Her yaz döneminde deniz kıyısı kentlerde yaşanan sıkıntılarproblemler nedeniyle birçok yazı ve haber yayımlıyoruz. İnsanların kıyılardan özgürce yararlanamayışı, bizim neredeyse klasikleşmiş gündem konumuz haline geldi. Yapılan eleştirilere, uyarılara karşın, maalesef benzer sıkıntılar, sorunlar her yaz yineleniyor.

Yaşanan onca sıkıntıya ve zorluğa karşın, kıyı kentlerdeki yurttaşlar da mücadeleden vazgeçmiyorlar. Kıyıların, plajların işgaline karşı platformlar kuruyorlar, mücadele ediyorlar. Bu bağlamda eylemler yapıyor ve etkinlikler düzenliyorlar.
BODRUM’DAKİ EYLEM
Geçtiğimiz günlerde sahillerin işgaline karşı bir araya gelen Bodrumlular, “Kıyılar halkındır” diyerek yürüyüş yaptılar. Gümüşlük Forumu tarafından düzenlenen eylemde, anayasa ve kıyı kanununun ilgili maddeleri hatırlatılarak gereklerinin yapılması istendi. Halkın kıyıları özgürce kullanmasının engellenmesi protesto edildi.
“Halkın kıyıları özgürce kullanma hakkı çok çeşitli kısıtlamalarla karşı karşıya kalıyor” diyen protestocular, sorunu şöyle seslendirdiler: “Halk plajları, sahiller masalarla, şezlong ve şemsiyelerle doldurularak halkın olmaktan çıkarılıyor.” Bizce sorunun “bam teli” işte tam da burasıdır.
MERKEZ-YEREL ÇEKİŞMESİ
Kıyıları işgal edenlerin yararlandıkları bir başka durum da merkezi yönetimle yerel yönetimler arasındaki çekişmeler. Günümüzde merkezi iktidarın özellikle muhalif belediyeleri baskıladığı, itibarsızlaştırmaya ve etkisizleştirmeye çalıştığı bilinen bir gerçeklik. Başta Ege’nin kıyı kentleri olmak üzere pek çok kıyı kentinin belediyesi CHP’li başkanlarca yönetiliyor. İktidar da hemen her alanda belediyelerin hareket alanını sınırlamaya, yetkilerini azaltmaya çalışıyor.
Bu konuda son torba yasada da olduğu gibi birçok yönetmelik değişikliği yapılıyor. Belediyelerin eli kolu bağlanmaya çalışılıyor. Ama bu değişikliklerin ayırdında olmayan pek çok yurttaş, yaşanan olumsuzluklardan belediyeleri sorumlu tutuyor. Örneğin son olarak, Çeşme’deki Altınkum plajının özel işletmeye kiralanmasının, merkezi yönetime bağlı kurumca yapıldığı, Çeşme Belediyesi tarafından açıklandı.
KAMUCU-HALKÇI YAKLAŞIM
Benzeri konularda yaşanan olumsuzlukların kimin sorumluluğunda olduğu, ilgililerce halka açıklanmalıdır: Belediyeler yetki alanları konusunda kentlileri bilgilendirmelidir. Özellikle muhalif belediyeler, kendi sorumluluklarındaki plajları ve işletmeleri halkın talepleri doğrultusunda işletmelidir. İlkesel olarak kamuya ait plajlar ve işletmeler özele devredilmemeli ya da kiralanmamalıdır.
Kıyıları özgürce kullanmak isteyenler, “Kıyılar, bir avuç sermaye grubunun değil, tüm halkın ortak malıdır” diyorlar. Bu yaklaşımı biz de yürekten paylaşıyor ve destekliyoruz. Günümüzde yaşanan tüm zorluklara ve baskılamalara karşın, muhalif belediyeler bu kamucu-halkçı anlayışı ve yaklaşımı hayata geçirmek için ellerinden gelen çabayı göstermelidir.
***
Hüseyin Yurttaş ve Dönemeç
Değerli şair-yazar Hüseyin Yurttaş, İzmir’in, Ege’nin kültür hamallarındandır! Yazılarıyla, şiirleriyle, kitaplarıyla, kısacası ürettikleriyle kültürsanat dünyamızda derin izleri vardır. Hamallığı ise çoğunlukla kurduğu yayın ve dağıtım evleri nedeniyledir. Ancak yakın arkadaşlarıyla birlikte kurucusu olduğu Dönemeç dergisi, bütün bu çabaların üzerindedir. Düşün-yazın dünyamızda apayrı bir konuma ve öneme sahiptir.

