Akıl ve bilim ışığını... Gece ışığı anladılar!

15 Ekim 2020 Perşembe

Bugün Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisi’nin ikinci olağan kongresinde NUTUK’u okumaya başlamasının 93. yıldönümü. Atatürk, 15 Ekim 1927’de saat 10.00’da başladığı konuşmasını 20 Ekim’de tamamladı. Günde 6 saatten 6 günde 36 saat 31 dakika kürsüde kaldı.

Tarihi yapan Atatürk, aynı zamanda yazıyor, herhangi bir çarpıtmaya da izin vermeden, Kurtuluş Savaşı sürecini belgeleriyle anlatıyordu.

NUTUK, bugüne dek onlarca yayınevi tarafından milyonlarca basıldı. Son özgün çalışmayı İstanbul Büyükşehir Belediyesi yaptı. Tarihçi yazar Sinan Meydan’ın danışmanlığında hazırlanan NUTUK, Atatürk’ün sözünü ettiği olaylara ilişkin dönemin önde gelen kişilerinin hatıralarını da içeriyor. 

NUTUK, daha da zenginleşmiş, ortaya Atatürk’ün hatırasına yakışır bir eser çıkmış.

Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere projeye omuz veren herkesi kutluyoruz.

NUTUK, Gençliğe Hitabe ile son buluyor. Bugün yaşananları Atatürk’ün öngörüleri ışığında özetlemek gerekirse...

***

Yurtta barış dünyada barış” ilkesi, yurtta savaş dünyada savaş haline gelmiş olabilir...

Memleketin onlarca yıllık kalkınma birikimi, 3-5 kişiye peşkeş çekilmiş görüntüsü altında iktidar sahiplerinin kişisel servetine dönmüş olabilir...

Lozan’da Batı’yla en büyük tartışmayı yaşadığımız, tam bağımsızlık için kapı dışarı ettiğimiz kapitülasyonlar, ödeme garantisi gibi türlü marifetlerle geri getirilmiş olabilir...

Emperyalist ülkeler emsali görülmüş yöntemleri yenileyip yeni işgal yolları icat etmiş olabilir...

İktidar sahipleri kendi kurdukları anayasal kurumlarla, kendi atadıkları hâkimlerle kavga edip hukuku ayaklar altına almış olabilir...

Kendi hainlerini cezalandıran emperyalist ülkeler, hedef ülkenin hainlerini devlet başkanı yapıp elinde kukla gibi oynatabilir...

Cumhuriyet sağlıklı nesiller ister ilkesiyle oluşturulmuş kurumlar kapatılabilir, ilaç fabrikaları çokuluslu şirketlere peşkeş çekilmiş olabilir...

Biz aklın ve bilimin ışığını takip edin derken, iktidar sahipleri gece ışıklarıyla kavga edebilir...

Basın mensupları “ya zindan ya zenginlik” kıskacına alınıp ülke gerçeklerinden uzaklaştırılabilir...

Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, mensuplar, akrabalar, sülaleler ülkesi haline gelmiş olabilir...

Kurtuluş Savaşı’ndaki Damat Ferit’ler gibi münferit damatlar iktidar odaklarının parçası haline gelmiş olabilir...

Kurtuluş Savaşı’nı yönettiğimiz, Polatlı’dan top sesleri gelirken sabaha kadar çalıştırdığımız Meclis, Saray kâtibi haline getirilmiş olabilir...

Halk bu ortamda muhalefetin güçlü bir iktidar seçeneği olamadığı kanısına kapılıp çaresizlik içinde çıkış yollarının kalmadığını düşünebilir...

İşte bu ahval ve şerait içinde dahi...

***

Ne yapmak gerektiğine hep birlikte karar vermeliyiz...

Kimsenin sorumluluktan kaçmaya, başkalarından bir şey beklemeye hakkı yok...

Şu anda sorun karşılaştığımız zorluklar değil, bunları aşma iradesini ortaya koyacak bir güç birikimini, hedef ortaklığını oluşturamamak...

Bunun en büyük ortağı herhangi bir parti değil, halktır...

Halkı mücadelenin içine katacak bir ufuk açmalıyız...

Bugün kim hangi sorumluluktaysa bir sorumluluğu da budur!


Yazarın Son Yazıları

Seçim istemek yetmez! 26 Kasım 2020
Kılavuzu ABD olanın... 25 Kasım 2020
11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020