Yunusla Yaşlı Adam

11 Eylül 2011 Pazar
\n\n\n

Herkes bir anda kıyıya koşmuştu. Uzakta, kayaların bulunduğu yerde bir yunus sürekli havalara sıçrayıp duruyordu. Kıyıda toplananlar bir süre sonra çığlık çığlığa ona eşlik etmeye başladılar. En çok da çocuklar.

\n

Yunusun zıplaması bitmiyordu, o sırada yıllarca hiç kimseye hiçbir söz söylememiş yaşlı bir adam, elinde sigara kıyıya geldi ve ancak çevresindeki birkaç kişinin duyabileceği bir sesle: Bu yunusun bir derdi var dedi. Bir motora atlayıp yanına gidelim.

\n

Adamın yıllardır konuşmadığını bilen o birkaç kişi şaşkınlık içinde yanlarına yaşlı adamı da alıp bir motora bindiler ve motor hızla yunusun zıplayıp durduğu kayalara doğru ilerledi. Motor yaklaştıkça yunusun zıplamaları artıyordu. Neredeyse imdat ister gibiydi. Sonunda motor yunusun yanına vardı ve o zaman motordakiler yunusun gerçekten canının acıdığını, yardım istediğini anladılar.

\n

Yunusun boğazında bir pet şişe ters bir biçimde duruyordu. Ağzını bir türlü kapatamıyordu yunusçuk, bütün çağrısı boğazındaki bu pet şişenin çıkarılması içindi. Motordakiler yaşlı adamın uyarısıyla yol kesip yunusa iyice yanaştılar. Yunus bir an zıplamayı bırakıp motordakilere baktı. Canının ölesiye yandığı belliydi, çenesini usulca motora doğru uzattı. O zaman yaşlı adam, elindeki sigarasını attı, gömleğinin kolunu yukarı sıyırıp elini yunusun ağzından içeri soktu ve bir anda yunusun boğazına takılı kalan pet şişeyi çekip çıkardı.

\n

Motordakiler adamı alkışlarken yunus motorun öbür yanına geçti, bu kez sevinç taklaları atarak motorun çevresinde dolaşmaya başladı. Yüzünde adeta minnettar bir anlam vardı. Yaşlı adam yunusun başını okşayıp epey zamandır gülmediği bir biçimde güldü ve yanındakilerden motora yol vermelerini istedi. Motor hareket etti. Yunus uzaklaşan motora uzun uzun baktı, ardından boğazında ince bir sızı, yaşlı adamın hikâyesini anlatmak için denizin derinliklerine daldı.

\n

Yunus yaşlı adamın hikâyesini hiç kimsenin bilmediği kadar biliyordu, çünkü pek çok gece, o deniz fenerinin altında oturup sigara içen adamı görmüş, onun kendi kendine anlattıklarını dinlemişti, yunus adamı kendinden iyi biliyordu.

\n

Hep aynı hikâyeyi sil baştan anlatıyordu adam, o zamanlar otuz yaşındaydı, şimdi yetmiş beşinde. Yıllardır hikâyenin hiçbir satırını değiştirmeden, her gece onu ayın kulağına fısıldıyordu, zaten yunus da hikâyeyi işte tam o zamanlar sil baştan yeniden dinliyordu.

\n\n\n\n

Fenerin altında oturan adam önce bir sigara yakıyordu, sonra ağır ağır başlıyordu anlatmaya. Yıllar yıllar önceydi, adam o zamanlar kasabanın en yakışıklı, en mert delikanlısıydı. Kadife de en güzel kızı. Adam güzeller güzeli Kadife’ye âşıktı. Kadife de yakışıklı mı yakışıklı adama. Adam o zamanlar sünger avcısıydı. Her sabah bir balıkçı gemisiyle açıklara gider, bir süre suyu seyrettikten sonra yukardan idare edilen başlığını giyer, öylece denize dalardı. Sadece başlığı takardı, yürümesini zorlaştıran o garip dalgıç kıyafetlerini giydiği görülmemişti.

\n

Suyun altında saatlerce sünger peşinde koşardı. Çoğu zaman da süngeri unutur, denizin mavisinde yavaş hareketlerle dolaşan balıklara eşlik ederdi. Balıklar bu garip başlıklı adamı hiç yadırgamazlardı. Çünkü onu tanırlardı, elindeki torbada her zaman onlar için bir şey olduğunu bilirlerdi. Adam balıkları severdi, balıklar adamı.

\n

Bütün kasaba Kadifeyle yakışıklı süngerciyi birbirlerine yakıştırırdı. Birbirlerine âşık olduklarını herkes bilirdi. En çok da yakışıklı süngercinin kankası bir başka süngerci, Hasan bilirdi.

\n

Yunus, fenerin dibinde oturan adamın ikinci sigarayı yaktığında yüreğinin çok acıdığını hissederdi. Adam acıya dayanmak için dudaklarını ısırır, sigarasından acı dolu bir nefes çeker ve anlatmaya devam ederdi. Her şey bir temmuz günü, mavinin mavi olduğu bir sabah değişmişti. Yakışıklı süngerci, bir söylentiye göre o sabah denizkızlarına rastlamış ve onların peşinden hiç durmadan gittiği için, en derin vurgunlardan birini yemiş, ancak son anda yarı baygın suyun üstüne çıkabilmişti.

\n

Yakışıklı süngerci ondan ötesini anımsamıyordu. Bildiği tek şey denizkızlarının ona sürekli el ettiğiydi. Günlerce vurgun makinesinde yatması da bir işe yaramamıştı. Makineden çıktığında bildiği bütün hikâyeleri, tanıdığı bütün yüzleri unutmuştu. Sadece sabahtan akşama kadar denize bakan bir adam vardı artık. Denizkızlarını görmek için, sabahtan akşama kadar denize bakan bir adam.

\n

Ne Kadifenin sözleri, gülümsemesi, ne Hasanın sabahtan başlayıp gün boyu süren ilgisi, desteği onu denize bakmaktan vazgeçirememişti. İlla ki denizkızlarının peşindeydi, hiçbir şey konuşmadan, hiçbir şey sormadan. Tek konuştuğu yer fenerin altındaki o yerdi. İşte yunus da tam orada onu her gece dinlerdi.

\n

Sonra onu seven iki kişi, Kadifeyle Hasan, birbirlerine destek olmak için evlenmiş, çoluk çocuğa karışmışlardı. Onlar evlendiğinde adam gene denize bakıyordu, bir türlü gelmeyen denizkızlarını beklerken öylece kıyıda uyumuştu.

\n

Motor hızla yol alıyordu. Yaşlı adam dönüş yolunda yeniden yaktığı sigarasından son bir nefes alıp, kıyıya iyice yaklaşan motordan telaşla atladı ve oradan hemen uzaklaştı. Ardından onu tanıyanlar birbirlerine fısıldadılar:

\n

Yıllar sonra ilk kez konuştu, belki de o yunus bir denizkızıydı. Belki de.

\n

Sevgili okur, bizi bekleyen günlere dair içimde öyle bir sıkıntı var ki, en iyisi bu çok sevdiğim hikâyeyi sizlerle paylaşmak istedim. Bir pazar günü, hele de deniz kıyısındaysanız uzaklara bir bakın, yunus sürüleri çığlıklar atarak en güzel hikâyeler için birbirleriyle yarışıyorlar. Pazarınız güzel geçsin efendim.

\n

Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020
Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020