Ormanın yiten gizemi

04 Ağustos 2021 Çarşamba

Müzik tarihi, insanoğlunun kendi sesini doğadaki seslerle özleştirdiği zaman başlamıştır. Ormanın içinden yükselen gizemli uğultu, yabani hayvan sesleri, kuş şakıması insanın ilk anlamlı ses kaynakları olmuştur. Müzik sanatı her çağın kendi dilinde doğayı yansıtır. 

İlkel çağlarda deniz dalgalarının, rüzgârın uğultusunu duyururken yaptığı aletlerle kendi sesini büyütmüş, ilk üflemeli çalgı böylece ortaya çıkmıştır. Barok dönemin bestecileri doğayı anlatmak için müziği adeta bir araç olarak kullanır. Doğa ve doğallık, ormanın kendi içinde yaşattığı gizli dünya ve çeşitli renklerin birleşimiyle sanatçıların başlıca esin kaynağıdır. Örneğin Fransız besteci Jean Phillipe Rameau, çeşitli rüzgârları anlatan Les Borades adlı yapıtında ormandan kopup gelen bir rüzgârı yaylı çalgılarda yeni bir ses rengi olarak kullanır. İtalyan besteci Antonio Vivaldi, Dört Mevsim başlıklı keman solo ve yaylı çalgılar için bestesinin Yaz bölümünde sıcak bir yaz gününde çıkan fırtınayı, ormandaki ağaçların arasından savrulan rüzgârla anlatır. 

Klasik dönemin Haydn - Mozart çağında müziğin en önemli özelliği yapıtın dengesidir. Doğada var olan denge müziğe de örnek olur. Ormandaki avlanma olayı, insanların ava gitmesi kadar, hayvanların bir diğerini avlaması, müzikte de bir teknik doğurmuştur: Ormandaki av resimleri gibi avlanma olayı bir gelenek, bir tören yaratmıştır. Bu töreni yansıtan müzik de biçim açısından birbirini avlayan motiflerle örülüdür. Hunt (Av) kuvartetleri ile Haydn ve Mozart, bir motifin diğerini avlaması (kanon) şeklinde bir anlatım geliştirirler. 

On dokuzuncu yüzyılın romantizm akımında sanatçı endüstrileşen ve mekanikleşen kent yaşamından kaçıp, doğaya sığınırken imge gücünü alabildiğince doğanın içinde kullanır. Keşfedilmemiş yönleriyle orman, şairin, ressamın ve bestecinin dünyasına girmiştir. Orman perileri, orman tanrıları mitolojik öykülerin kahramanıdır. Ormanın uğultusu, ağaçların buğusu, “senfonik şiir” dediğimiz betimsel senfonilerde anlatıldığı kadar, ormanın esiniyle uyarılan duygular da müzikle dile gelir. 

Beethoven, Pastoral senfonisini bestelerken artık iyice sağırlaşmış, yaşamın sesleriyle ilgisini kesip kendi iç dünyasına yönelmiştir. Her gün kent dışında uzun yürüyüşler yapıp ormana varır. Orada bir mabede sığınmış gibidir. Fırtınasıyla, ağaçların arasından yansıyan güneşiyle ve orman köyünün halkı ile özleşir. 

Postromantikler ise zenginleşen orkestralarıyla programlı müzik bestelerken orman başlıca esin kaynakları olmuştur: Bruckner, ortaçağ öyküsü anlattığı Romantik Senfoni’sinde ormanın içinde şövalyelerin alacakaranlıkta savaşa hazırlığını yansıtır. Aynı dönemde Johann Strauss, Viyana ormanlarını konu alan valsler besteler. Yirminci yüzyılın modernizminde Arnold Schönberg’in 12-ses içinde bestelediği Erwartung (Bekleyiş), tümüyle psikoanaliz tekniğine dayanan tek kişilik bir operadır. Karanlık ormanın tüm sesleri de başlıca malzemesidir. 

Acaba günlerdir ülkemizin dört bir yanında yanan ormanlarımızı sanatçılar hangi sesler, hangi görüntüler, hangi konularla kaydedecekler! Bu dehşetli günler belleklere nasıl kazınacak? Yanan ormanlar tarihinin kaçıncı sırasında yer alacak? Bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, hiçbir şey eskisi olmayacak.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Fazıl Say ve J.S. Bach 15 Eylül 2021