ABD’nin İran saldırısında hâlâ akıl, mantık, fikir “rasyonel” arayanlar soruyor: “İsrail’i anladık. ABD’nin stratejisi ne? Neyin peşinde? Konunun-2025 Haziran saldırısında sözüm ona tamamen bertaraf edildiği söylenen-nükleer tehdit olmadığı kesin. Hedef eğer nükleer değil de rejim değişikliği ise onun için de anlamlı bir plan, program, dizayn yok? O zaman nedir? Ne istiyor Donald Trump?”
Bu soruya en yalın ve çarpıcı yanıtı, Trump’ın hafta içindeki “birliğin durumu” konuşması ardından eski Başkan Bill Clinton, yaptığı ayrıntılı bir değerlendirme ile verdi.
Halihazırda 79. baharını sürmekte olan Clinton, ikide bir müptezel kadın merakı ile hâlâ gündeme gelmese muhalefetteki en güçlü lider kumaşına sahip olan siyasetçi. Onun için belki hâlâ bu kadar odak.
Demokratlar arasında Obama dahil, hâlâ Clinton’ın siyasi antenleri ile yarışabilecek bir ikinci isim yok.
CLİNTON: ‘UYKUM KAÇIYOR’
Uzatmayalım. Eski Demokrat Partili başkan, Trump’ın bir buçuk saatlik bol atraksiyonlu ve de atmasyonlu Kongre konuşmasından sonra; “Bir kayma oldu/ Something shifted” dedi.
Tektonik levhaların hareketi benzeri bir kaymaya işaret eden Clinton; “Ortadoğu’da yeni bir askeri çatışmanın arifesinde olabiliriz” diyerek konuştu: “Bu amaçla, parçalar üst üste konarak bir ‘vaka, dava/ case’ inşa ediliyor!”
ABD’nin “bir taraftan kirli, karanlık, bulanık bir diplomatik dil kullanırken bir yandan da bölgeye askeri yığınak yapmasını” bundan birkaç gün öncesinde çok ama çok tehlikeli bulduğunu açıklayan eski başkan; Trump’ın dilinin “birliğin durumu” konuşmasında “ültimatom”a dönüşmesine dikkat çekti
Kıssadan hisse; “O yollardan ben de geçtim. Bu numaraları bilirim” demeye getirdi: “Bütün ülkenin canlı yayınla izlediği başkanın ‘birliğin durumu’ konuşmasında, bir askeri harekâta temel teşkil edebilecek retorik dozunu yükseltmesi kaygı vericidir. O retorik sonra durdurulamaz. Hele de görev başında, siyasi anlatıyı değiştirmek ve biçimlendirmek için olabilecek her dramatik girişime başvurmaktan çekinmeyen bir başkan varsa...”
Clinton “geceleri uykularım kaçıyor” vurgusuyla sıraladığı uyarılarını, Trump’ın söyledikleri denli, söylemedikleri üzerine de -bilhassa altını çizerek- bina etti.
“Değerlendirme yaparken” diyerek özetle üsteledi: “Birliğin durumu konuşmasının hangi ulusal ve de uluslarası içerikte yapıldığına bakmak gerekir. ‘Bağlam, içerik/ context’ her şeydir. Ortadoğu’da gerilim yükselirken başkanın onay oranları düşüyor. Amerikan orta sınıfı zira yakasını bir araya getirmekte zorlanıyor ve ciddi ekonomik sorunlar altında eziliyor. Başkan ise hiç orada değil. Bunlara odaklanmıyor ve fantezi ürünü bir ‘Amerikan altın çağı’ndan bahsediyor. Cumhuriyetçiler böyle giderse Kongre’yi kaybeder.
Trump’ın işte bunun önüne geçebilmek için siyasi anlatıyı biçimlendirmesi ve elinde tutması şart. Nasıl? İçeride, göçmen politikasındaki kutuplaşmaları kaşımak ve önümüze 9 ay sonra getirilecek sandığa bugünden gölge düşürmek suretiyle...
Cumhuriyetçilerin yenilgiye uğrarsa.. ‘Sandık çalındı’ diyecek.
Şimdiden bunun taşlarını döşüyor.
Dışarıda da eşzamanlı olarak savaş tamtamları çalıyor.
Ara seçim öncesi bir dış çatışma; Trump’a siyasi panoramayı dilediği gibi biçimlendirmek olanağı verecektir.”
MEİN KAMPF DERSLERİ
Her şey özetle propaganda. Yalan, ne kadar büyük olursa... O kadar gerçek.
Bunları nereden hatırlıyoruz? Nazilerin meşhur propaganda bakanı Goebbels’den.
Yanı başımızda İran fırtınası kopmasaydı size bugün Roma’da kapalı gişe oynayan “Mein Kampf”tan bahsedecektim.
On yıl öncesine değin “yasaklı” olan bir kitabın sahnelenme aşamasına gelmesine şaşırdığım için, arka sıralarda da olsa hemen bir bilet edinerek içeri girdim.
Merakımı ilk dereceden tetikleyen şey, Meloni İtalya’sında izleyicilerin hangi yandan olduğuydu.
Bir buçuk saat süren tek kişilik oyun tam bir “Genco Erkal’ın kalemiydi” diyeyim, siz anlayın.
Perde inerken 5 dakika ayakta alkışlanan oyun, kitapların yakıldığı 10 Mayıs 1933 badiresiyle başlıyor, 10 Kasım 1938 “Kristallnacht/Kırık Camlar Gecesi”ne bir göndermeyle, tavandan aşağı sahneye şangur şungur boca edilen cam kırıklarının kulakları sağır eden gürültüsüyle bitiyor.
Bu tek enstantane bile “Tarihi değiştirmeye nereden başlanır” sorusuyla başlayan temsilin gücünü göstermeye yetiyor.
Işık ve de yalın dekorla alabildiğince çarpıcı tezat oluşturan özel efektler çok başarılı.
Ama daha derinlerde bir yerde çok daha kalpten ve gönülden oynayacağına inandığım sevgili Genco’yu, oyun boyunca özlemle anmadan edemedim.
Temsilin en iz bırakan yanı, faşizmin inşasında bugün de alabildiğine işlevsel olan propagandanın -aklın esir alınmasında ve de kitlelerin ilkel duygular, güdülerle ele geçirilmesindeki- başat rolüydü.
Mein Kampf 1924’te yayımlanmış.
Yüz yıl sonra güncelliğini koruyor.