Balkanlar’ın en genç başkenti, Priştine....İtiraf etmeliyim ki beklentim orta ölçekli bir şehir turuydu. Ancak Priştine, sizi şaşırtmayı seven bir şehir. Burası estetik kaygılardan ziyade, yaşanmışlıkların ve zıtlıkların başkenti.
Priştine Uluslararası Havalimanı ve şehir merkezi arası taksi ile yaklaşık 30 dakika sürüyor.Mother Theresa meydanında kiraladığımız eve yerleşip hemen şehri keşfetmeye başlıyoruz. Şehirde pek çok yere yürüyerek gitmeniz mümkün. Priştine Üniversitesi kampüsü bünyesinde ve çevresinde önemli yapılar bulunduruyor. Bunlardan en önemlisi Kosova Milli Kütüphanesi.

KOSOVA MİLLİ KÜTÜPHANESİ
Şehrin en tartışmalı binasından başlamak şart. Mimari literatürde "fütüristik brütalizm" olarak geçen bu yapı, 99 beyaz kubbesi ve onu çevreleyen metal kafesiyle sizi karşılıyor. İçerisine girdiğinizde ise dışarıdaki kaostan eser kalmıyor. Hemen yanındaki yarım kalmış Sırp Ortodoks Kilisesi ile yan yana duruşu, şehrin politik hafızasının en somut göstergesi.
İnşası 1974 yılında başlayan kütüphane, Hırvat mimar Andrija Mutnjakovic tarafından tasarlanmış. Birinci katında 400 kişilik büyük bir okuma salonu olan kütüphanenin ikinci katında özel okuma salonu, üçüncü katta ise bilimsel çalışma yürütenlere tahsis edilmiş okuma salonları mevcut.
Binanın iki bodrum katı ise kütüphanenin kitap deposu olarak kullanılıyor.

SIRP ORTODOKS KİLİSESİ
Yine kampüs bahçesinde bulunan kilise de şehrin tartışmalı yapılarından biri. Kilise Balkanlar’ın yakın tarihindeki sancıların, politik gerilimlerin ve toplumsal hafızanın en somut örneklerinden. Kilisenin hikayesi 1990’ların başında, Yugoslavya’nın parçalanma sürecinin en hararetli günlerinde başlıyor. Dönemin Sırp yönetimi tarafından, üniversite arazisi üzerine devasa bir Ortodoks kilisesi inşa edilmesi kararlaştırılıyor. Ancak 1999’daki Kosova Savaşı’nın patlak vermesiyle inşaat duruyor. O günden bu yana yapı, dış cephesi tamamlanmış ama içi boş, pencereleri ise tuğlalarla örülü bir "hayalet bina" olarak varlığını sürdürüyor. Ancak kiliseye yönelik tartışmalar sürmeye devam ediyor.
Şu an için kilisenin etrafı tel örgülerle çevrili ve içeri girmek resmi olarak yasak. Ancak kampüs içinde yürürken binanın o mağrur ve hüzünlü duruşu, şehrin üzerine düşen bir gölge gibi sizi takip ediyor. Priştine yerel yönetim için bu bina sadece bir kilise değil; Miloşeviç rejiminin baskıcı politikalarının bir kalıntısı olarak görülüyor.
2003 yılında çoğunluğu Arnavut olan Priştine Belediyesi, Kosova'nın yeni kurulan UNMIK geçici hükümet kurumlarının bir parçası haline geldi ve bina için dört kullanım önerdi: olduğu gibi korunması, yıkılması, müzeye dönüştürülmesi ve başka bir amaçla kullanılması...
Sırp Ortodoks Kilisesi (SOC) önerilere karşı olduğunu, bunları dini bir mekana yönelik bir saldırı ve Priştine'deki Sırp varlığını ortadan kaldırma girişimi olarak gördüğünü belirtti. Kilisenin geleceğinin belirsizliği halen sürüyor...

RAHİBE TERESA KATEDRALİ VE ÇAN KULESİ
Müslüman nüfusun yoğun olduğu bir şehirde, bu kadar büyük ve görkemli bir Katolik katedrali görmek Priştine’nin kozmopolit yapısını kanıtlıyor. Katedralin kulesine 2 Euro karşılığında asansörle çıkabiliyorsunuz. Burası, Priştine’yi 360 derece kuş bakışı görebileceğiniz, şehrin o meşhur mimarisini fotoğraflayabileceğiniz en iyi nokta.
ESKİ ÇARŞI
Modern binalardan sıyrılıp rotanızı eski çarşıya çevirdiğinizde Osmanlı ruhuyla tanışıyorsunuz. Çarşıyı gezmeye başladığınızda başınızı yukarı kaldırdığınız her an size rehberlik edecek yapılarla karşılaşırsınız.
Saat Kulesi: 19. yüzyılda inşa edilen bu 26 metrelik devasa kule, çarşının kalbidir. Eskiden esnafın namaz vakitlerini ve dükkan açış saatlerini takip ettiği bu yapı, bugün şehrin en ikonik buluşma noktalarından biri.
Fatih Sultan Mehmet Camii: 1461 yılında bizzat padişahın emriyle yapılan bu cami, bölgenin en görkemli dini mirası.
Yaşar Paşa Camii: Hemen yakınındaki bu zarif yapı da Osmanlı mimarisinin Priştine’ye bıraktığı imzalardan biri Yıkılma tehlikesi olduğundan 2009 yılında ibadete kapatılan cami,TİKA tarafından restore edilerek 2016 yılında yeniden ibadete açılmış.
Emin Gjiku Etnografya Müzesi: 18. yüzyıldan kalma iki konaktan oluşan bu müze, Balkan sivil mimarisinin en zarif örneklerinden biri. Ahşap işçiliği ve o dönemdeki sosyal yaşamın incelikleri sizi bir anda 300 yıl geriye götürüyor. Müzeye girişler ücretsiz.

GERMİA PARKI
Şehirden sıkıldıysanız, yerel halkın yaptığı gibi kendinizi Germia Parkı’na atın. Şehir merkezinden sadece 15 dakika uzaklıktaki bu devasa yeşil alan, dev açık hava havuzu (yaz aylarında gidenler için) ve kilometrelerce uzunluktaki yürüyüş parkurlarıyla tam bir kaçış noktası.
LEZZETLERİ
Kosova, yemek yönünden Türk turistlerin oldukça memnun edecek bir menüye sahip. Kosova denilince akla gelen ilk ve en ikonik lezzet kuşkusuz Flija. Bir çok restoranın menüsünde Flija yer alıyor. Elbasan tava, köfte, sütlü biber ve hamur işleri Kosova'da tercih edebileceğiniz başlıca lezzetlerden. Bu yemekler sizi sadece lezzetiyle değil fiyatı ve porsiyonuyla da memnun edecek.

GECE HAYATI
Şehrin gençlerinin buluşma noktası genellikle Nene Tereza caddesi oluyor. Bu caddede restoranlar, kafeler ve barlar var. Kosova'nın yerel alkollerini de yine buradaki barlarda deneyebilirsiniz.
Kosova Türk vatandaşları için vize istemiyor, sadece pasaportunuz ile giriş yapabilirsiniz. Priştine, ilk bakışta gri görünebilir ama sokaklarına daldıkça size renklerini sunan bir başkent. Şehri yürüyerek dolaşmak mümkün ancak taksi kullanmak isterseniz mutlaka pazarlık yapmalısınız.

Bir sonraki yazımda Kosova'nın küçük ancak etkileyici şehri Prizren yer alacak.