Rejim yine bir yol ayrımında mı?

27 Mayıs 2021 Perşembe

Peker’in YouTube dizisinin tetiklediği gelişmeler siyasal İslamın AKP rejiminin yine bir yol ayrımına geldiğini düşündürüyor. Ancak bu yol ayrımından sonra, “Rejim yine yeni bir hatta geçerek ilerlemeye devam edecektir” demek, “Yeni hatta geçerken ‘araba’ devrilir mi? Devrilirse ortalığa neler saçılır” gibi sorulara cevap verebilmek kolay değildir. Çünkü, “istikrarsızlıkların istikrarı” bozulup da “durumun” çeperi geçirgenleşince “olasılıklar yelpazesi” hızla genişlemeye başlıyor. 

Bu kez farklı

Siyasal İslamın partisi AKP, siyasi iktidarı ve devleti ele geçirme, rejimini inşa etme sürecinde birçok yol ayrımından geçti. İktidara ilerleyen toplumsal hareketlerin liderliklerinin yola çıkarken kurdukları ittifakların temsilcileri (parti, akım ya da bireyler), sürecin aşamaları değiştikçe gündeme gelen yol ayrımlarında, bir salamın dilimleri gibi kesilip tasfiye edilirler. 

AKP ilk yol ayrımını, liberal entelijansiya ve Kürt hareketiyle yaşadı. AKP ve rejim, liberal demokratik bagajını sırtından attıktan sonra, kendi içinde liderliğinin istikrarını bozabilecek unsurlara yöneldi. 7 Haziran seçimlerinden sonra Davutoğlu hükümetten ve nihayet partiden uzaklaştırıldı. En sert yol ayrımı, FETÖ’cü örgütle, kanlı ve travma yaratıcı biçimde yaşandı.

AKP, liberallerle ve Kürt siyasi hareketiyle bağlarını kopardıktan sonra, artık seçimlerde tek başına hükümet kuracak kadar oy alma şansını kaybettiğinde, bunlardan boşalan yeri şoven milliyetçi akımlarla doldurmaya çalışmıştı. Bu yeni ilişkinin kaçınılmaz sonucu, MHP’nin ve eski güvenlikçi bürokrasinin, kimi MAFYA ilişkili unsurlarının rejime eklenmesiydi.

Peker’in açıklamalarıyla birlikte oluşan durum, şimdi şu soruyu akla getiriyor: Siyasal İslam, geleneği kendisininkinden farklı olan bu son kesimle de yollarını ayırmaya ve siyasal İslamın en radikal unsurlarına, Milli Görüş taraftarlarına dayanarak rejimde de bu yol ayrımına uygun dönüşümleri gerçekleştirerek ilerlemeyi mi planlıyor?

Olabilir ama bu kez farklı. Bundan önceki tüm yol ayrımları AKP’nin yükselme ve rejimin ilerleme süreci içinde yaşandı. Bundan önceki “15 Temmuz” olayının gösterdiği gibi gerileme süreci başladıktan sonra yol ayrımlarını aşmak giderek zorlaşıyor.

‘Şok Doktrini’: Kim yararlanacak?

Hem rejim hem de toplum açısından bilinmezliklerle dolu bir döneme girdik. Ülkelerin siyasi ekonomik yapılarını şekillendirmek isteyen güçler böyle dönemlerde kendilerini yeni fırsatlarla yüz yüze bulurlar. Bu noktada toplumun geleceği açısından kritik soru “Bu fırsatlardan kim yararlanabilecek?” biçiminde şekillenir.

Türkiye’de bugün çok fazla olasılık yok. Ya rejim bu yol ayrımını da başarıyla aşacak ya da muhalefet, rejimin gerileme ve dağılma sürecini hızlandıracak. Bir soruyla sadeleştirirsek: Muhalefet, rejimin gerileme, dağılma sürecini hızlandırabilecek mi?

Muhalefet saflarına baktığımızda gördüklerimiz umut vermiyor. CHP’nin rejimin yerine gerçekçi bir aday olduğuna halkı inandıracak ne bir programı, projesi ne de demeçlerin ötesine geçebilen, olası bir genel seçimlerde seçim güvenliğini sağlayabilecek düzeyde mücadeleci bir liderliği ve örgütü var. CHP’nin solundaki hareketlere ve gruplara gelince: Kapitalizm ve emperyalizme karşı mücadele etmeye kararlı olduklarını her fırsatta vurguluyorlar ama karmaşık örüntüleri ifade eden soyutlamalar olan “kapitalizme” ve “emperyalizme” karşı doğrudan ve genel olarak mücadele edilemeyeceğini unutuyorlar. Mücadele, kapitalizmin ve emperyalizmin bugün burada, siyasi ve kültürel alandaki egemenliğinin somut biçimlerini, bunların aktörlerini hedef alırsa anlamlıdır. Bugün bu biçimlerin aktörü, Türkiye’de siyasal İslamın (kültürel) rejimini (siyasi) “süreç olarak faşizm” olgusu içinde temsil eden AKP ve liderliğidir. 

Bu durum, sol harekete faşizme karşı mücadelenin başarısının en önemli önkoşullarını dayatıyor: Acilen güçlerini, basit ve somut talepler etrafında birleştirmelidir. Mücadele mutlaka kitleselleşmelidir. Siyasetin tüm olanakları ve araçları “elde hazır” olmalıdır. Talepler, liberal demokrasinin, ekonomik sorunların sınırlarına hapsedilmemelidir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları