Salgının pençesinde

29 Mart 2020 Pazar

Gözümde hep “Venedik’te Ölüm”den sahneler var... Sinemaseverler Visconti’nin dünya klasiği olan filmini bilir. 

20. yüzyıl İtalyan sinemasının en güzel kadın yıldızlarından Silvana Mangano’nun Dirk Bogarde ile rol aldığı filmde, kolera pençesinde Venedik’te geçen hastalıklı bir aşk anlatılır. 

Venedik’e tatile giden Alman aristokrat Gustav von Aschenbach, kaldığı rafine otel “Hotel des Bains”de, kendisi gibi soylu bir Polonyalı aile tanır. Ailenin Tadzio adında heykel gibi bir oğulları vardır. Orta yaşı çoktan geride bırakan besteci Aschenbach, oğlu yaşındaki bu gence marazi biçimde tutulur. Kentteki kolera salgınına bile aldırmaz, aklı hiçe sayar, Venedik’te kalır ve ölür. 

Harika dekorlar, şahane kostümlerle olağanüstü mükemmellikte bir “atmosfer filmi” olan “Venedik’te Ölüm” de Visconti’nin başarısı, “dekadans/çürüme” ile at başı gelen “yok oluşu” sıra dışı görsellikle anlatmasıdır. Geçmişin en ihtişamlı kentlerinden Venedik’in, kolera pençesindeki tükenişine Aschenbach’ın kişisel tükenişi eşlik etmektedir. 

Korona günlerinde filmi ilginç kılan diğer nokta, hastalık ve salgın karşısında gösterilen akıl tutulması.

Aschenbach, sırf Tadzio’yu görebilmek için Venedik’ten ayrılıp vatanına dönmüyor...  

Venedikliler de gerçekle yüzleşmek yerine salgını ört bas etmeyi yeğliyorlar...  

Örtbas çabası 

  Visconti’nin filmi, Thomas Mann’ın aynı isimli başyapıtına dayanıyor. Mann, 1912’de yayımladığı romanı, Venedik’te bir yıl önce bizatihi yaşadığı bir tatilin otobiyografik öğelerine dayandırıyor.  

1911’de Venedik’te sahiden bir kolera salgını yaşanmış... 

Filmde olduğu gibi Mann’ın yapıtında da otoriteler, şehrin turizm gelirlerini feda etmemek için turistleri uyarmıyor. Venedik’te afaki bir “hastalık”tan bahseden Alman gazeteleri ise bir anda ortalıktan yok oluyorlar. 

Venedikliler, olana bitene neden sonra... sokaklara kireç dökülmeye ve her köşeden dezenfektan kokuları yayılmaya başlayınca uyanıyor. Duvarlarda aniden sağlık uyarıları yapan gizemli afişler beliriyor. Yapıtın başkahramanı Aschenbach, sıkıştırdığı otel personelinden sorularına yanıt alamıyor. Nihayet bir seyahat acentasında karşılaştığı bir İngiliz, kendisine fısıltıyla konuşulan gizemli hastalığın mahiyetini açıklıyor ve “Önce bir denizcinin öldüğünü”, “ölülerin sonra farklı mahallelerde katlanarak arttığını, kentte aylardır sürmekte olan bir salgın olduğunu” anlatıyor. 

‘Karantina’ İtalyancadan...

Mann ve Visconti’nin başarıyla aktardığı “salgın karşısındaki bu ağır çekim aymazlığı”, İtalya şimdi bir asır arayla tekrar yaşıyor. 

Bu benim şahsi tespitim değil. Ülkenin önde gelen bilim adamı Silvio Garattini’nin saptaması. Garattini “Yaşam önceliği tüm ekonomik önceliklerden üstündür” diyor: “Karantinaya çoktan başvurulmalıydı. Ekonomik çıkarlar yaşamın üstünde tutulduğu ve tersi yapıldığı için bugün bu sonucu yaşıyoruz. En ağır faturayı sağlık çalışanları ödüyor.”   

Bugüne dek ölen doktor sayısı 47. Covid-19 kurbanlarının sayısı da gecikmeli tedbirler nedeniyle günde bine ulaştı.    

Salgın konusunda uzun ve zengin bir deneyimi olan İtalya gibi bir ülke için bu yeniden aynı hatalara düşmek inanılmaz. 

Sadece geçen yüzyılda bu ülke, Mann’ın hikâye ettiği kolera salgınını ve 1918’deki İspanyol gribini yaşamış. “Veba” salgınlarından hiç bahsetmiyorum bile. Çizmenin salgın geçmişi öyle köklü ki, “karantina” sözcüğü bile İtalyancadan; “quaranta” yani “kırk” sözcüğünden geliyor. 

Dekadans’ döneminde yakalandılar

Covid-19’a aymazlıkla yakalanan tek ülke tabii sadece İtalya değil. 

İtalya’dan sonra Avrupa’da salgından en çok etkilenen ülke İspanya’da, tıklım tıklım dolu “tapas/meze barları” düne kadar açıktı. İngiltere’de Kraliçe, oğlu Charles Covid-19’a yakalanana dek “Ben programımı değiştirmem!” mesajları verdi. Kendisi korona olan Johnson, “ölen ölür kalan sağlar bizimdir” anlamındaki “sürü bağışıklığını” savunuyordu. 

Macron beri yandan insanların sinek gibi düştüğü bu ortamda seçim yapmaktan imtina etmedi. “Gripten daha çok insan ölüyor” ekolünün biricik temsilcisi Trump ise hâlâ “ABD ekonomisini kapatmam!” diye israr etmekte.   

Venedik’te Ölüm”de hikâye edilen “dekadans/yozlaşma” özde böyle bir şey sevgili okurlar. Avrupa ve Batı bu virüse bu büyük bir akıl tutulması ve dekadans döneminde yakalanmasaydı, kurban sayısı asla bu kadar çok olmayacaktı. Buna kuşkunuz olmasın.     


Yazarın Son Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020
Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020