Erinç Yeldan

İstikrarlı Faiz, Dalgalanan Kur

25 Aralık 2013 Çarşamba

Fiyat istikrarından başka hiçbir hedef ve sorumluluk taşımayan “modern” merkez bankacılığı sistemi 2000’li yıllara büyük bir özgüven içerisinde girdi. Artık bütün soruların yanıtları verilmişti: Merkez bankaları fiyat istikrarından başka hiçbir gösterge ile ilgilenmeyecek, sadece enflasyon hedeflemesi öngörülerini kamuoyu ile (siz finans sermayesi ve uluslararası derecelendirme kuruluşları diye okuyunuz) şeffaf biçimde paylaşacak ve enflasyon belli bir eşiğin üzerine çıktığı anda da faizi yükseltecekti. TC Merkez Bankası da 2002 sonrasında önce “örtülü”, 2006’dan bu yana da “açık” enflasyon hedeflemesi uygulayacağını ilan etmiş ve “fiyat istikrarını sağlamaktan başka hiçbir hedefi olmadığını” kamuoyuna duyurmuştu.
“Enflasyon hedeflemesi” diye anılan söz konusu para politikasının gerekleri uygulama sürecinde “piyasaların” gereklerine göre biçimlendi; yeni eklemeler, tanımlamalar, açıklamalar ile birlikte evrildi. Artık merkez bankaları piyasadaki “oyuncularla” birlikte sadece enflasyon tahminleri ve para kurulu raporlarını değil, faiz oranı hedeflerini de açık ve net olarak paylaşmaları gereği ön plana çıktı. Merkez bankaları özellikle faiz oranlarından, belirsizlikten kaçınmalı ve piyasa “oyuncularının” kararlarına sürpriz uygulamalar ile müdahalede bulunmamalıydı.

Daha ötesi, ilgili faiz oranları gelişmişsanayileşmiş ülkeler için olabildiğince düşük hedeflenmeli, gelişmekte olan piyasa ekonomileri için (Türkiye, Brezilya, Meksika gibi) söz konusu faiz hedefi yüksek tutulmalıydı. Böylece uluslararası finans sermayesinin bu tür ülkelerde karşılaşmakta olduğu riskler güvenceye alınmalı, bunun ötesinde de “faizin oynaklığı” her ne pahasına olsun azaltılarak ulusal ve uluslararası finans piyasalarına sürekli ve istikrarlı bir finansal getiri sunulmalıydı.
TC Merkez Bankası’nca dün (24 Aralık) sunulan “2014 Yılı Para Politikası Programı”(*) tam da bu gereksinime yanıt vermektedir. Sayın başkanın sözleriyle, 2014 para politikası uyarınca, “ağırlıklı ortalama faiz oranı oynaklığı kademeli olarak sıfıra çekilecektir” ve dolayısıyla, “TL likidite politikası ile öngörülebilirlik artırılacaktır”.

***

“Ekonomi bilimi alternatifler sanatıdır” diye bilinir. Eğer “faiz oranlarında oynaklık azaltılacak ve düzeyi korunacak” ise, bunu sağlayacak bir başka makro değişkenin varlığı gerekecektir. Yani, faizlerin oynaklığını bertaraf edecek ve faizlerin düzeyindeki olası hareketliliği üzerine alacak bir başka makroekonomik fiyata ihtiyaç vardır.
Söz konusu “makroekonomik fiyat”, kuşkusuz, döviz kurudur.
Nitekim, son iki yılın güncel faiz ve kur değerlerini yakından incelediğimizde aslında TCMB’nin söz konusu politika değişikliğini zaman içerisinde gerçekleştirmekte olduğunu izlemekteyiz. Aşağıdaki grafikte 2011 Ekim başından bu yana TCMB günlük fonlama maliyetleri ve döviz kurunun sepet değerlerini sergilemekteyiz. 2012 Şubat ayından kabaca eylül başına değin, faizlerin (TCMB fonlama maliyetinin) daha hareketli ve oynak, döviz kuru sepetinin ise daha istikrarlı ve göreceli olarak “daha ucuz” olduğunu gözlüyoruz. 2013’ün ikinci yarısından itibaren bu politika tercihi değişmekte. ABD’den miktar kolaylaştırması programlarının durdurulacağı söylentileriyle birlikte küresel ekonomide başlayan faizlerin yükseleceği endişesi ile birlikte TCMB’nin döviz kurunu gözden çıkardığı ve faizi olabildiğince düşük bir konumda sabitlemeye çabaladığı anlaşılıyor.
Şimdi şu sorunun yanıtını düşünmek zorundayız: Ulusal ekonomi, özellikle reel üretici sektörler açısından, faizde istikrar pahasına döviz kurunun oynaklığının yaratacağı belirsizlik ve yol açacağı enflasyonist baskıların maliyetlerini nasıl göğüsleyecek? Reel sektörün içinde bulunduğu dış borç yükü düşünüldüğünde, döviz kurlarında yaşanmakta olan baskıların bilançolar üzerindeki olumsuz etkileri ve üretim maliyetlerindeki tahribatı nasıl göğüslenecektir?
Enflasyon hedeflemesi ile yola çıkan, ancak zaman içerisinde bir yandan küresel sermaye hareketlerinin şantajları, diğer yanda “faizin sıfırlanması yönünde siyasi telkinler” nedenleriyle giderek bağımsızlığını yitirmiş bir görünüm sunan Merkez Bankası’nın para politikası inandırıcılığını ve güvenirliğini yitirmektedir.
(*) TCMB, 24 Aralık sunumu: http://www. tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2013/Baskan_ ParaPol14.php

 

 

 


Yazarın Son Yazıları

Türkiye’nin enerji sorunu 26 Ağustos 2020
Döviz sorunu 5 Ağustos 2020
İstihdamın Çöküşü 15 Temmuz 2020