Tarihin garip tecellisi. Titanik’i de Grönland’dan kopan bir buzdağı batırdı.
NATO’yu da büyük olasılıkla Grönland batırmış olacak. Kimilerine göre batırdı bile.
Çok tuhaf...
Ömür boyu biz hep, “Danimarka, İskandinavya gibi ülkelerin tuzu kuru. Sıkıntıdan ölecekler. Bu coğrafyada bizim bir günde yaşadıklarımızı bir yılda yaşayamazlar” derken işe bakın ki II: Dünya Savaşı sonrası statükosunun sonunu getiren en ölümcül darbe, penguenlerle Eskimoların yaşadığı Arktik’ten indi.
Yaşananlara inanmak için insanın kendini çimdiklemesi gerekiyor. Bir kurgunun içinde düşlenebilecekleri yaşıyoruz.
Dünya şok-şok- şokta. Trump’ın- dört yıllık aradan sonra- 2. kez Beyaz Saray’a çıktığı 2025 Ocak’ında bu kabusu kim öngörebilirdi?
ABD Başkanı’nın karanlık prenslerinden Steve Bannon ile Trump’ı çevreleyen teknooligarklar gerçi, “kurulu düzeni devireceklerini” açıkça beyan ediyorlardı. Ama ABD’nin Batılı ortakları planı ciddiye almadılar ve “popülizm” kontenjanından geçiştirdiler.
2025’in şubat ayında daha, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün hemen bir ay ardından, JD Vance, dünyanın önde gelen tüm askeri uzmanları ve savunma bakanlarını biraraya getiren “küresel jeopolitiğin buluştuğu platform” Münih Güvenlik Konferansı’nda; ABD Başkanı’nın Davos konuşmasının bir ön versiyonunu yaptı.
“Kentte yeni bir şerif var” dedi; “Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna. Değerlerimiz artık uyuşmuyor” diye Avrupalılara kapıyı gösterdi.
Avrupalı liderler ilk kez “Hâlâ Batı ittifakı var mı?” sorularını sordular, birkaç gün sarsıldılar. Ama hayret verici biçimde sonra bir şey olmamış gibi, yola devam etmeye ve “appeasement”a yani “ayıya dayı demeye” karar verdiler.
‘DELİ KRAL’ SORUNSALI
Umutları, “Deli Kral” lakabıyla nam salan Trump’ı 2. dönem boyu oyalayıp, arkadan halefiyle ilişkileri kalınan yerden sürdürmekti.
Ancak bugün olduğu gibi o gün de, Davos’ta Kanada Başbakan’ı Mark Carney’in adını koyduğu “rupture/ kopuş” noktasına gelindiği belliydi.
ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick Davos’ta, ABD Başkan Yardımcısı Vance’in bir yıl öncesinde kullandığı “yeni şerif” metaforunu tam birebir tekrarlayarak, “Biz buraya statükoyu yıkmaya geldik” ve gene “kentte yeni bir şerif var!” dedi.
Avrupalılar bu “şerif” göndermesiyle peki niye başa çıkamıyor? Neden işgal tehdidi altında olan- Kanada Başbakanı Mark Carney gibi masaya güçlü bir yumruk vuramıyor?
Uzun süredir kafamda dönen bu sorunun cevabını Trump’ın nefret obejesi Columbia Üniversitesi profösörlerinden Jeffrey Sachs veriyor.
Nasıl oluyor AB liderleri, kendilerine hakaret edip aşağılayan, tiye alan Trump’ın posttruth saçmalıklarını bir saat dinliyolar? Dinlemek bir yana sözde espirilerini kıkırdaşıp alkışlıyorlar? Kapıyı vurup, neden dışarı çıkamıyorlar? Bırakın De Gaulle’ü, aralarından neden zamanında Irak savaşına meydan okuyan Chirac çıkmıyor?
Siyaset bilimcisi Jeffrey Sachs bu soruyu, “Çünkü” diyerek yanıtlıyor; “Avrupa’nın son 30 yıllık siyasi sınıfı Atlantic Council, German Marshall Fund gibi örgütler ve ABD derin devleti ile CIA tarafından yetiştirilmiştir. ABD ile uyumlu hareket etmezlerse siyasi kariyerlerinin biteceğini bilirler. Ayrıca ABD emperyalizmi kadar Rus emperyalizminden de çekiniyorlar. Sıkışmış durumdalar!”
O yüzden Trump serbestçe atıp tutuyor, kasıp kavuruyor ve dünya hızla büyük güç dengelerinin, küçük ulusların egemenlik kaderlerini bellediği bir 1945 öncesi dehşetine savruluyor.
BUDALANIN ANLATTIĞI MASAL
Takvimi hatta 4 yüzyıllık bir geri salınımla, “egemenlik” anlayışının kaynağı kabul edilen 1648 Vestfalya Antlaşmasına dek geri alanlar var...
Ağır tehdit, hakaret, ültimatomların havada uçuştuğu bu tümüyle kuralsız yeni düzene, tüm bu nedenlerle “Don Corelone” den mülhem “Donald Corleone”, “gangsterlik/ eşkiyalık” tanımlarını yapıştıranlar da oluyor. Fransızlar, ABD Başkanı’nın yere göğe sığmayan egosu nedeniyle yeni konjonktürü “jeo politik” yerine “ego politik” olarak tanımlıyor.
“Hakaret diplomasisi”, “fake/yalan diplomasisi”, “akışkan diplomasi”... hepsi Trump dış politikasına verilen isimler.
Başkan Trump’ın savurduğu tehditler zira rüzgâr hızıyla değişebiliyor.
Trump, birkaç saat öncesinde söylediklerini gözünü kırpmadan ve hiç rahatsızlık duymadan geri alabiliyor. Son anda Grönland için varıldığını iddia ettiği üzere, olmayan “hayali anlaşmalara” istinaden viraj alabiliyor.
Trump’ın saati saatine uymayan “diplomasisine” (!), “akışkan modernite” kavramını yaratan Zygmunt Bauman’a selamla “akışkan diplomasi” adı deniyor.
Ama ben Trump hakkındaki en ayrıntılı biyografilerden birini yazan muhalif yazar Michael Wolff’un tanımını yeğliyorum. Trump’ın transatlantik ilişkilerde bir yol ayrımı sayılan Davos konuşması için Wolff, Shakespeare’in Macbeth’ine atıfla:
“Bir budalanın anlattığı masal” diyor; “Ses ve öfke dolu”.
Ama ne yazık ki dünya bu kez “ses ve öfke dolu bu masal”ın doğrudan içinde yaşıyor.