Devlet, hukuk, hareket, lider ve toplum
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Devlet, hukuk, hareket, lider ve toplum

18.10.2021 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Nazizm üzerine yeni araştırmalara rastladıkça, AKP Türkiyesi’ndeki rejimle Alman faşizmi arasında yeni benzerlikler buluyorum. Johann Chapoutot’nun Libres d’obéir. Le management du nazisme à aujourd’hui (Boyun eğme özgürlüğü. Nazizmden günümüze idarecilik) başlıklı çarpıcı çalışmasını, Marco D’Eramo’un New Left Reveiw sitesinde yayımlanan tanıtım yazından öğrendim. Kitabı hemen edinip okumaya başladım. İlk izlenimlerimi, D’Eramo’nun yazısından ve kitabın ilk üç bölümünden özetleyerek aktarmaya çalışacağım.

Chapoutot’un çalışması öncelikle iki açıdan çok çarpıcı. Birincisi: Neo-liberalizmin devlet anlayışının, şirket yönetme tekniklerinin, ilk önce Nazi akademisyenlerinin, iktidarı/gücü, devleti ve bürokrasiyi daha fazla büyütmeden uygulamak amacıyla geliştirdikleri teorilerle, pratikler akrabalığını, onların teorilerini, hayatta kalanlarının, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’da iş çevrelerine yönelik olarak geliştirdikleri eğitim kurumlarına ilişkin örnekler üzerinden gösteriyor. İkincisi, Nazi liderliğinin, hareketin, partinin, devlet ve hukuk karşısındaki düşmanca, küçümseyici, tavırlarının teorik-psikolojik temellerini sergiliyor. Ben esas olarak ikincisi üzerinde duracağım.

YASALAR VE HAKLAR-ÖZGÜRLÜKLER

Nazi teorisyenlerinin, liderliğinin var olan yasalara ve haklar-özgürlükler sistemine, meşruiyet atfetmemelerinin, hiç çekinmeden onları yok hükmünde sayarak davranmalarının arkasında kendi projelerinin özgünlüğü yatıyordu. Nazilere göre bu yasalar, haklar-özgürlükler (hatta ahlak) sistemi, yıkmak üzere geldikleri rejime aitti, kökenleri “aşağı ırkların” toplumlarında yatıyordu. Bu yasalar, haklar-özgürlükler sistemi Alman halkının kültürüne/değerlerine yabancıydı. Bu tarihsel-teorik gerekçe Nazileri bu yasalara, haklar-özgürlükler (hatta ahlak) sistemine bağlı kalma, saygı gösterme zorunluluğundan kurtarıyordu.

Naziler, bu yasaların ve hakların güvencesi olan devlete karşı büyük güvensizlik, hatta düşmanlık besliyorlardı. Devlet, projenin ilerlemesini engelleyen kodlanmış, fosilleşmiş bir yapıntıydı. Naziler her zaman imparatorluktan söz ediyorlardı “devlet”ten değil. Siyasi düzenin, onu tamamen kucaklayan, her noktasına ulaşan tek kaynağı devlet değil, “güçtü”.

Nazilerin, bu anlayışıyla, uygulamalarıyla, Siyasal İslamın AKP rejiminin, yasalar, haklar- özgürlükler ve hatta “seküler-laik ahlak anlayışı” karşındaki tutumu arasındaki benzerlikleri görmemek olanaksız. Rejim de Laik Cumhuriyetin devletini, yasalarını, geliştirdiği ahlakı kendine yabancı, tarihte açılmış “dejenere edici bir parantez” olarak görüyor: Bunları ihlal etmekten, yok saymaktan hiç çekinmiyor. Bu noktada rejimin yaklaşımının ve pratiğinin, liberal entelijansiyanın, Kemalizm ve ulus devlet düşmanlığıyla örtüşmeye başladığını kolaylıkla söyleyebiliriz.

DEVLET, HAREKET, LİDER

Nazilerin kurmayı amaçladığı rejimin, “Halk-Volks” olarak tanımlanan bir şeyden başka bir referans kaynağı yoktu. Benzer bir durumu, siyasal İslamın rejiminin “yol haritası” açısından “ummah” kavramına atfedilen önemde görebiliyoruz.

Nazi “hareketi” bu halkın iradesinin ifadesiydi, bu irade liderde cisimleşiyordu. Bu nedenle devlet, iktidarın en yüksek siyasi varlığı değil, liderin, iradesini yaşama geçirmek için kullanacağı bir aletti. Bu nedenle, Naziler devlete nüfuz etmeye başlarken hemen SS ve Gestapo gibi kendi paralel örgütlerini de kurmaya başlamışlardı.

Devlet, Naziler için siyasi anlamda bir yüce nesne değil, projenin ilerletilmesinde kullanılacak bir alet idi. Bu devlet “ele geçiriliyor”, kendisine dışarıdan dayatılan hedeflere, görevlere göre hareket etmek için kullanılıyor, yeniden şekilleniyordu. Nazilerin, siyasal İslamın ve liberalizmin (piyasa devleti) devlete bakışlarının bu noktada da örtüştüğünü görüyoruz.

Sonuç olarak denebilir ki Nazi ve siyasal İslam örneklerinde totalitarizm, toplumun, her şeye muktedir bir devlet tarafından tutsak alınması olarak değil, bir siyasi hareketin devleti kullanarak toplumun tüm hücrelerine sızma, ele geçirme, liderin iradesine tabi kılma süreci olarak karşımıza çıkıyor. Liberalizmde de piyasa ilişkileri ve metalaşma toplumun tüm hücrelerine sızıyor.

Yazarın Son Yazıları

250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026