurtulmanın yolu olarak insanlara, “iktidara biat, itaat, sığınma, teslim olma” gösterilmektedir.

Biat- itaat- dehalet- teslimiyet” kendini korumanın şifresidir.

Yok, bu şifreyi kullanmayıp da “özgürlük - eleştiri - görüşünü söyleme - korkmama” formülüyle yaşamayı seçerseniz her şeyi göze almanız gerekir.

Siyasal iktidarın “özgürlük maskesi” düşmüş, asıl eksenleri ortaya çıkmıştır.

Laik toplumun yerini “cemaatler - tarikatlar vesayeti” almıştır.

Burada da yeni maskeler vardır, onlar da ilerde ortaya çıkacaktır.

İş koronavirüs maskesine gelince

İyi de neden bu “virüse karşı maske dağıtımı” başarısız oluyor?

Bu da her işleri gibi, öngörüsüzlük yüzünden böyle oluyor.

Böyle yaparsam sonu ne olur?” gibi bir hesabın yoksa hiçbir işin verimli olamaz.

Bu virüs salgınına karşı da vatandaşın bilinçli davranışından başka hiçbir güvencemiz olamaz.

Biz bu koronavirüs salgınından kurtuluruz.

İktidarın maskelerinden kurtuluşumuz ise gene bizim elimizde.

Gene vatandaşımızın bilincinde. Şifresi bu.


Yazarın Son Yazıları

30 Ağustos’u kutlamak... 31 Ağustos 2020
Müjde!... 24 Ağustos 2020
Lider-başkan -yönetici... 17 Ağustos 2020
Uğur Celasun’u yazmak... 3 Ağustos 2020
İşkence... 29 Haziran 2020
Bana düşman lazım... 15 Haziran 2020
Güç zehirlenmesi... 8 Haziran 2020