Sosyal medyada viral olur olmaz İtalya’dan bir arkadaşım; bana “Çenem düştü” diye yazdı: “Bu haber, sahi mi, Zaytung mu?”
Bir Türk dizileri “fan”ı olarak şunu da ekledi:
“Oyuncular tevekkeli sürekli bellerindeki tabancaları göstermiyor?”
Gazeteci olan arkadaşım, Sicilya raconuna hâkim olmasına rağmen; “yerli ve milli” “tabanca kültürümüzü” çözümleyememiş.
Ama buna karşın İtalya Başbakanı Meloni, bir dram yaşamadı. Boşuna “Duçetta” lakabıyla anılmıyor...
“Ben silaha asla dokunamam. Ülkeme sokamam!” diyerek kuru gürültü koparan onca liderin aksine, hediyesini alabildiğine gerçekçi bir doğallıkla alıp güvenlik ekibine teslim etti ve ülkesine götürdü.
Niye?
Meloni çünkü bir zamanlar bakan olarak yer aldığı Berlusconi hükümetleri döneminden “kişiselleştirilmiş zirve usluplarına” ve silah olmasa da alışılmış kurallar dışına çıkan hediye diplomasisine talimli.
21. yüzyılda “sultanizm” kavramıyla beraber bu kapıyı açan ve de siyasete sokan ilk lider Berlusconi oldu.
Çizme siyasetini, 20 yıl boyunca şartlayan trilyoner iş insanı Berlusconi, uluslararası sahnedeki ilk büyük çıkışını Cenova 2001 G-8 zirvesiyle yapmıştı.
O dönem Putin’i de kapsadığı için, bugünkü G-7 yerine G-8 olarak anılan toplantı için Cenova kentinde Avrupa yakın tarihinde görülmemiş bir OHAL ilan edilmişti.
O kadar ki “güvenli bölge”de, balkonlara “çamaşır asmak” dahi yasaktı.
MUSSOLİNİ MİRASI
Sade çamaşır asmak yasaklansa iyi, kent merkezindeki yıkık dökük binalar “estetik bir kamuflajla” panolar ardına gizlenmişti.
Gazeteler bu yöntemin İtalya’da yalnız Mussolini döneminde kullanıldığını yazmış, Hitler’in Roma ziyaretinde İtalya başkentini, “Duçe”nin boydan boya karton panolarla kaplattığını hatırlatmıştı.
Bu dokundurmalara hiç aldırmayan Berlusconi, zirvede “markaja almayı” hedeflediği dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un kalacağı oteli defalarca önden teftiş etmiş, beğenmediği mobilyaları bile Bush’un suitinden dışarı çıkarttırmıştı.
Yalnız bu mu?
Zirve mekânı tarihi “Dükler Sarayı” girişindeki limon ağaçlarının tablo gibi görünmesi için üzerlerine şeffaf iplerle yapay limonlar astırmıştı.
Yüzyıl başında bir yol ayrımı olan o zirve, sadece “yapay limonları” ile değil; “neoliberalizmi” protesto etmek için Cenova’ya akın eden aktivistlerin meydan dayağıyla da tarihe geçti.
Limon ağaçları kurgusuyla dizi film tadında başlayan zirve, dramla noktalanmış; “tek adam”ların kucaklanması ve Batı demokrasilerinin başkalaşmasıyla son bulmuştu.
Dahası... Berlusconi, yüzyıl başındaki Cenova zirvesiyle gene o güne kadar Batı’da görülmemiş, benzerine rastlanmamış bir “hediye diplomasisi” ile çığır açmıştı.
Cenova ve ardından gelen tüm zirvelerde İtalya başbakanı, hükümet ve devlet başkanlarına dağıttığı “pahada ağır” hediyelerle gündeme geldi.
Liderlere imzalı Patek Philippe ve Bulgari saatler; eşlerine de mücevher armağan etmek; “şövalye” lakaplı başbakanın sık yaptığı jestlerdendi.
Sırf Blair’e 18 saat armağan ettiği biliniyordu.
Bush ve İngiltere başbakanı ötesinde, “işleri pişirmek” istediği Putin’e de kasalarla İtalyan şarapları yolluyordu.
Önemli ayrıntı, Berlusconi’nin bu feodal tattaki “hediye diplomasisini”, vergi mükelleflerine hiç yüklememesi ve tümüyle kendi cebinden karşılamasıydı.
‘ERDOĞAN İKİYÜZLÜLÜĞE ATEŞ ETTİ’
Berlusconi’den aşılı olmalarına karşın, Erdoğan’ın “silah armağını” İtalyan kamuoyunda bir “şok etkisi” yarattı.
Muhalefet Meloni’nin, altın kabzalı tabancayı uzun etmeden İtalya’ya getirmesini “Sözde barışı güvence altına almakla yükümlü NATO, ateşli silah dağıtıyor” sözleriyle eleştirdi.
Ana akım “Corriere” ve “Repubblica” gazeteleri konuyu başsayfaya taşıdı.
“Corriere della Sera”, “Babıali’de sultanlar konuklarına, ipek brokar kaftanlar hediye ederdi. Silah armağanını şimdi neye yormalıyız?” diye yazdı.
Yanıt makamındaki başyazıda da, “Silahlanmanın konuşulduğu bir zirve ardından, konuklara silah dağıtmak; ‘Diplomatik şirinliklerle buraya kadar. Bundan sonra masada silahlarla konuşacağız’ gibisine niyet beyanına benziyor” dendi.
Muhalefetten “Il Fatto Quotidiano” da beri yanda dünkü başyazısında, “Bu armağan, seremoni sonundaki kutlama konfetilerini andırıyor” notunu düşerek ekledi:
“Liderler, Ankara’ya tam da bunun için gittiler: Uçak, tank, silah, dron, füze, bomba ve akıllı mühimmatlar konuşuldu. On yılda bunlara 800 milyar dolar harcamak kararlaştırıldı. Yeni silah üretimlerine, alımsatımlarına karar verildi. Bu liderler çıkıp şimdi bakıyorsunuz ‘Aovv! Tabanca şiddet çağrıştırıyor’ diyorlar. Füzeler meğer şiddet çağrıştırmıyormuş. Füzeler ‘jeopolitik’, dronlar ‘strateji’, bombalar ‘caydırıcılık’, uydular ‘güvenlik’, katliamlar ‘yan hasar’ ve soykırım ‘semantik problem’ oluyor. Erdoğan 357 bir Magnum tabanca ile bu ikiyüzlülüğün suratına eteş etti.”
Zeitgeist işte bu.