Her şeye kan bulaştı!

11 Ekim 2015 Pazar

Ankara Garı’nın önü felaket sonrasındaki ıssızlıkta cep telefonlarının sesiyle ağlıyordu. Büyük saldırıda yaşamını yitirenlerin, yaralı olarak hastaneye kaldırılanların olay yerinde kalan cep telefonları bir yükseltiye yan yana konmuş... Biri çalıyor, biri susuyordu... Olay yeri görevlileri çalan telefonlara refleksle bakıyor, sonra sanki telefon sahibinin yüzünü görmüş gibi başını çeviriyordu. Cep telefonlarının hemen hepsine kan bulaşmıştı.
Ölü ve yaralıların kaldırılmasından sonra gittiğimiz Ankara Garı’nda kan bulaşan sadece cep telefonları değildi. Patlama yerinde asfaltın rengi kaybolmuştu. Kirli bir kan rengine bürünmüştü. Az ötede parçalanmış simit tezgâhı vardı. Çevreye dağılmış simitlere kan bulaşmıştı.
Cep telefonlarının az ötesinde, arta kalan giysiler vardı. Tanımı zor bir et ve kan kokusu yayıyordu çevreye.
Mitinge gelenlerin ellerindeki pankartların bir bölümü harman yapılmış, çevreye dağılanlar da parçalanmıştı. Onlar da akan kandan payını almıştı...
Olay yeri inceleme ekipleri özel giysileriyle, ayakkabı poşetleriyle, hiçbir şeye bulaşmamaya çalışıyordu.

***

Yazıyı kaleme aldığımız saatlerde ölü sayısı 90’a yaklaşmıştı. Sözcüklere dökebildiğimiz kadarıyla olay yerinde her şeye kan bulaştığını aktarmaya çalıştık.
Kan, sadece olay yerinde mi aktı?
Barışa kan bulaştı... Yeryüzünde insanların en büyük özlemi barıştır. Ne yazık ki bu sözcük de kirlendi, kirletildi.
Seçime kan bulaştı... 1 Kasım’da genel seçimlerin yapılacağının ilan edilmesinden bu yana birinci gündem maddesi seçimlerin güvenliği oldu. Derme çatma seçim hükümetinin pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da topluma güven verebilecek bir iradesi yoktu. Hatta çok kanlı olaylar meydana gelirse, seçimin olmayabileceği bile konuşuluyordu!
Kardeşliğe kan bulaştı... Tıpkı barış gibi kardeşlik sözcüğü de kirlendi, kirletildi. Bütün bunlara karşın kardeşlikten yana olanların daha baskın olduğunu bilmek umudu diri tutuyor.
Geleceğimize kan bulaştı... Önceki gün İzmir’de gençlerle konuşurken gelecekte ne yapmak istiyorsunuz soruma çoğunluğu, “yurtdışına gitmek istiyoruz” deyince üzüldüm. Her şeye karşın geleceklerini doğdukları ülkede aramalarını diledim. Bunun için çaba harcadığımızı vurguladım. Dünkü olay ne yazık ki gençlerimizin geleceklerini bu topraklarda arama duygusunu zayıflatıyor.

***

Böyle bir olayın üzerinden siyasal eleştiri üretmek şık olmaz.
Ancak şunları söylemeden edemiyoruz:
Keşke, bu ülkenin cumhurbaşkanı anayasanın 104. maddesinde dile getirilen ana sorumluluğunu yerine getirebilecek, parlamentodaki 4 partinin liderini makamında toplayıp topluma güven verebilecek bir iradeye sahip olsaydı.
Keşke, ülkenin güvenliğinden sorumlu birimler istihbarat deyince, muhaliflerin adım adım izlenip ne yaptıklarının kayda geçirilmesini anlamasıydı da seçim süreci gibi önemli dönemlerde her türlü teröre karşı istihbarat toplamaya göre konuşlandırılmış olsaydı.
Keşke, partilerin hiçbirinin üzerinde terör örgütüne destek gölgesi olmasaydı. Böyle bir gölge algısı oluştuğunda gereğini hiçbir tartışmaya meydan vermeyecek biçimde ortadan kaldırabilseydi.
Ama keşkeler sorunu çözmüyor...
Her şeye kan bulaştı...
Barış, akıllı insanların işidir.
Şimdi, aklımızı kullanabilme, bu cinnet ortamında sağlıklı düşünebilme zamanı...


Yazarın Son Yazıları

Demoktatörlük! 13 Ocak 2021
AİHM’den Uludere’ye! 27 Aralık 2020
Yolsuzluk kurumu! 22 Aralık 2020