Muhalefet Zeminini Kim Seçer?

19 Ekim 2016 Çarşamba

Sınır ötesi söylemlerinin pratik amaçları üzerinde düşünmekte yarar var. Otoriterleşme, toplumu, devleti ideolojik olarak yeniden biçimlendirme çabası hız kazandı. Otoriterleşmeyi tamamlamak için sık sık “milli iradeye dayanan fiili durumun yasal duruma uymadığı, yasal çerçevenin hızla değiştirilmesi gerektiği” söyleniyor. Fiili durumun “milli iradeye” dayandığı klişesini kabul etmemiz isteniyor. Tarihin gösterdiği gibi, otoriterleşme eğilimleri her zaman “milli irade böyle istiyor, halkın iradesi bu yöndedir” demagojisine gereksinim duymuştur.

***

İki temel yanılgı bu demagojiyi sürdürülebilir kılıyor. Birincisi; halkın iradesini sandıkla sınırlamak, başka yollarla, yöntemlerle de ortaya çıkabileceğini yadsımak, ikincisi; temel hakların hiçbir zaman sorgulanamayacağı, sandıkla sınanamayacağı gerçeğini reddetmektir. Peki bu iki demagojik dayatma halka nasıl kabul ettirilecek? İktidar partisi bir ara makas açıldığı, laiklik ve demokratikleşme güç kazandığı için etkisizleşmiş olan iki akımı tekrar bir araya getirerek işi çözmek istiyor.

***

Bunun için de milliyetçi akımın parti olarak devreden çıkartılması, Türkçülüğün İslamcılıkla tıpkı 12 Eylül’de olduğu gibi birleştirilmesi planlanıyor. Bunun da 7 Haziran şokunun hemen arkasından 1 Kasım seçimlerinden sonra devreye sokulduğunu biliyoruz. Bu nedenle Kürt hareketinin siyaset dışı bırakılması planlanmış, PKK saldırılarının tırmanması da projenin hızlanmasına hizmet etmiştir. Türk-İslam sentezinin temel politika olarak kabulünün önemli bir işareti de 12 Eylül döneminde Türk-İslam Sentezi’nin savunucusu bir kişinin Meclis Başkanlığı’na getirilmesi olmuştur.

***

Ama besbelli bu projenin uygulanabilmesi, rejim değişikliğinin meşruiyet kazanabilmesi, geniş kesimlerin, nihayet “milli iradenin” desteğini kazanabilmesi için “Allah’ın lütfunun” yanı sıra, gerçekçi olsun olmasın fütuhatçı bir söylem gerekmiştir. Orta Asya steplerinden söz edilmesinin, oldukça geniş bir “Misak-ı Milli” haritası çizilmesinin nedeni budur. Bu politikanın yalnızca milliyetçi partinin tabanını değil, kendi meşrûiyetlerinin devlet katında tanınması için çaba gösteren kimi “ulusalcıları” da etkilediği görülüyor.

***

Bu gelişmeye itiraz eden, halkın iradesinin başka araçlarla da kendini gösterebileceğini, göstermesi gerektiğini savunanlar birlikte mücadelenin olanaklarını, sınırlarını araştırıyorlar. Doğal olarak yeniden piyasaya sürülen “senteze”, maceralara, rejim değişikliğine itiraz edenler CHP’nin iktidarın sunduğu zeminde politika yapmayı yeterli bulmasını, yalnızca ideolojik nedenlerle değil, pratik politik nedenlerle ve haklı olarak eleştiriyorlar. Bu eleştiri yalnızca haklı değil, zorunludur da.

***

Prof. Dr. Sencer Ayata’nın, arkadaşımız Kemal Göktaş’ın sorularına verdiği yanıtlar bu açıdan önemlidir. Ama CHP’nin iktidar tarafından dayatılan zemini neden terk edemediği, parti yönetiminin laikliğin içini boşaltma çabalarına neden destek verdiği, yurttaşların yüzde 70’inin çıkarları ile laikliği savunmanın neden öncelik-sonralık ikilemine sıkıştırıldığı, “milli çıkarlar” demagojisine nasıl karşı çıkılacağı konuları boşlukta ve yanıtsız kalmıştır.
Zaman geçiyor. İktidarın bölgede, dünyada hızlanan gelişmelerden güç alan İslamcı otoriter bir rejim kurma, Cumhuriyet’in kazanımlarını sıfırlama adımlarına dur denilemezse, uzun sürecek bir karanlığın egemenliği kaçınılmaz olacaktır.  


Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018