Nazar Büyüm

‘Dışarı’dan ‘içeri’ye mektup

15 Şubat 2017 Çarşamba

Kardeşlerim,

1915’ten bu yana en büyük yıkım Güneydoğu’da yaşandı. Hem 80’lerde hem şu son birkaç yılda. Ama bunu siz zaten biliyorsunuz; o zaman henüz hürriyetiniz tamdı; hepimiz gibi dünyanın basını en özgür ülkesinde yaşıyordunuz. Şimdi 100 günü aşkın içerdesiniz. Oh, ne ’lâ! Haber peşinde koşmak yok. Gazete yapmak yok. Orada suç da işleyemezsiniz artık. Ahmet Şık da eklendi mevcuda. Daha ne?

Öteden beri bir soru kurcalar aklımı: İşsiz olmak mı daha kötü, işsiz kalma korkusu mu?

İşsiz kalma korkusu ağır basar çoğu kez. O korku insana çok şey yaptırır.

Bunu bir benzerini şimdi tüm ülkede, çoğu insanda görüyoruz. İçeri girme korkusu neler neler yaptırıyor çoğuna. Siz içerdesiniz, öyle bir korkunuz yok. Bir “Oh, ne âlâ,” daha…

***

Sizlere biraz bizim buralardan haber vermek isterim.

Bir kere, genel olarak her şey yolunda.

Anayasa tamam. İlgili makamda, yani asıl sahibinde onay bekliyordu, onaylandı. Yazarların suç işlemesini önlemek için kitaplar daha basılmadan yasaklanıyor. Her ihtiyaca göre KHK’ler fayrap.

KHK diyorlar, kanun hükmünde kararname. Yani bildiğimiz ferman. Sorgulanamaz. Hikmetinden sual olunamaz. Bazı arkadaşların buna aklı yetmiyor. Benim yetiyor. Sizin de aklınız -artık- yetiyordur ama bakın anlatayım.

Ben öteden beri iyi bir diktatörürün gelmesini özler, beklerim. Hayat kolaylaşır. Her şey daha kolay, daha çabuk olur. Ve her şey, elbette, halkın yararına olur. Kanun hükmünde kararname kanunun yetmediği durumlarda çok işe yarar. Örnekse, KHK Gülenci olmak iyidir der, Gülenci olmak iyi olur. Gün gelir, KHK, Gülenci olmak FETÖ‘cü olmaktır, FETÖ’cü olmak ÖCÜ olmaya denktir, kötüdür, der, FETÖ’cü olmak ÖCÜ olur, kötü olur.

Tıpkı, mevcut anayasa eğer başkanın niyetine, etkisine, yetkisine, ehliyetine yetmiyorsa, ne yaparsanız, başkanı, pardon, anayasayı değiştirirsiniz, olur biter. Tıpkı KHK gibi, kanun yetmiyorsa KHK, anayasa yetmiyorsa...

Şimdi, bunları kavrayamazsak eğer, başkanlık sisteminin erdemlerini, artamlarını da kavrayamayız. O zaman ne yapmak gerekir? Bunları kavramak, kavratmak. Nasıl yani? Her yolu kullanarak. Tekbirle –pardon, mille pardon, takbihle, tekdirle, yetmedi, patakla kötekle.

Şehriniz İstanbul’dan gazetelerde, televizyonlarda görülmeyen bazı haberleri de bilvesile sizlere iletmek isterim:

Boğaz’ı denizaltından geçiş 24 saat mümkün oldu. İyi haber.

Çamlıca Camii tamamlanıyor. Eskiden Çamlıca’nın 3 gülü vardı, bu selatin camiin 6 minaresi var. Ve Boğaz’dan fevkalade görünüyor. Bir aksilik, Küçük Çamlıca Tepesi’ne heyula gibi, gudubet bir kule dikiyorlar; korkarım Büyük Çamlıca’daki büyük camiden daha büyük olacak, onu bastıracak. Buna izin verilmemeli. Verilmeyecektir.

Galataport’ta işler yürüyor. Kazıklar çakılıyor. Aynı hal Kabataş önlerinde de var. Orada da kazıklar. Galata’ya kruvaziyer, Kabataş’a vapur, motor uğramaz oldu. Galata’ya Port, Kabataş’a Martı konacak. Denizler kruvaziyer, vapur, motor dolacak.

Hemen her gün Haydarpaşa önünden geçiyorum. Orada, tarihi garın o yürek yakan terk edilmiş görüntüsü yetmezmiş gibi, şimdi buna bir de limanın terk edilmişliği eklendi... ki yürek dayanmaz. Limandaki bu ölümcül ıssızlığın liman faaliyetlerinin başka yerlere nakledilmesinden doğduğu söyleniyor; umuyorum ki inşallah doğrudur.

O söylenti inşallah doğrudur da, Kapalıçarşı, İstiklal Caddesi, Bağdat Caddesi, Mahmutpaşa, Laleli muhitlerindeki menhus hareketsizliği ne yapacağız?

Güneyden de çığlıklar geliyor. Binlerce turistik gezi teknesinin, otelin, apart otelin, pansiyonun geçen yaz gibi bir mevsimi daha kaldıramayacakları söyleniyor. Tümü de banka borçlu. Ve ne yazık ki 2017 de kayıp yıl gibi duruyor...

Daha yazılacak çok şey var, Varlık Vergisi, pardon, Varlık Fonu gibi... O da bir tür KHK, sorgulanamıyor.

Ama bu kadar bilgi/haber yeter; fazlası şimdi Silivri’de size, aç insana patlıcan oturtma yedirmiş gibi olur, midenize oturur.

Boğaz’ı kat ederken akla neler geliyor... Bu suları Konstantin gördü. Jüstinyen gördü. II. Mehmet, I. Süleyman gördü. Onlar artık yok ama Boğaz’ın suları akmaya devam ediyor.

Kardeşlerim, O Hal geçer, bu hal geçer; … kararmasın yeter ki sol memenin altındaki cevahir.

Boğaz’da sular akmaya devam ediyor kardeşlerim.

***

(Nâzım Hikmet’in Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler’ine ilaveten)

1970 Ekim’inde askere gitmeden bir ay kadar önce Ulus’tan Arnavutköy’e inen yolun üstündeki Ayazma’da akşam rakısındaydık, Mengü Ertel, karısı Ülfet, ben. Masada yığılıp kaldım. Altlı üstlü kanama, ülser kanaması. O halde askerlik, Polatlı Topçu Okulu. Kış kıyamet.

Berbat yemekler. Saatlerce talim. Altı ay sonra iyileşme: Tam şifa. O gün bugün ne ülser, ne kanama… İyileşme teşhisi: Düzenli hayat, düzenli idman, sorumsuzluk…

Yani? Sizin işiniz gazetecilik. Bunu yapamadığınıza göre, sorumlu değilsiniz. Spor. Düzenli beslenme. Sorumsuzluk. Her derde deva…


Yazarın Son Yazıları