Hüseyin Yurttaş
Kadim dostumuz Yurttaş’la tanışıklığımız, birlikteliğimiz; neredeyse 40 yıllık bir geçmişe, Dönemeç’li yıllara dek uzanır. Ayrıca, yıllar önce Karşıyaka’da aynı sokakta oturmuştuk.
FOÇA YURTTAŞ KİTAPLIĞI
Sevgili Yurttaş’la bir başka birlikteliğimiz Foça’nın “tarihi derin” köyü Kozbeyli’dir. Bu güzel köyü Yurttaş vesilesiyle tanımış ve 25 yıl önce orada bir köy evi edinmiştik. Dolayısıyla, bir anlamda biz de onun gibi Foçalı ve Kozbeyliliyiz. Hüseyin Yurttaş, bugünlerde, bir başka ortak dostumuz Kemal Anadol gibi artık tümden Foça’ya çekildi ve orada yaşıyor.
Bu nedenle kitaplığını da ilçesi Foça’ya bağışladı. Foça Belediyesi’nin koordinasyonunda “Hüseyin Yurttaş Kitaplığı” oluşturuldu. Kitaplık geçtiğimiz günlerde belediye yetkililerinin, Yurttaş dostlarının katıldığı bir törenle hizmete açıldı. Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, bu anlamlı bağışı için Yurttaş’a teşekkür etti.
DÖNEMEÇ’İN 50. YAŞI
Hüseyin Yurttaş denilince akla ilk gelen yayın herhalde “Dönemeç”tir. Mart 1976 ile Mayıs 1988 yılları arasında 92 sayı yayımlanan Dönemeç dergisi, edebiyat tarihimizde önemli bir konuma sahiptir. Derginin kurucuları Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş, Kadri Sümer ve erken yaşta kaybettiğimiz şair Ali Rıza Ertan’dır.

İzmir’in edebiyat ve yayıncılık tarihinde en uzun süreli yayınlardan olan Dönemeç, yazınımızda önemli bir iz bırakmıştır. Aynı zamanda yazınımıza birçok isim kazandırmıştır. Tavrıyla, duruşuyla ilerici-yurtsever-toplumcu bir anlayış sergilemiştir. Yurttaş, “Dönemeç ve Biz” başlıklı yazısında; “Dönemeç, o günlerde ortaklaşa geliştirdiğimiz coşkumuz ve sevincimizdi. Şimdi doğru bir örnek ve güzel bir anı olarak orada duruyor” diyerek anlatıyor Dönemeçli yılları. Şair Ahmet Günbaş da “Biz ne güzel çıraklardık! Ne coşkumuz biterdi ne arayışımız!..” sözleriyle anlatıyor o dönemi.
SARMALÇEVRİM’DE DÖNEMEÇ
Bursa’da yayımlanan SarmalÇevrim edebiyat ve kültür dergisinin temmuzağustos sayısı; Dönemeç dergisinin 50. yaşına ayrıldı. “Edebiyat Dünyasına Ege’den Bir Ses” başlığıyla “Dönemeç 50. yıl özel sayısı” olarak çıkan dergide; Dönemeç’in geçmişteki yazar kadrosundan Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş, Hidayet Karakuş, Ahmet Zeki Muslu, Efdal Sevinçli, Necati Yıldırım ve Mehmet Şakir Örs’ün yazıları yer alıyor.
Biz bu örnek değerbilirlik nedeniyle SarmalÇevrim dergisi yöneticilerine içtenlikle teşekkür ediyoruz. Bu özel sayıyı, Dönemeç’in 50. yılına, yarım asırlık emeğine-mücadelesine bir saygı duruşu olarak değerlendiriyoruz. Bu anlamlı çabanın, edebiyatımızın-yazınımızın günümüzdeki diğer temsilcilerine de örnek olmasını diliyoruz.
***
Deştin çayı özgür aksın!
Son dönemlerde Ege’nin dört bir yanından çevre mücadelesi haberleri, adeta yağmur gibi yağıyor! Çevre konusunu oldukça önemseyen ve bu mücadelelere içtenlikle destek olmaya çalışan bizler, doğrusu haberlere yetişmekte zorlanıyoruz.

Muğla yöresi, Ege’de çevre duyarlılığının ve mücadelesinin en yüksek olduğu yerlerin başında geliyor. Bu mücadelelerden biri de Muğla’da Bayır ve Deştin mahalleleri arasındaki Tekağaç bölgesinde yapılmak istenen çimento fabrikasına karşı veriliyor.
ÇİMENTO DEĞİL, ZEYTİN
Daha önce iki kez alınan yargı kararıyla, bu alanda yapılmak istenen tesisle ilgili ÇED olumlu kararları iptal edilmişti. Bu kez üçüncü bir hamleyle yeniden başlatılan ÇED sürecine karşı köylüler ve çevre halkı mücadele ediyor.
Bölgenin orman varlığına, tarımsal alanlarına ve su kaynaklarına dikkat çeken Deştinliler, burada çimento fabrikası kurulmasını istemiyorlar. Yaşam alanlarının korunmasını, bunun için de gerekli hukuksal ve toplumsal mücadeleyi vereceklerini söylüyorlar.
DEŞTİN ÇEVRE PLATFORMU
Bölge halkı bu mücadelenin yürütülmesi için “Deştin Çevre Platformu”nu oluşturmuş. Platform adına yapılan açıklamada; çimento fabrikası projesinin bölgenin doğasına, tarım alanlarına, su kaynaklarına zarar vereceği vurgulanıyor.
Açıklamada şöyle deniyor: “Bilimsel ve hukuki gerçeklere rağmen bu projede ısrar edilmesi, halkın yaşam hakkının yok sayılmasıdır. Daha önce olduğu gibi bugün de doğamızı, suyumuzu, toprağımızı ve geleceğimizi savunmaya devam edeceğiz.” Biz de onların sesine sesimizi katıyoruz; “Deştin Çayı özgür aksın” diyoruz.