Atatürk’e ne kadar ulaşabildik?

31 Ekim 2018 Çarşamba

Cumhuriyetin 95. yılı kutlamalarına siyasetin parçalı durumuyla halkın coşkulu katılımı damgasını vurdu.
Siyasetteki parçalanma iktidar dayatmalarının doğal sonucu. 29 Ekim’i Erdoğan propagandasına çevirme girişimi MHP’nin bile “bu kadar olmaz” diyeceği bir noktaya geldi.
Halkın bayrama büyük katılımı aklımıza AKP iktidarının ilk yıllarını getirdi. Ulusal bayramları kutlamamanın yollarını aradılar. Şu yöntemde karar kıldılar:
-Bu bayramlar sadece devlet töreni şeklinde geçiyor. Bırakalım halk kutlasın!
Halkın bayramlara katılımı artarak devam edince, anıtlara çelenk koymayı yasaklamaya giriştiler. Bu da tutmadı.
Sonuçta önceki gün olduğu gibi Anıtkabir yine deyim yerindeyse “yanıtkabir” oldu. 5 yaşından 95 yaşına kadar binlerce yurttaş Cumhuriyete olan bağlılığını Anıtkabir’de buluşarak gösterdi.
Sadece Anıtkabir mi?
Kuşadası’nda denizin dibine inip Türk bayrağı açan dalgıçlardan Kahramanmaraş’ta Atatürk posterini gururla taşıyıp dağ başına ulaşmaya çalışan ilkokul çocuklarına kadar tüm yurttan kutlama haberleri vardı.

***

Bu satırları okuyanların şöyle dediğini duyar gibiyiz:
-Kardeşim, 95. yıl kutlamaları iyi güzel de Cumhuriyetten geriye kutlanacak ne kaldı?
Yakın geçmişteki pek çok seçim için, “köprüden önceki son çıkış” tanımını kullandık. Artık bu tanımın hükmü kalmadı. Rejim başkalaştı. Ortada bir sistem yok ki, otursun. Uygulamada doğan sakatlıklara kalıcı olması olanaksız çareler üretiliyor. Dün altını çizdiğimiz gibi halkın içinde “bu iktidar gitmez” duygusu yerleşmeye başlamış.
Bundan sonra ne olur?
Ülkeler zaman zaman olağanüstü dönemlerden faşizan yöntemlere kadar baskıcı süreçler geçirebilirler. Bu süreçler bittiğinde toplumun derinliğinde ne varsa, o su üstüne çıkar. Buna iki örnek verebiliriz; Irak ve Almanya. Irak’ta Saddam rejiminin bitmesinden sonra tam demokrasi gelecek derken, her anlamda bölünmelerin yaşandığı sancılı bir sürece girildi. Çünkü Irak halkının deneyimi bundan ibaretti.
Almanya’da ise Hitler faşizminden sonra toplumun derinliklerinde hangi birikim varsa, o öne çıktı.
Güncel haber Başbakan Merkel’e ilişkin. Partisinin oy kaybetmeye başladığını görünce şimdiden iki yıl sonraki seçimlere katılmayacağını, partisinin kurultayında genel başkanlığa da aday olmayacağını ilan etti.
Türkiye tarzı siyasete göre, Merkel bu işi bilmiyor. Hiç koltuk bırakılır mı?

***

Türkiye’ye dönersek...
AKP sonrasında ne olur?
Erdoğan’ın, Bahçeli ile bir olup dayattığı parlamentosuz, denetimsiz yapının yerini ne alır?
Bu soruya verilen yanıtlardan biri şu:
Erdoğan gitse bile onun yerini başka bir benzeri alır.
Bize göre durum bu kadar kötü olmaz.
Toplumun derinliklerinde güçlü bir lidere bağlılık eğilimi olsa bile, “liderin haddini bilmesi gerekir” duygusu da güçlü.
Türklerin Tarihi kitabının yazarı Türkolog Jean-Paul Roux şöyle diyor:
“Türkler tarihte çok güçlü devletler kurmuşlardır. Bölgelerine, dünyaya hükmetmişlerdir. Ancak gücü paylaşmayı ve devretmeyi bilmedikleri için bunu kalıcı ve kurumsal hale getirmemişlerdir.”
İşte Atatürk, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” derken, bunu yıkmak istemişti.
Cumhuriyet 100. yıla giderken Atatürk’e ne kadar ulaşabildiğimizi de göstereceğiz.


Yazarın Son Yazıları

Ş-ahlanış! 17 Ocak 2021
Demoktatörlük! 13 Ocak 2021
AİHM’den Uludere’ye! 27 Aralık 2020